Mustafa Yılmaz Dündar

SEN TANRI MISIN? – 117 –

Mustafa Yılmaz Dündar

RASULULLAH’IN ALLAH’A SIĞINIŞI
Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi’de bulunan bir hadiste Hz. Aişe radıyallahu anh validemiz anlatıyor: “Ben Rasulullah (SAV)’i küçük dili görünecek derecede gülerken görmedim. O sadece tebessüm ederdi.” Hadis bize “Efendimiz nasıl gülüyor”u anlatıyor. Hadisin Buhari’de konumuzla ilgili bir de devamı var: Aişe validemiz anlatıyor: Rasulullah (SAV) bir bulut görecek olsa bu yüzünden bilinirdi. Ben bir seferinde sordum: Ey Allah’ın Rasulü, halk bir bulut görecek olsa yağmur getirebilir ümidiyle sevinir. Bir bulut gördüğünde seninse üzüldüğünü yüzünden okuyorum, sebebi nedir? Bana şu cevabı verdi: “Ey Aişe! Bu gelen bulutta bir azab bulunmadığı hususunda bana kim teminat verebilir? Nitekim geçmişte bir kavim rüzgârla azaba uğratılmıştır. O kavim azabı gördükleri vakit; ‘bu bize yağmur getiren bir buluttur’ demişlerdi.”
Bu hâli yaşayan Rasulullah! Lütfen tahayyül edin, zihninizde canlandırmaya çalışın. Allah’ın Rasulü bir bulut görüyor ve o bulutu görünce bacakları titriyor, korkuyor… Bu bulutla kavmime bir azab geliyorsa diye ve bu hali yüzünden hemen belli oluyor. “Halk yağmur geliyor diye sevinir, neden korkuyorsun?” denince birçok kavmin böyle yok olduğunu hatırlatıyor ve korkuyor! Günlük yaşantıdaki bir Rasulün halini tahayyül etmeye çalışıyoruz… Onun normal yaşantıdaki halini, normaldeki korku halini anlamaya çalışıyoruz. Aynı hadisin Müslim’de bir teferruatı var. Hazreti Aişe (ra) anlatıyor: “Şiddetli bir rüzgâr estiğinde Rasulullah (SAV); “Allahım, Senden bunun hayrını, bunda bulunanın hayrını, bununla gönderilen şeyin hayrını diliyorum. Bunun şerrinden, bunda bulunanın ve bununla gönderilenin şerrinden sana sığınıyorum” derdi. Hava bulutlanınca rengi değişir, telaşla girer çıkardı. Yağmur yağınca rahatlardı. Bunu O’nun yüzünden anlardım.”
“Vaktaki, onu vadilerine istikbal etmiş geniş bir bulut olarak gördüklerinde dediler ki: “Bu bize yağmur indirecek bir buluttur.” Hayır, o kendisini acele istediğinizdir. O içinde elim bir azab olan rüzgârdır.” (Ahkaf-24)
Kur’an’ın özünü yaşayan, zihninde sürekli ayetler canlı duran Rasulullah’ın yaşantıda yaşadığı bu tedirginliği, bir rüzgârda, bir bulutta yaşadığı korkuyu ve Allah’a sığınışını gördük…
ALLAH’TAN KORKUP ÇEKİNİN,
ÜMİDİNİZİ DE KAYBETMEYİN
Hz. Enes (RA) anlatıyor: Rasulullah (SAV) buyurdular: “Şurası muhakkak ki, Allah hakkında benim korkutulduğum kadar kimse korkutulmamıştır. Allah yolunda bana çektirilen eziyet kadar kimseye eziyet çektirilmemiştir. Zaman olmuştur, otuz gün ve otuz gecelik bir ay boyu Bilal ile benim yiyeceğim, Bilal’in koltuğunun altına sıkışacak miktarı geçmemiştir.”
Abdullah İbni Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor. Rasulullah (SAV) buyurdular: “Sinek başı kadar bile olsa gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü’min kul yoktur ki, Allah onu ateşe haram etmesin.”
“… O halde onlardan korkup çekinmeyin, Benden korkup çekinin. Ki, sizin üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Ve umulur ki (bu sayede ideal olan hidayete ulaşırsınız) hidayet olunursunuz.” (Bakara-150)
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah (SAV), ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti, sordu: “Kendini nasıl buluyorsun? (Ölüm anındaki) halin, duyguların nedir?” “Ey Allah’ın Rasulü, Allah’tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum” diye cevap verdi. Rasulullah (SAV) bunun üzerine şu açıklamayı yaptı: “Bu durumda olan bir kulun kalbinde ümit ve korku birleşti mi Allah o kulun ümit ettiği şeyi mutlaka verir ve korktuğu şeyden onu emin kılar.”
Bu olay, ölmeye yakın haldeki kişinin idrakıyla ilgilidir. İdrakımızı kontrol edemeyeceğimiz, onun tamamen elimizden sıyrılacağı o korkunç anı düşünebilmek için; yaşarken, normal hayattayken “havf ve reca” diye bilinen “ümit ve korku”yu birlikte ve yüksek tutabilmenin ve yaşayabilmenin antrenmanını çok yapmak lazım…
HATALAR İÇİN GERİ DÖNÜŞÜN OLMADIĞI
ZOR GÜNDE O HALİ YAŞAYAN “KEŞKE TOPRAK
OLSAYDIM” DİYECEK. AMA NAFİLE
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Rasulullah (SAV) buyurdu ki: “Mü’min Allah indindeki ukubeti bilseydi cennetten ümidini keserdi. Kâfir Allah’ın rahmetini bilseydi cennetten ümidini kesmezdi.”
Ebu Zerr (ra) anlatıyor. Rasulullah (SAV) buyurdular: “Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona Hakk oldu. Semada dört parmak sığacak boş yer yoktur. Her tarafta Allah’a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah’a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Yataklarda kadınlarla telezzüz etmez, yollara çöllere dökülür, belanızı def etmesi için Allah’a yalvar yakar olurdunuz.”
Bir hadis rivayeti yapan kişi “hadisi işitince söyle düşündüm” diyerek veya başka şekilde bir fikir beyan ederse hadis dilinde ona İDRAC denir. Ebu Zerr burada bir idrac’ta bulunuyor. Efendimiz (SAV) “benim bildiklerimi bilseydiniz az gülerdiniz, çok ağlardınız, yollara, dağlara çöllere koşar, ‘merhamet, merhamet’ diye bağırırdınız” deyince kendisine demiş ki; keşke sökülen bir ağaç olsaydım! Bu dünyada bunu Rasulullah’tan dinlemenin nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalışın. “Bizzat Bilen”den dinlemek nasıl bir etki oluşturuyor? Öyle Bilen ki; bildiğini de yaşayan! Olayı yaşayan birinden dinlediği zaman insan nasıl korkuyor… Ebu Zerr (ra) insan olmanın sorumluluğundan, cehennemi atlatamamaktan o kadar korkmuş ki; “bu sorumluluğu yaşayan bir insan olacağıma, sökülüp atılan bir ağaç olsaydım” diyor…
“Doğrusu biz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakar ve kâfir olan şöyle der: Keşke toprak olsaydım!” (Nebe-40)
“İkindi salâtından sonra okuması sevap” diye bildiğimiz Nebe Suresi’nin 40. ayetinden anlıyoruz ki hatalar için geri dönüşün olmadığı zor günde o hali yaşayan “keşke toprak olsaydım” diyecek! Ama ayetler; o temenni geçersizdir diyor. Mü’minün-100: “Bu onların geçersiz görüşüdür.” Ebu Zerr onun benzerini yaşarken söylüyor; keşke sökülen bir ağaç olsaydım. Yaşarken bunu söylemiş olmak sonraki hayat için size çok önemli fırsatlar getirir…
“SALÂTTA AKLIMA BİR SÜRÜ ŞEY GELİYOR”
DİYEN AZ KORKUYORDUR!
“… Allah size kendisine karşı ürperti içerisinde bulunmanızı emreder.” (Al’u İmran-30)
Bu ayeti 24 saat yaşayabilmek ve antrenmanını yapmak lazım. Hele ki salâtta bu hali mutlaka yaşayabilmek gerekir. Efendimizin “bildiklerimi bilseydiniz ‘merhamet, merhamet’ diye koşar yalvarırdınız” hadisindeki halin düşüncesiyle salâtta olmak lazım. Her şeyi unutup “merhamet merhamet” diye yalvaran halinizle salâttasınız. Böyle durduğunuzda aklınıza salâtta başka bir şeyin gelmesi mümkün değildir. “Salâtta aklıma bir sürü şey geliyor” diyen az korkuyordur! Az korktuğu, yeterince korkmadığı ve çok sevdiğini sandığı için öyle! Çok seviyor, az korkuyoruz! Allah’ı (korkmadan) seven sizin tanrısal yanınızdır. Allah’tan önce korkulur, hem de öyle korkulur ki… İnsan Allah’ı sevemez, Allah insanı sever. İnsan ancak O’ndan korkar. Özellikle tasavvufta… Dikkat edin de, tasavvufla ilgilenenleri rehavete düşüren “Allah’la aramı düzelttim, biz işi sevgiyle hallettik” tuzaklarına düşmeyin. Korkacaksınız, titreyeceksiniz daima! Daima! Bakın Rasul nasıl korkuyor! Bir bulut gördüğü zaman korkuyor, bir rüzgâr gördüğü zaman korkuyor. Bu zat Rasulullah! Ve Rasulullah korkuyor! Öyleyse korkmayı öğrenmek şarttır! Korkmayı öğrenip ve sürekli titreyeni Allah sever ve sevdiğini ona hissettirir. Onu hisseden zaten Allah’ı sever. Sevdiğini sana hissettirmesi senin Allah’ı sevmendir. Kuldaki Allah sevgisi Allah’ın onu sevdiğini hissetmesidir. Bu Allah’tan korkmakla olur. Ve dikkat edin; Allah’tan korkmayı başaramayan Efendimiz’in tebliğini anlayamaz! Bu konuda Efendimiz’e açık uyarı vardır, bakın:
“Sen ancak Zikr’e tabi olanları ve Rahmandan haşyet duyanları uyarabilirsin.” (Yasin-11)
“Sen beni sevenleri uyarabilirsin” demiyor. Hadiste geçmişti, “Allah korkusuyla gözünüzden akan yaş indimde çok önemlidir” diyor. Demek ki insan ancak Allah’tan korkar. Öyle korkar ki Allah onu sever. Sevince sevgisini kulu bilsin/hissetsin ister, onu hissedecek hali kuluna verir, lutfeder, o hali bahşeder. O hal nasıl bir haldir ve ona dayanabilmek kolay mıdır ki? O hal kula gelip de kul Allah’ın kendisini sevdiğini hissedince onda oluşan düşünce budur: Allah’ı seviyorum. Kulun Allah’ı sevdiğini düşünmesi aslında Allah’ın onu sevmesidir. Âl’u İmran-30, bu halin oluşması için sesleniyor: Allah size kendisine karşı ürperti içerisinde bulunmanızı emreder…

Yazarın Diğer Yazıları