DUNİHİ İSİMLENDİRİLENLER “YOK” HÜKMÜNDEDİR!
Biliyoruz ki; DuniHİ İsimlendirilenler “YOK” Hükmündedir! Bunun böyle olduğu bize Ra’d (14), Ra’d (7), Hac (73), Ankebut (41, 42) ayetlerinde misallerle anlatılır:
Ra’d (14): “El açıp yalvarmaya layık olan ancak O’dur. DuniHİ çağırdıkları, el açıp dua ettikleri ise, onlara hiç bir şekilde icabet edemezler. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (su’ya ağzını dayamadıkça) o (su) ona ulaşacak değildir. Kâfirlerin duası ancak sapkınlık ve boşadır.”
Ra’d (17): “O, gökten su indirdi ve vadiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte Allah Hakk ile batıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.”
Hac (73): “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: DuniHİ isimlendirip çağırdıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendinden istenen de!”
Ankebut (41, 42): “Dunillahi dostlar edinenlerin misali, bir ev yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Muhakkak ki, evlerin en zayıfı dişi örümceğin evidir. Eğer bilselerdi. Muhakkak ki, Allah duniHİ isimlendirdiğiniz ve yardım istediğiniz şeyleri bilir. O Aziyzül Hakiym’dir.”
YALNIZCA ALLAH MÜSTAKİLEN VAR VE MUHTAR’DIR.
KULLAR ASLA MÜSTAKİLEN VAR VE MUHTAR OLAMAZLAR
Bu ayetlerle verilen misallerle duniHİ algı ve zann’larının ne kadar gerçek dışı olduğunun kıyas yoluyla anlaşılması amaçlanmıştır. DuniHİ algı yaratılmış bir kulun kendisini zihin olarak Allah’ın dışında konuşlandırmasıdır. DuniHi algıda kul “Allah’ın dışı var” hissiyatını yaşar ve bu hissin oluşturduğu zann’larla da kendisini müstakilen var ve muhtar zanneder. Esasında Allah’ın Varlığı, dış kavramı söz konusu olmayan bir Varlıktır, dolayısıyla yalnızca Allah Müstakilen Var ve Muhtar’dır. Kullar asla müstakilen var ve muhtar olamazlar. Ancak gerçek İlah ve gerçek Mütekebbir olan “Müstakilen Var ve Muhtar”dır. Bu durumda duniHİ algının zann’ıyla kendisini müstakilen var ve muhtar zannedenin durumu ancak “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıdır ve bu iddia Allah’ın varlığı karşısında yalandır, iftiradır, batıldır ve YOK hükmündedir. Yalnızca bir ilah Müstakilen Var ve Muhtar olabileceğine göre “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunan, bu hissiyatta olan farkında olsun veya olmasın ilahlık iddiasında bulunuyor ve kendi ilahlık iddiasıyla kendi nefsini Allah’a eş koşuyor demektir. Kur’an bu hissiyatı taşıyan ve bu ilahlık hissiyatına göre hayat tarzı oluşturanlara “duniHİ ilah” muamelesi yapar. İşte bu “duniHİ ilah” hissiyatı ve yaşantısı “birincil şirk”i oluşturur. DuniHİ ilahların Allah’ın dışı var zannederek O’nun dışında müstakilen var olan güçler ve varlıklar ilan etmeleri de “ikincil şirk”i oluşturur. Tapılan putlar ikincil şirk sınıfına girer ve bu ikincil şirkin birincil şirk yanında değeri ve tehlikesi çok azdır. Birincil şirk kalkmadan haniyf olunmaz. İkincil şirkleri işlemeyenlerin kendilerini haniyf zannetmeleri tamamen yanıltıcı ve yanlıştır ve bu durum İsrailiyat idrakıdır. Rasulullah (SAV) Efendimizin Nebi ve Rasuller arasındaki en önemli farkı ve üstünlüğü, işte bu birincil şirki çok açık anlatmış ve “Amentü Billahi”yi öğretmiş olup, bu iman şekline göre de nasıl yaşanabileceğini bize bir şeriat ve sünnet olarak bırakmış olmasıdır. “DuniHi” ve “dunillah” ifadesi geçen ayetleri farklı anlamlarda meallendirmekle insanlar “birincil şirk”ten perdelenmiş olurlar. Birincil şirki fark etmiş ve anlamış olarak “La ilahe illallah” ve “Ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” demek, Kur’an’a uygun olandır. Birincil şirki yaşayarak ikincil şirkler açısından Kelime-i Tevhidi hangi sayıda söylerseniz söyleyin aynı değerde olmaz.
DUNİHİ ALGI VE ZANN’LARI HAKKINDA KUR’AN MİSALLER VERİYOR
Kur’an’dan öğreniyoruz ki; duniHİ konusu bir algı ve zann’dan ibarettir (Sebe-22, Fatır-13). DuniHİ algı ve zann’ları Allah’a karşı bir yalan ve iftiradır (Yunus-66, Saffat-86). DuniHİ davranışlar batıldır (Lukman-30, Hac-62). DuniHİ algı aslında “YOK” hükmündedir (Kehf-27, Cin-22). DuniHi oluşturulanlar yalnızca bir isimden ibarettir (Yusuf-40, Necm-23). DuniHİ isimlere dua ancak boş bir zann’dır (Kehf-14, 15, Ra’d-14). DuniHi pozisyon verilenler de ancak Allah’ın kullarıdırlar (A’raf-194). DuniHİ isimlere ve güçlere kulluk yapmak ancak sapkınlıktır (Ahkaf-4, 5). Yalancılar asla iflah olmazlar (Yunus-69). İnsanoğlu Allah’a muhtaç olduğunu unutmamalıdır (Nahl-96, Fatır-15, Muhammed-38).
DuniHi algı ve zann’ları hakkında Kur’an’dan öğrendiğimiz bu tespitleri kıyas yöntemiyle de kavrayıp sindirebilmemiz için Ra’d (14), Ra’d (17), Hac (73) ve Ankebut (41, 42) ayetlerinde hayatın içinden misaller verilmiştir.
Ra’d (14)’de kâfirin duası konu edilmektedir. Kâfirin kendisi için “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasıyla oluşturduğu güç, yetenek ve imkânlara destek ve yardım amacıyla başvurduğu her şey onun duası kapsamındadır. Bu amaçla kâfirin başvurduğu putlar, sahte ilahlar, tabiat güçleri, gök cisimleri olabileceği gibi mevkiler, maddi imkânlar, siyasi güçler de olabilir. Buradaki önemli nokta şudur: Kâfirin bu saydıklarımıza ve benzer şeylere Allah’ın dışı var sanıp, kafasında oluşturduğu dış ortamında müstakil ve muhtar muamelesi yapıp onlara da bir güç ve kuvvet vehmetmesidir. İşte bu tür ilan edilen güç ve kuvvetler için bir müslüman inanan “Ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” der ve bu uydurulan güçlerin hepsini reddeder. Bir inanan da yardım istemek için bir veliye, bir hoca efendiye, bir mevki sahibine, bir maddi imkân sahibine başvurabilir, ancak bunların hiç birisine “Allah’ın dışında” muamelesi yapmaz, onlara Allah’ın güç ve kuvvetinin dışında ayrıca müstakil bir güç ve kuvvet vermez. Bir inanan yardım amaçlı böyle şeylere başvursa bile, o aslında yardımı Allah’tan istediğini bilir, gelecek yardımların da kişiler vesilesiyle Allah’tan olduğunu bilir. Yardımla ilgili olarak yardım edene teşekkür eder, o kişiye duacı olur ve Allah’a şükreder, O’nu hamdıyla tesbih eder.
Kâfir yardım isteme biçimiyle misalde çeşme zannettiği, bu çeşmeden de su akacak sandığı bir yöne ellerini uzatmış bir gafile benzetilmektedir. Akla şöyle bir soru gelebilir: Bir kâfir bir mevki sahibinden yardım istese bu yardım gerçekleşmez mi? Bir kâfir bir mevki sahibinden yardım görebilir. Mesele şudur: Bu yardımı isteyen müstakilen var ve muhtar birisi yoktur, yardım istenen de müstakilen var ve muhtar değildir, yapılan yardım Allah’ın dışında bir kulun mülkü değildir. “İstemek-istenen-yardım” şeklinde yürüyen bu zincir o kâfirin etiketlediği gibi varlıklar ve güçler değildir. Ra’d 14’deki gibi, bir kâfir grubu kıtlık çekiyor ve putlarından yağmur istediler. Rabbimiz de sapık fikirleri kuvvetlensin diye bu kâfir gruba yağmur verdi. Bu zincir içerisinde “isteyen kâfir grubu-yardım istenen put-yağmur” var. Ancak bu zincirdeki varlık ve güçler kâfir grubun duniHİ algı ve zann’larına göre etiketledikleri gibi değildir. Bu zincirdeki her şey Allah’ın kuludur. Yani o kâfirlere icabet eden onların zann’larındaki varlıklar ve güçler değildir, onların icabet edecek bir müstakil varlık ve güçleri yoktur; onlar yalnızca kâfirlerin koydukları isimlerden ibaretlerdir. Ancak bu uydurulan müstakil varlık ve güçleri Allah’a karşı “var” göstermek yalan ve iftiradır, bu yaptıkları batıldır ve ilan edilen müstakil varlık ve güçler YOK hükmündedir. İşte bu çerçevede kâfirin elini uzattığı böyle bir çeşme ve su yoktur. Billahi anlamda iman eden kişi ise ilmel yakin olarak ağzını suya dayamıştır ve suyu gerçek ismi ve varlığıyla içer.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04