Mustafa Yılmaz Dündar

SEN TANRI MISIN? – 90-

Mustafa Yılmaz Dündar

HAYDİ ŞİMDİ RABBİNE YÖNELMEK İÇİN KALK
Müddessir 1-6: “Ey Müddessir, ey bürünmüş olan, ey Bürünen… Kalk da uyar. Rabbinin yüce azametini fark et. Elbiseni arındır. Rucz’den (her türlü şirkten) kaçın. Çoğu (çokluğu) isteyerek ihsan yapma. Rabbin için sabret.”
Ayetler günümüze yani bize nasıl bir mesaj veriyor, bunu bulmamız gerekiyor. Şimdi kaldığımız yerden devam edip, onun tefekkürünü yapalım inşaallah.
Ey Bürünen: Ey, Ahseni Takviym hali Esfele Safiliyn ile bürünmüş olan. Bu bürünmeyi önceki paylaşımlarımızda Kul Elbisesi’nin İz Düşüm Dosyalarıyla örtülmesi olarak da görmüştük. Yazılarımızı takip edenler, kul elbisesinin üstünde onu örten necisi, kiri hatırlayacaktır. O bürünmeyi Tiyn Suresi’nde geçen tanımların yardımıyla böyle de açabiliyoruz.
İnsan-30 idrakıyla İnsan-29 gereği Rabbine yönelmek üzere kalk. Müddessir Suresi geldiğinde İnsan Suresi henüz nazil olmamıştı diye düşünülebilir. Tamam, ama şimdi surelerin hepsi mevcut ve muhatap biziz. Biz, bizim imkanlarımıza göre de bir mana, bir bilgi çıkarmalıyız. Birisi budur: İnsan-30 idrakıyla İnsan-29 gereği Rabbine yönelmek üzere kalk, davran…
İlk öneri kişinin kalkması içindi. Kalkması için “Eşhedü en la ilahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu” demesi yani “ben talibim” demesi yetmişti, bu cümle onun Efendimiz’in kıyıcığına gelmesine yetmişti. Ama Nefs-i Levvameye girdi, Yol ilerliyor, ona AĞIR BİR SÖZ ilka edildi. Böylece üstündeki kiri, Esas Örtü’yü öğrendi, ciğeri yanmaya başladı. “Ey ciğeri yanan, yani Ey Ahseni Takviym hali Esfele Safiliyn kiri ile örtmüş, o kire bürünmüş olan, sana şimdi yeni bir idrak lazım.” Bu kalkış normal bir kalkış değil, bu yüzden yeni bir idrakla kalkacak. O İnsan-30 idrakıdır. O idrakla İnsan-29 gereği kalkacak; davranacak.
“Dileyen yok İlla Allah.” (İnsan-30). Ayet idrakımızı öğretti: Ayrıca başka dileyen yok, İlla Allah.
“Dileyen Rabbine yönelir.” (İnsan-29).
“HİDAYET EDEN ALLAH’TIR, YÖNLENDİREN
ALLAH’TIR, ALLAH DİLEMEDEN YAPAMAZSINIZ”
Dileyen Rabbine yönelirse, haydi şimdi Rabbine yönelmek için kalk. Rabbine yönelmek üzere kalk; ama İnsan-30 idrakıyla. Ayet ve hadisleri kullanırken duygu ve düşüncelerinizi kanıtlamak üzere onları bölmeyi Allah Kur’an-ı Kerim’de nehy ediyor: “Onlar ayetleri menfaatlerine göre satıyorlar/bölüyorlar.” Ayetleri bölmek, özellikle Kader konusunda sıkça uygulanan bir yöntemdir. İnsanın “muhtar” olduğunu savunanlar, yani Efendimiz (SAV)’in tebliğini fark edemeyenler, Allah’ı tanıyamayanlar bu savlarını desteklemek için Kur’an-ı Kerim ayetlerini bölüyorlar. Okuduğu ayet; “dileyen Rabbine yönelir” diyorsa “demek ki serbestim, muhtarım” diyor ve “Allah dilemedikçe dileyemezsiniz” manasına gelen ayetleri görmüyor. Kur’an-ı Kerim’i incelediğinizde bu manaya çok rastlayacaksınız: “dileyen Rabbine yönelsin, hiç düşünmeyecek misiniz, tefekkür etmeyecek misiniz?” Ama diğer ayetler ne olacak? İnsan-29’da bu manayı okudun, hemen peşine gelen İnsan-30 ne olacak. Bazen peş peşe, bazen birkaç ayet önce-sonra bu gelebiliyor. “Dileyen Rabbine yönelir” manasında bir ayet geldi, birkaç ayet sonra; “hidayet eden Allah’tır, yönlendiren Allah’tır, Allah dilemeden yapamazsınız” uyarısı geliyor. Eğer bu manayı bölerseniz yanlış yapmış olursunuz, yanlış öğretirsiniz, insanları Muhammedî Bakış’tan perdelersiniz.
YALNIZCA DÜŞÜNEREK SEVAB KAZANAMAZSIN,
SEVABI KIPIRDAYARAK KAZANIRSIN
Müddessir Suresi’nin “Ey bürünmüş olan, kalk da uyar” demesi bizim için şudur: İnsan-30 idrakıyla İnsan-29 gereği Rabbine yönelmek üzere kalk ve kendini uyar. Kıyamet Suresi Nefs-i Levvame’ye yemin etmekle diyor ki: Nefs-i Levvame’ye girmekle bir şeyin içine giriyorsun: Kader Bilgisi’nin içine giriyorsun. Müzzemmil Suresi’nde bize “sana çok önemli bir söz ilka edilecek” buyrulmuştu, o şudur: İlka edilecek o sözle birlikte sen Kader’i kavramaya başlayacaksın. Çünkü Nefs-i Levvame bir Kader Yolculuğu’dur, Kaderi anlama yolculuğudur. Sen dünyada kendini kaderle savaşır buldun. NEFS-İ EMMARE kaderle savaşanın halidir, durmadan kaderle didişir, onun hali hep şikâyettir. Çünkü o Şaki’dir, Şaki’nin dili de şikâyettir. Şaki aslında hep Allah’ı şikâyet eder. Onun işi gücü Allah’la (O’nun kaderiyle) kavga etmektir. Nefs-i Emmare’nin dili, hali budur; hep şikâyet eder. Sen Nefs-i Levvame ile birlikte Kader Bilgisi’ne giriyorsun. Bunu idrak ettikçe bu idrakına paralel haller yaşanacaktır. Bu yüzden İnsan-29 gereği kalkıp davranıyorsun, ama İnsan-30 idrakıyla. Sakın İnsan-29 gereği ama İnsan-30 idrakıyla davranan bu idraktan sapma. Ayet bizi uyarıyor: Kalk; davran, kıpırda, bir şey yap. Çünkü bir şey yapmak zorundasın. Yalnızca düşünerek sevab kazanamazsın, sevabı kıpırdayarak kazanırsın. Düşünerek sevabı şöyle kazanırsın: Senin kıpırdaman düşüncene, niyetine göre değerlendirildiği için. Davranışındaki niyet ve düşüncenle sevab alırsın. “Ameller niyetlere göredir” demek, “amellerin sevapları niyetlere göre” demektir. Hiç iş yapmadan, davranmadan niyetine göre sevab alacağın bir mekanizma yoktur. Kıpırdarken senin niyetin neyse ona göre değerlenirsin. Ama kıpırdamadan olmaz, kıpırdayacaksın. Niye? Çünkü İnsan-29 gereği Rabbine yönelmen gerekiyor. Mutlaka İnsan-30 idrakıyla. Bu idrakla ama mutlaka kıpırdayacaksın. Ne için? Bu yolda bilincini arındırmak için kendini uyarman gerekiyor. Nefs-i Levvame yolunda, Kaderi anlama yolunda bilincindeki KİR’den arınmak için “kendini” uyaracaksın.
HAŞYETULLAH OLMADAN ALLAH SEVGİSİ OLMAZ
Kişinin kendini uyarması zaten yaptığı bir şeydir. Üstünüze bir şey damlasa, üstünüz kirlense “kalkayım da temizleyeyim” diye kendinizi uyarır, sonra da kalkar davranırsınız. Ayet de onu söylüyor: Kalk ve kendini uyar. Bunu duyunca Talib olan diyor ki: “Kalkıp Rabbime yöneleyim de bilincimi temizleyeyim, Kul Elbisemdeki şirk kirini temizleyeyim. Kalkayım, davranayım.” Bu ayet önemli bir yöntemdir, bir yönteme ait öneridir: Davran ve Uyar.
“Kalk ve uyar” temizlik için bir yöntemse bunu nasıl yapacağız? Müddessir-3 cevap veriyor: “Rabbinin ekberiyetini fark et.” Kalk, kıpırda ve Rabbinin Ekberiyetini (yüceliğini) fark et, hisset, o hissetmeyle “ALLAHUEKBER” de. Müddessir Suresi’nin bu ayeti gelince Efendimiz (SAV) hemen “Allahuekber” dedi. Bu nasıl bir duygunun peşine söyleniyor acaba? Bize “Allahuekber” demeyi öğretiyor: Ekberiyetin hissedilmesiyle, yaşanmasıyla “Allahuekber” denir. Efendimizin Tekbir’i böyle bir Allahuekber’dir. Ama biz takliden de olsa “Allahuekber” diyelim. Nefs-i Levvame sürecindeki, Seyr-i Süluk yolundaki taklitten korkmayın. Size “Taklit Ehli” derler diye korkmayın, çekinmeyin. Korkulacak taklit ehli nefs-i emmare halidir. Nefs-i Levvame’deki kul emmaredeki gibi taklit ehli olmaz. Bu taklit önemli ve gerekli, taklitsiz yapamaz ki. Nefs-i Levvame’deki taklitler, bir çocuğun konuşmayı, yürümeyi taklit etmesi gibidir. Yürüyenleri görmese yürüyebilir mi? Onları taklit ederek yürüyor, yürümek için taklid yapıyor. Konuşanlar olmazsa, konuşamaz ki. Taklit ederek öğrenirken çocuğa “taklit ehli” demek aklınızın ucundan geçiyor mu? Taklit etmesi için hususi uğraşıyoruz. Öğrensin diye, yürüsün diye hareketler yapıyorsun. Nefs-i Levvame’de olan onun gibidir, gördüğü doğruyu taklid etmek zorundadır. Taklit Ehli neden Nefs-i Emmare’de olanın adıdır? Çünkü o lastiği sıyrılmış avare kasnaktır, durmadan döner ama ürün yoktur. Neden? “Şirk varsa ürün çıkmaz, her şey boşa gider” (Zümer-65). O kasnak avare, boşa dönüyor. Çok da yoruluyor. Ama boş. Bir ürün yok. Çok enerji harcıyor, ama o sevab enerjisine dönüşmüyor, karşılığında elde ettiği bir sevab enerjisi yoktur. İşte o taklid ehlidir. Neyi taklid ediyor? İş yapan başka bir kasnağı… Ama kendisi boşa dönüyor.
“Ve siyabeke fe tahhir: Elbiseni temizle.” (Müddessir-4)
Öneriler böyle: Kalk ve uyar. Rabbinin Ekberiyetini fark et/hisset. Bu hisle Allahuekber de ve Kul elbiseni temizle. “Allahuekber” derken Haşyetullah’la titreyerek Kul Elbiseni temizle. Öyle bir Haşyetullah ile Allahuekber de ki, o elbiseyi örten, onu görünmez yapan Zulmanî Benliğin Muhtariyet kirleri çözülsün gitsin, paramparça olsun. BİLİNÇTEKİ KİR Muhtariyet Kiridir. Bu kir Zulmanî Benlikten kaynaklanır. Bu kiri ancak Haşyetullah temizler. Ancak Haşyetullah. Haşyetullah olmadan ALLAH SEVGİSİ olmaz. Haşyetullah’ın canlanmadığı yerde “Allah sevgisi var” sanılıyorsa o sevgi Nefs-i Emmare’nin romantik duygularıdır. Allah Samed’dir, bunlara ihtiyacı yoktur. Bu sevginin göstergesi nedir? Emmare’ye ait yalancı sevgi kişiye relaks ve memnuniyet sağlar. Seni amellerden koparır, namazı ve diğer önerileri önemsemezsin. “O beni seviyor ben de O’nu, biz işi sevgiyle hallettik” dersin. Bu tamamen şeytan kandırmacasıdır. GERÇEK ALLAH SEVGİSİ Haşyetullah’la başlar. Haşyetullah yerleşmeden ESAS ALLAH AŞKI ortaya çıkamaz.

Yazarın Diğer Yazıları