Mustafa Yılmaz Dündar

SEN TANRI MISIN? – 92 –

Mustafa Yılmaz Dündar

“O SAF OLUP DİZİLENLERE AND OLSUN”
“And olsun o saf olarak dizilenlere; o şiddetle def edenlere; o zikir okuyanlara; muhakkak ki ilahınız Vahid’dir; Semaların, arzın ve ikisi arasında olanların Rabbi’dir ve doğuların da Rabbi’dir.” (Saffat 1-5).
Saffat Suresi’ni daha önce incelediğimiz için mealen geçiyoruz: Saffat Suresi’nin bu ayetleriyle bir grup oluşuyor: İnsan-30 idrakıyla Nefs-i Levvame’ye girip İnsan-29 gereği davrananlar. Bir insan silsilesi oluştu. Nefs-i Levvamede bulunanlar bir saf oluşturur. İdraklerine göre farklı noktalardalar ama bir safı oluşturuyorlar ve ayet bu saftakilere yemin ediyor; o saf olup dizilenlere andolsun. Daha önce Nefs-i Levvame’ye yemin etti, şimdi Nefs-i Levvame’ye girmiş olanlara yemin ediyor. Sabrettikleri için, bu sabredenler bir dizi, bir saf oluşturdukları için onlara yemin var: “O saf olanlara (dizilenlere) andolsun (yani onlar ne müthiş bir manzaradır).”
Bu beş ayeti şimdi tek cümle yapalım: Zahiren kesret görüntüsü ile tanınan ef’al âleminde Var Görünenleri ve Her An Yeni Var Görünenleri ve bunların her türlü hallerini NUR’undan tertipleyenin Rabbülalemin olduğuna, dünya yaşantısı sürecinde imanı sonucu, Var Görünüşünü Allah’a eş ve ortak koşmayan şuurunu, VAHDET YOLUNDA teşbihten tenzihe doğrultarak VAHİD’e olan imanını ikan için; dilinde, halinde ve fiilinde Zikrullah’ta olanların; öncelikle vehmin zulmetini şiddetle def edenlerin; zulmetten arınmış saf halleriyle safın safı olabilme arzusuyla bu yolda dizilmişlerin; Muhammedî Muvahhid’lerin kadrini bilebilir misin? Rabbinin izniyle her hükümden, melekler ve Ruh onda tenezzül eder. Bin aydan daha hayrlı olan onlara andolsun.” Bu uzun cümleyi tefekkürle biraz açalım.
VAR GÖRÜNENİM VE BU VAR GÖRÜNEN HALİMİ ALLAH’A EŞ VE ORTAK KOŞMUYORUM
“Zahiren kesret görüntüsü ile tanınabilen ef’al âleminde Var Görünenleri ve Her An Yeni Var Görünenleri NUR’undan tertipleyenin Rabbülalemin olduğuna…” Bu yolda yürüyenin idrakı ilerledi, geldiği yerde işin aslını görmeye başladı. Kendisinin “Var Görünen” olduğunu ve “Her An Yeni Var Görünenlerin” olduğunu anladı. Hepsinin Allah’ın nurundan tertiplendiğini, ayrı müstakil varlıklar olmadığını anladı, inandı ve öyle yaşıyor.
“Dünya yaşantısı sürecindeki bu imanı sonucu…” Anlatmaya çalıştığımız hal yaşarken inanılacak, iman edilecek şeydir. Bu iman sonucu kişi artık “Var Görünen halini Allah’a eş ve ortak koşmayan şuuru…” haline gelir; onda oluşan şuur artık budur, bu onun imanıdır: Var Görünenim ve bu Var Görünen halimi Allah’a eş ve ortak koşmuyorum, Allah’a böyle iman ediyorum. Billahi anlamda iman budur. Oysa işe başlamadan önce Kelime-i Şehadet öncesinde ne diyordu? Varım ve Muhtarım. “Varım ve muhtarım” diyordu, Kelime-i Şehadet getirdi, yola girdi, bağlandı, aday oldu, talib oldu, idrakı Hakk’a/Hakikat’e doğru ilerliyor. Şimdi geldiği şuurda “Var Görünenim” diyor: Var Görünen halimi Allah’a eş ve ortak koşmayan imandayım.
“DİLİNDE, HALİNDE VE FİİLLERİNDE
ZİKRULLAH’TA OLANLARIN…”
“Bu şuurunu Vahdet yolunda teşbihten tenzihe doğrultarak…” O hep teşbih yolundaydı, şimdi yolda yeni bir gösterge, yeni bir kilometre taşı var:
“Şuurunu teşbihten tenzihe doğrultup Vahid’e olan imanını ikan için…” Bu idraka geldi ama hala iman ehli, Vahid anlamına iman ediyor. Şimdi Vahid’e olan imanını ikana dönüştürmek, Vahid’e ikan halini yaşayabilmek için, halini soyutluktan somutluğa çevirebilmek için bir şeyle meşgul:
“Dilinde, halinde ve fiillerinde Zikrullah’ta olanların…” Allah Yokmuş Gibi davranmayanların, O VahidulEhadüsSamed’dir bilincinden çıkmayanların:
“Zikrullah’ta olanların; öncelikle vehmin zulmetine ait heva ve heveslerini şiddetle def edenlerin..” Hemen belirtelim: Allah Yokmuş Gibi davranmamak, öyle yaşamamak şarttır. Bu yüzden onlar tanrısal davranışları def ettiler, böyle yaşıyorlar. Bu hitap hayat tarzını def edenleredir.
“Zulmetten arınmış saf halleriyle Safın Safı olabilmek için, daha da saflaşabilmek için dizilen Muhammedi Muvahhid’lere andolsun.” Böyle saf olup dizilmiş Muhammedi Muvahhid’lerin önemini üzerlerine yemin ederek bildiriyor. Yol Haritamızdaki diğer ayetlerle konuyu tamamlayalım.
“Ey o Nefs-i Mutmainne. Radiye olarak, Mardiye olarak Rabbine rucu et. Kullarımın içine dâhil ol. Cennetime dâhil ol.” (Fecr; 27-30) Âmin, inşaAllah. Açıkladığımız idraka (yani mutmain olan Kul’a) seslendi.
Euzübillahi mineşşeytanir raciym, BismillahirRahmanirRahiym. “Kul HUvAllahu Ehad, Allahus Samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekûn leHU küfüven ehad.” Sadakallahülazim. “De ki ‘HUAllah EHAD’dır; Allah SAMED’dir; doğurmamış ve doğurulmamıştır; O’na küfüv mevcut değildir.”
Son ayetini böyle meallendirelim: “O’na (dunihi) hiçbir küfüv mevcut değildir.” Bu daha isabetli olur inşaAllah. “Diğer mealler de doğru ama bu daha iyi” diyen ayetten daha Tevhid’e uygun yararlanır.
VAHİD, ALLAH’IN İLMİNDE YARATTIKLARININ
İLİM ALANINDAKİ TEKLİĞİDİR; VAR GÖRÜNENLERİN TEKLİĞİDİR. EHAD ALLAH’IN ZATINDAKİ TEKLİĞİDİR
Önerileri uygulayanların Sahibi Saffat Suresi’nde onlara bir ikramda bulundu: “Onlara (onların hallerine) andolsun” dedi ve bir hedef gösterdi: Hedefiniz Vahid’dir. Öyleyse Vahid ve Ehad manalarına kısaca bakalım. Vahid de Ehad da TEK demektir, BİR demektir. Ama birbirlerinden farklılar. Vahid nasıl bir Tek’tir, neyin tekliğidir? Vahid Allah’ın yarattıklarının tekliğidir. Bunu fark edemeyenler, Vahid’e Allah’a ermek gibi bakarlar. Öyle bir şey olmaz. Bir varlık gidip Allah’a eremez, orada erimiş, yok olmuş olamaz. Böyle bir şey olmaz. VAHİD Allah’ın halk ettiklerinin tekliğidir. EHAD Allah’ın tekliğidir; Zatı’nın Zatındaki tekliğidir. Allah’ın zatında zatını zatıyla bildiği tekliği Ehad’dır ve O yaratılanlardan çok uzaktır. Bu yüzden, hedef Vahid’dir, hedef olarak Vahid gösterilmiştir. “Neden Ehad değil de Vahid?” sorusunun cevabı budur. Vahid Var Görünenlerin Tekliğidir. Bir örnek vereyim, anladıktan sonra örneği yok edelim, bu kural hep geçerli. Allah’ın bir şeyi nasıl yaptığını tefekkür etmek günah mıdır? Hayır. Bunu ayetler öneriyor: Allah’ın bir şeyi nasıl yaptığını düşünün. “Allah bunu nasıl yapmıştır?” diye tefekkür etmek öneriliyor. Bu yüzden öyle düşünmek yanlış olmaz. “Allah’ın nasıl yaptığını” anlamak için, bunu düşünebilmek için “ben o işi nasıl yapıyorum?” diye bakarsanız, Allah’ın o işi nasıl yaptığına ilişkin küçücük bir ipucu bulursunuz. O ipucundan yararlanınca manayı anlamanız kolaylaşır. “Allah’ın nasıl yaptığını bulursunuz” demiyorum, nasıl yaptığını anlayacak ipucu bulursunuz ve manayı anlamanız kolaylaşır. Sizin yapışınız Allah’tan, Allah’ın ilminden gayrı değil ki. Bu yüzden, böyle düşünmekle Allah’ın ilmindeki o ipucunu yakalamış oluyorsunuz. Bu da sizin tefekkürünüze yardım eder.
Bir Kendimiz yani Zatımız var, bir de çeşitli fikirler, şekiller, bilimler ürettiğimiz beynimiz var. Yani biz ve beynimizde ilmimizin üretildiği bir alan var. İlmimizi ürettiğimiz alandaki teklik Vahid’dir. Ehad ise benim kendimin/zatımın tekliğidir, Ehad zatımdaki tekliktir. Burası anlaşıldı mı? İkisini karıştırmamak için buna dikkat etmek lazım. Vahid, Allah’ın ilminde yarattıklarının ilim alanındaki tekliğidir; Var Görünenlerin tekliğidir. Ehad Allah’ın zatındaki tekliğidir. Var Görünenler aslında ayrı ve müstakil varlıklar değildir, hepsi Vahid’de birdir, tekdir. Ama siz onları var ve çok görüyorsunuz. Bu konudaki holografik açıklamalara ileride belki gireriz. Var Görünenler hepsi aslında bir ve tek olduğu için halkın, halk edilişin tekliği VAHİD’dir. Allah’ın zatındaki tekliği de EHAD’dır. Hedefimiz anlaşıldı mı? İdrak hedefiniz Vahid’dir, idrakla ulaşılacak hedef Vahid’dir, yani Var Görünenlerin tekliğini yaşamaktır. Kul, Ehadiyeti yaşayamaz! Sen Allah’ın ilminde bir ilmî suretsin, ancak ilmî suretlerin farklı farklı olmayışlarını (tekliğini) yaşayabilirsin. Onu yaşıyor olman da kendini Allah sanmana yol açmasın, sen Allah değilsin! Kişi zihninde O’nu tefekkür ettiğinde kendisini Allah sanıyorsa bu Mülhime’deki girdaplardandır, oyunlardandır. Vahidiyet’i yaşayanın kendini Allah sanması mümkün değildir. Ancak Mülhime’de hissî olarak Vahidiyeti yaşadığını sanan kişi bu girdaba düşebilir. “Ben kimim biliyor musunuz?” haline girer ve tipik bir General Tanrı olur. O yüzden oraya “Allah Diye İşaret Edilen” denir. EHAD Allah Diye İşaret Edilen’in tekliğidir.

Yazarın Diğer Yazıları