İKİ İDRAK VAR: ALLAH’I ÖRTMEYEN İDRAK,
ALLAH’I ÖRTEN İDRAK
Bir mealin doğruluğunu nasıl görebiliriz, nasıl anlayabiliriz? Arapçanız çok iyi olmasa, hatta hiç Arapçanız olmasa bile ayetin orijinal okunuşuna bakın, mutlaka ipuçlarını göreceksiniz. Bazı ipuçlarını şimdi söyleyeceğim, o zaman siz meali kendiliğinden oluşturacaksınız. Örnek olarak Nisa-78 ve 79’u ele alalım, onunla devam edelim. Bu ayetlerin meali en azından şöyle olmalı, en azından şöyle başlamalıdır.
Nisa-78: “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır, sağlam ve yüksek kalelerde bulunsanız bile…”
Bu “kale” ifadesi ayetin orijinalinde “buruc” diye geçer. Günümüzden düşünürsek, gelecekte olabilecek burç seyahatlerini, yıldız seyahatleri de gündeme gelir. O zaman geleceğe de hitap eden bir cümle olarak; “başka gezegenlerde bile olsanız ölüm size ulaşır” denilebilir.
Esas tezata düşülen kısım: “Onlara bir iyilik isabet ederse “bu Allah indindendir” derler.” Ayetin orijinalinde “indillah/Allah indi” geçiyor. Bunu aklımızda tutalım. Onlara bir iyilik gelirse “Allah indindendir” derler. Eğer bir kötülük isabet ederse “bu senin indindendir” derler. “Bu sendendir” değil de “senin indindendir” diyorlar! De ki; “küllün min indillah; hepsi Allah indindendir.” ‘Allah’tan’ değil, ‘Allah indinden’ deniyor.
Ayetteki bazı kavramları fark edebilmek için birkaç açıklama daha yapalım. “İyilik” denilen kelime “hasene”dir, “kötülük” ise “seyyie”dir. Hasene; normal yaşantıda da iyiliktir, güzelliktir. Eğer iyilik ve kötülüğü Kur’an’ın mesajına uygun meallendirmezseniz tanrısal bir mana oluşur. Kendinize, size uygun (ilan ettiğiniz tanrılığa uygun) şeylere “iyilik”, ona zararı olana da “kötülük” dersiniz. Ama ayetteki mana böyle değildir. Tanrılar ve tanrılık ayetin umurunda değildir. Ayette anlatılan, senin ilan ettiğin tanrılığının menfaatine uyuyor, uymuyor olması değil! Ayetteki hasene ve seyyie şudur: HASENE Allah’ı örtmeyen idrak ve davranışlardır. Allah’ın varlığını örtmeyen, küfre girmeyen idrak ve bu idrakın davranışları hasenedir. SEYYİE Allah’ın varlığını örten idrak ve davranışlardır. Tanımlara bu şemsiye altında bakmak gerektiğini hep anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü bunun dışında geçerli bir idrak yok. İki idrak var: Allah’ı örtmeyen idrak, Allah’ı örten idrak. Ve bu idrakların davranışları var! Çeşitli isimler altında sıralanan listeler bu iki şemsiye altındaki detaylardır. Ama esas şudur: Allah’ı örtüyor mu, örtmüyor mu?
BEĞENMEDİĞİNİZ BİR İŞİN, BİR KONUNUN
HÜKMÜNÜ İNSAN VERDİ DERSENİZ KÜFRE
DÜŞMÜŞ OLURSUNUZ. ÖYLE DEMEYİN!
Nisa-78: “Eğer onlara bir hasene isabet ederse (hasene şemsiyesi altındaki tüm fiiller için) derler ki; ‘bunun hükmünü (kararını) Allah verdi’. Ona bir seyyie isabet ederse (örtücülük kapsamındaki her şey için) ‘bunun hükmünü sen verdin’ derler. Öyle demeyin, insana hüküm veren bir özellik kazandırmayı: Hüküm Allah indindendir.” Nisa-78’deki tüm mesele hüküm meselesidir! Hükmü kim veriyor? Hüküm Allah İndindendir! Yani Allah’ın zatındandır! “Hüküm Allah indindendir” demek, onun hükmünü Allah verdi demektir. “Senin indindendir” dediğinizde siz insana da bir “ind” vererek ona bir hüküm noktası, hüküm verebilen bir özellik kazandırıyorsunuz. Ayet: Öyle demeyin, insana hüküm veren bir özellik kazandırmayın diyor. Çünkü hüküm Allah’ındır! Hüküm verme iddiası ise tanrınındır! Esas hüküm Allah’ındır. Biri çıkar “ben hüküm veriyorum” derse tanrılığını ilan etmiş, tanrılık yapmış olur veya birisine tanrılık yüklemiş olur.
Ayette bahsedilen o grup; “kötü işlerin hükmünü Allah vermemiştir, o senin indinden, o hükmü sen veriyorsun” diyerek kendilerince Allah’a iltifat ediyorlar. Hâlbuki iltifat diye küfrediyorlar, O’nun varlığını örtüyorlar. Bu yüzden uyarıyor: Öyle demeyin, her şeyin hükmünü Allah verir, her şeyin hükmü Allah’tandır! Böyle deyin. Hüküm Allah’ındır, Allah hüküm verir. Beğenmediğiniz bir işin, bir konunun hükmünü insan verdi derseniz küfre düşmüş olursunuz. Öyle demeyin! Her şeyin hükmü (Hasenenin hükmü de, Seyyienin hükmü de) Allah indindendir.
İKİ SEÇENEK VAR: SAPMAK VE DOĞRU YOL’U
BULMAK! “BEN” DEDİĞİN VE SAHİPLENDİĞİN
FORMATIN İŞİ SAPTIRMAKTIR
Bu ayet bize İnsan Suresi 30. ayeti hatırlatıyor: Ayrıca dileyen yok, İlla Allah. “Dileme”nin bir hüküm olduğunu fark eden idrakla meallendirirsek: Ayrıca hüküm verenler YOK, hüküm veren illa ALLAH! Demek ki Nisa-78 bize, İnsan-30 idrakının insanlar arasında yanlış dile geldiğini, düzeltilmesi gerektiğini söylüyor. Nisa-78, hükmün Allah indinden olduğunu ve bunu dille de söylemenin gerektiğini beliriyor. Nisa-79’da “indellah” ifadesi yoktur. Oysa mealler (hem 78 için hem de 79 için) “Allah’tandır, sendendir” veya “senin tarafındandır, Allah tarafındandır” şeklinde. Ama aslı öyle değil! Nisa-78’de hasene ve seyyie için “min indellah/Allah indinden” diyor, Nisa-79’da ise hasene için “min Allah/Allahtan”, seyyie için “min nefsike/nefsinden” diyor. Dikkat edin, “ind” ifadesinin olduğu Nisa-78’de hüküm var! Nisa-79’da hüküm yok, hükme ait uygulama var, fiiller var, hükmün uygulanış hali olan amel var, iş var. Yani hükmün uygulamaya geçmiş hali için ayet diyor ki: Sana haseneden ne isabet ederse Allah’tandır, başına gelen kötülük ise, nefsindendir.” Bu manayı daha rahat görebilmek için şu ayetlere de bakalım.
“De ki: Eğer saparsam ancak kendi nefsimin aleyhine saparım. Eğer doğru yolu bulursam Rabbimin bana vahyettiği şey iledir. Muhakkak ki; O Semi’dir ve Kariyb’dir.” (Sebe-50)
İki seçenek var: Sapmak ve Doğru Yol’u bulmak! Bunların nasıl oluştuğu ve o mekanizmayı nasıl ifade etmemiz gerektiği bize öğretiliyor. Dünyaya gelen yapı “B” kapsamında konuşmayı bilmez. Bilmediği için ayrıca öğretiliyor. Sahibi onu Talibe Kur’an ile öğretiyor: Saparsam ancak kendi nefsimin aleyhine saparım. Doğru yolu bulursam Rabbimin bana vahyettiği şey iledir. Sapmak denince ne anlayacağız? Kur’an’ın mesajı ve kriteri bellidir: Saparsam; küfre düşersem demektir, başka bir şey değil! Küfre düşersem; yani bir Seyyie içerisinde olursam… Nisa-78 ve 79. ayetlerle ilişkilendirerek söyleyelim: Eğer saparsam ancak kendi nefsimin aleyhine saparım de! Sen bir yanlış yaparsan, küfre düşersen, küfürle ilgili bir idrak ve onun fiili içerisinde olursan bu senin nefsinin gereğidir, dünyaya geldiğin zaman aldığın format gereğidir. Senin dünyaya geldiğin, yaşamaya başladığın, “BEN” dediğin ve sahiplendiğin formatın işi saptırmaktır, o başka bir iş yapamaz. O yapı hiçbir zaman seni hidayete erdiremez. Hidayet Rabbimin vahyettiği şey ile oluşur. Doğru yolu bulması için dünyaya gelen o formata, nefsin şerrine bürünmüş o yapıya ayrıca bir müdahale gerekiyor. Dünyalı Yapı’nın doğruyu fark ve idrak edebilmesi ve o idrakın gereğini yerine getirebilmesi için ayrıca bir müdahale şarttır. Çünkü dünyaya gelen format doğruyu yapamaz! Onun imkânlarıyla gayret edersin ama:
Euzü Billahi mineş şeytanir raciym, Bismillahi’r Rahmani’r Rahiym. “Allahu veliyyülleziyne amenü yuhricühüm minez zulumati ilen nur. Velleziyne keferu evliyaühüm’üd tağut’u, yuhricünehüm minen nuri ilez zulumat. Ülaike ashabun nari hüm fiyhe halidun.” Sadakallahul aziym. (Bakara-257)
“B” KAPSAMINDA İNANANIN VELİ’Sİ
ALLAH’TIR. FİİLEN KÜFÜR HALİNDE OLANLARIN
EVLİYASI, DOSTU İSE TAĞUT’TUR
Buyuruyor: “B” ile iman edenlerin Velisiyim. Onları zulmetten/karanlıktan nura çıkarırım. Dünyaya geldiği hal olan Vehmin Zulmeti’nden onu alır Nur’a çıkarırım. “B” kapsamında inananın Veli’si olan Allah bunu yapar. Dünyaya geldiğin formatla o olmaz, sendeki imkânlarla kurtulamazsın. Ey insan, seni dünyaya geldiğin formattan (vehmin zulmetinden) nura Ben çıkarırım. Çünkü Ben Billahi anlamında iman edenin Velisiyim.
Velisi Billahi manada inananı, doğru inananı zulmetten kurtarır! Fiilen küfür halinde olanların evliyası, dostu ise Tağut’tur. Yani; formatı gereği o kapsamda kalıp daim onunla yaşayacak olanların dostu Tağut’tur. TAĞUT onları bu küfrün içine iyice sokan fikirleridir ki, onları nurdan karanlıklara çıkarır. Onların velisi olan Tağut onları nurdan alıp karanlıkta tutar, oraya iyice yerleştirir. İşte onlar Nar Ashabı’dır. Ashabun Nar orada ebedi kalıcıdır. Bizleri muhafaza buyur Allahım…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04