DÜNYADAKİ HER ŞEYİN SONU BİR ÇÖP YIĞINI OLMAK!
Kehf 45: “(Rasulüm) onlara dünya hayatının misalini ver: (Dünya hayatı) semadan indirdiğimiz su gibidir, onunla arzın nebatı (bitkileri) birbirine karışır. Derken (o bitkiler) rüzgârın savurduğu çöp kırıntısı haline geldi. Allah her şeye muktedirdir.”
Bu ayeti tefekküre başlarken ilk tefekkür cümlemiz şu olabilir: Evet, dünyadaki her şeyin sonu bir çöp yığını olmak! Neye yatırım yapsam, neyin peşine koşsam, ne için ömrümü tüketsem neticede o Sahibi’nin bahsettiği gibi bir çöp kırıntısına dönüşecek. Onlar siz öldükten sonra insanların üzerinde kavga ettikleri bir mal haline gelecek, sonra eskiyip çöp kırıntısına dönüşecek. Ya senin halin ne olacak? Sizin haliniz ne olacak?
Hadiyd 20: “İyi bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süstür; aranızda bir övünmedir, mallarda ve evlatta bir çoğalma yarışıdır. Bunlar bir gays (yağmur, rahmet meselesi) gibidir ki onun nebatı (bitkisi) küffarın hoşuna gider. Sonra (o nebat) kurur da sen onu sararmış görürsün. Sonra bir tutam kuru bitki (atılası çöp) olur. Ahirette ise şiddetli bir azab ve Allah’tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”
SALÂT “YAPIYORUZ İŞTE” DEYİP ARADAN ÇIKARACAĞINIZ BİR İŞ MİDİR?
Bilip uygulamak istediğiniz şeyler var ama yapamıyorsanız, “evet, öyle ama olmuyor” diyorsanız neden olmadığını söyleyeyim. Onun olması için gerekli sizdeki yapıları canlandırmalısınız. Sizde o zihniyetin ortaya çıkmasını sağlayacak beyin hücrelerinin canlanması gerekiyor. Buna Talib’seniz Sahibi’nin dediğini yapın ve bu örnekleri tefekkür edin inşaAllah.
Nisa 102: “(Rasûlüm) sen onların içlerinde olup onlara salât’ı ikame ettirdiğinde, onlardan bir taife seninle beraber kıyam etsin, silahlarını da alsınlar. Bunlar secde ettiğinde diğerleri sizin arkanızda olsunlar. Sonra salât ikame etmemiş diğer taife gelsin seninle birlikte (bilfiil) salât ikame etsin ve onlar da korunma tedbirlerini ve silahlarını alsın. Kâfir olanlar arzu ederler ki, siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da tek bir meyille meyletsinler. Size yağmurdan bir eziyet olursa yahut hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir günah yoktur. Bununla beraber korunma tedbirinizi alın. Muhakkak ki; Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.”
Ayet Salât-ı Havf (Korku Salâtı)nı öğretiyor. Korku halinde, korku sırasında salâtın nasıl ikame edileceğini savaşa ait bir örnekle anlatıyor. Düşman saldırdı, saldıracak, salât vakti de geldi, nasıl salât ikame edecekler? Savaşın korkusu, telaşı var, nasıl olacak? Hali tahayyül edin, savaş meydanındalar ve kılıçla bir savaş bu! Ayet onu öğretiyor. Ve dikkat edin, bir savaş ortamındalar ama salâttan taviz yok! Bu kadar önemli! Şimdi bunu içinde yaşadığınız rahat hayatta tefekkür edin. Kaloriferli evde, sıcak suyun aktığı, karnınızın doyduğu, açtığınız zaman buzdolabının ve cüzdanın dolu olduğu hal için tefekkür edin: Salât “yapıyoruz işte” deyip aradan çıkaracağınız bir iş midir? Sahibi bir salât tarif ediyor ki kılıçla yüz yüze, birebir yapılan bir savaşta, savaşta ikâme ediliyor. Salâtın önemini kavrayalım lütfen…
“MUHAKKAK Kİ SALÂT MÜ’MİNLER ÜZERİNE VAKİTLENMİŞ BİR YAZIDIR.”
O endişeli ortamdaki salâtın ikamesinden sonrası için buyuruyor: “Salâtın ikamesinden sonra ayakta veya otururken ya da yanlarınız üzerine uzanmışken sürekli Allah’ı zikredin. Emniyete kavuşunca salâtı gereğince ikame edin (artık gereğince yapın). Muhakkak ki; salât, mü’minler üzerine vakitlenmiş bir yazıdır.” (Nisa-103)
Demek ki Zikrullah devamlı! Bir öğüt bu: O endişeli ortamda tarif edildiği üzere sırayla; bir kısmınız kıyamda dururken bir kısmınız secde etti, sonra onlar arkaya geçip silahlarını aldı ve diğerleri secde etti. Münavebeli olarak salâtı ikame ettikten sonra da sürekli Allah’ı zikredin! Savaş halinde bile!
“Muhakkak ki salât mü’minler üzerine vakitlenmiş bir yazıdır.” Bu hüküm çok önemlidir: Salât mü’minler üzerine vakitlenmiş bir yazı! İnsanlar üzerine değil! Salâtın insanlarla ilişkisi yoktur. Salât, Billahi anlamında iman eden için bir farzdır ve vakitlerine göre farz kılınmıştır; vakitli, vakitlenmiş bir yazıdır; böyle bir farzdır.
HANİYF OLMAYANLAR DİNİ TARTIŞIYORLAR! BU TARTIŞMADAN ÇOK TEHLİKELİ SONUÇLAR ÇIKACAK DEMEKTİR!
Şimdi Nisa Suresi 78. ve 79. ayetleri konuşacağız, böylece ele aldığımız birçok konu özetlenmiş olacak, idrakımız ayetlerle pekişmiş olacak, meallere ve yazılara nasıl bakacağımızı göreceğiz.
Günümüzde artık birçok şey rahat ve açıkça konuşuluyor. Elhamdülillah İslami konular da açık oturumlar veya internet ortamında rahatlıkla konuşulabilir, tartışılabilir hale geldi. Ancak İslamiyet’in diğer konulardan farklı olmasını gerektiren bir yanı var. Ve maalesef diğer konularda işin gereği olarak gösterilen bir hassasiyet bu konuda gösterilemiyor. Nasıl? Sağlık konusunda bir tartışma var, bir grup oturmuş sağlıkla ilgili tartışıyor. İnceliyorsunuz ki konuşanların hiçbiri doktor değil, hiçbirinin tıp diploması yok, ama çok önemli tıbbi konuları konuşuyorlar! Ne kadar geçerli olabilir bu tartışma? Bir mühendislik dalında saatlerce süren bir açık oturum izlediniz, çok önemli iddialar var. Kişilerin özgeçmişlerine baktınız ki hiçbirisi mühendis değil, mühendislikle ilişkileri yok. Bir değeri kalır mı? Peki, konu İslam olduğunda tartışmanın kriteri nedir, neye göre ele alacağız? Konuşanların diplomalarına, kariyerlerine bakarak mı? Diplomanın ne olduğunu bize Rum Suresi 30. ayet söylüyor: “Haniyf olmayan yaklaşmasın.” Kriter budur: Haniyf olmadan yaklaşmayın! Sisteme, İslam’a haniyf olan yaklaşır! Haniyf olmayan yöneticiler, haniyf olmayan tartışmacılar, Tv’nin veya tartışma ortamının haniyf olmayan izleyicileri oturup bu konuyu tartışıyorlar! Bu tartışmadan çok tehlikeli sonuçlar çıkacak demektir! Hazreti Ali radıyallahu anh’den rivayetle Efendimiz buyuruyor: “Şunlardan olmaktan korkarım ve şöyle grupların gelmesinden korkarım: Bir cahil etrafına cahilleri toplar, İslamî bilgilendirme yapar.” Efendimiz bizi uyarıyor. O dönemin idrakında cahil demek örten demektir. Haniyf olmayan örtücü birisinin etrafına haniyf olmayanları toplayıp bu konuları tartışmasının tehlikesine karşı uyarılıyoruz. Onun nasıl tehlikeli bir iş olduğunu şimdi örneklerle göreceksiniz. Örnek olarak Nisa Suresi 78 ve 79. ayetlerinin meallerini inceleyeceğiz. Bu iki ayete birkaç mealden bakalım, siz daha sonra başka meallerden de bakabilirsiniz. Önce Muhyiddin İbni Arabî Hazretleri’nin Tefsir-i Kebir Te’vilat kitabına bakalım. Bu tür kitapları tercüme eden, Türkçeleştiren haniyf değilse nasıl sonuçlar çıkıyor bakın. Bu tefsir Muhyiddin İbni Arabî Hazretleri’nin ama onu Türkçeleştiren haniyf olmayınca iş nasıl değişiyor bakın. Böyle bir durumda sonuç hanif olmayandan yana çalışır, haniften yana değil!
“Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile. Kendilerine bir iyilik dokunsa “bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “bu senden” derler. Hepsi Allah’tandır, de! Bu adamlara ne oluyor ki, bir türlü laf anlamıyorlar.” (Nisa-78)
“Sana gelen iyilik Allah’tandır, başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara Rasul gönderdik, Şahid olarak da Allah yeter!” (Nisa-79)
Eğer karşımıza gelen manaları önemseyen ve onu cidden öğrenmek isteyen biriysek Nisa-78 ve 79’u okuduğumuzda, okuduğum bu meale göre, ne yapacağını şaşıracaktır.
Nisa-78 diyor ki; “Onlara söyle, iyilik de kötülük de Allah’tandır desinler.” Bu cümleyi okudun, ne anlarsın? “İyilik de kötülük de Allah’tandır” diyeceğiz, başımıza gelen kötülük için ”bu şundandır” demeyeceğiz. Çünkü önerilen bu: Hepsi Allah’tandır deyin! “Hepsi Allah’tandır” diyeceğimizi öğrendik. Şimdi Nisa-79’u okuyoruz: “Sana gelen iyilik Allah’tandır, başına bir kötülük gelirse nefsindendir (kendindendir).” Bu ayet önceki öğrendiğime ters (mi) düştü! Böyle sanınca insan ne diyeceğini şaşırır. “Olmadı” dese olmaz, çünkü bu bir ayet. En iyisi (günaha girmektense) bu işlere hiç karışmayayım, Allah’ın işine karışılmaz der, geçer gider. “Bununla uğraşırsam Dinden çıkarım, inanışım bozulur” deyip örtülü hayata, dünya hayatına devam eder. Hem de Kur’an okuyarak…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04