KUR’AN’DAKİ MİSALLER BİRER İMTİHANDIR
Aslında Kur’an’da verilen misaller birer imtihandır. Bunu Bakara (26, 27) ve Ankebut (43) ayetleriyle tefekkür edelim.
Bakara (26, 27): “Muhakkak ki, Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun fevkindeki bir şeyi misal vermekten çekinmez. Bilfiil iman edenler bunun Rablerinden bir Hakk olduğunu bilirler. Kâfirlere gelince, onlar da derler ki, ‘Allah bunu misal vermekle acaba ne murad eder?’ (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla birçoklarını saptırır, birçoklarını ise gerçeğe hidayet eder. (Allah) bu misal yollu anlatımla fasıklardan başkasını saptırmaz. O fasıklar ki, Allah Ahdi’ni miysakından sonra bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve Arz’da bozgunculuk ederler. İşte bunlardır hüsrana uğrayanların ta kendileri.”
Ankebut (43): “İşte misaller (ki onları) insanlara veriyoruz. (Fakat) onları âlimlerden başkası akletmez.”
İnkârcılar Rasulullah (SAV) Efendimiz’in ilan ettiği ayetlere, yaptığı tebliğe ve açıklamalarına hep bir itiraz geliştirmişler, küçümsemişler ve alaya almışlardır. Rabbimizin misal yollu anlatımlarını da “Allah böyle mi yapar? Bu misaller de ne oluyor?” diyerek küçümsemişlerdir. Efendimiz (SAV) zamanında cereyan eden bu gibi olayların arkası kesilmemiştir, günümüze kadar devam etmiş olup halen yaşanan vakalardır ve ileride de devam edecektir.
İNSAN BEYNİ KIYAS YÖNTEMİYLE ÖĞRENİR. BU YÖNTEM USTALIK GEREKTİRİR
İşte inkârcıların bu bakış açılarına Bakara-26. ayet bir cevaptır. Cevap inkârcılaradır, ancak muhatap inananlardır. Cevap inananların konuyu anlamalarını sağlamak amacı taşımaktadır, aksi halde inkârcıların bu cevabı görüp yola gelmeleri beklenmemelidir. İnkârcılar ahiretteki yerlerini hak etmek ve oraya hazırlanmak için davranışlarını sürdüreceklerdir.
Kamer Suresi 17, 22, 32 ve 40. ayetlerinde Rabbimiz biz kullarına “Kur’an’ı anlayasınız diye kolaylaştırdık” buyurmaktadır. Bu çerçevede misalle anlatım, insanların idrak etmelerini kolaylaştıracak, anlatılanı kendi iç dünyasında tanımlamasını sağlayacak kıyaslamayı yaptıran önemli bir anlatma yöntemidir. İnsan beyni kıyas yöntemiyle öğrenir. İnsanların kendi aralarında da kullandıkları bu yöntem ayrıca bir ustalık da gerektirir.
Aslında imanın gereği, inkârcıların bu davranış biçimleri değildir. İnkârcıların bu yöntemleri bir konuyu daha iyi anlamak için uygulanıyor değildir, konuyu mecrasından saptırmak ve bozgunculuk hedeflenmektedir. Billahi anlamda iman edenler Rabbimizin ayetleri için “semi’na ve eta’na: işittik ve itaat ettik” derler. İnananların bu davranışları Bakara-285. ayette övülmüştür. Buna karşılık inkârcılar ise, Bakara-93. ayetten öğreniyoruz ki “semi’na ve asayna: işittik ve isyan ettik” diyerek konuya yaklaşmaktadır.
Dünya hayatında insanlar, ahiret hayatına hazırlanmak üzere, Hakk yolda veya Batıl yolda kazanılmış değişimlerini gerçekleştirirken kulların bu imtihanında inanan ve inkârcıların birbirlerinden ayrılabilmelerini ayetler gerçekleştirir. İşte misaller de inanan ve inkârcıları birbirlerinden ayıran böyle bir imtihan anlatımıdır.
MİSALLER İMANI ARTIRIR
İnananlar misalleri ders yaparlar ve imanlarının, ilimlerinin artmasını amaçlar, Rabblerinin rızasını kazanabilmenin yollarını ararlar. Oysa bu misaller fasıkları rahatsız eder ve daha fazla sapmalarına yol açar. Çünkü Kur’an misallerini anlayabilmenin ön koşulu “Amentü Billahi” diyebilmiş, bu imanı kalbiyle tasdik etmiş ve haniyf olmuş olmaktır. Ankebut-43’ten öğreniyoruz ki, misalleri ancak âlimler akledebilir. Âlimler kendilerine ilim verilenler sınıfındadırlar. Kendilerine ilim verilenler sınıfına “Amentü Billahi”yi kalben tasdik ile girilir. Çünkü “Amentü Billahi”nin kalben tasdiki kesinlikle bir ilimdir. Dolayısıyla, işte bu noktadan itibaren misalleri inananlar ilimlerinin derecesince anlarlar, anladıklarını paylaşıp tezekkür ettikçe de anladıkları ve imanları da artar.
Tebbet Suresi’ni Ebu Leheb’in duyuşunu, okuyuşunu ve okuyunca neler hissedebileceğini düşünün. Tebbet Suresi Ebu Leheb ve karısını çok rahatsız etmiş ve ürkütmüştür. İşte fasıklar da kendileriyle ilgili ayetleri ve misalleri okuyunca veya duyunca Ebu Leheb’in Tebbet Suresi’ni okumasındaki gibi duygulara girer ve çok rahatsız olur, çok da ürkerler. Bu rahatsızlıklarını ve ürkmelerini bozgunculuk yaparak dengelemeye çalışırlar. Oysa bozgunluk çıkarmaları ancak daha fazla sapmalarını sağlar.
FASIKLARIN ÖZELLİKLERİ
Fasıkların diğer iki özelliğinden birisi verdikleri sözden dönmeleridir. İnsanlarla olan ilişkilerinde verdikleri sözlerden dönüşlerini tek tek ele almak gerekmez, çünkü sözüne sadık olmak, ancak A’raf Suresi 172. ayette belirtildiği üzere kişi Rabbine verdiği söz üzerine dünya hayatını bina ederse gerçekleşebilir. İnsan Rabbine verdiği sözü unutmuşsa, umursamıyorsa ve hiç bu konuyu ele bile almak istemiyorsa insanlarla olan ilişkilerini ele alarak karar vermek bizi bir sonuca götürmez. Bir insanı fasık yapan esasında A’raf Suresi 172. ayette belirtilen sözünün arkasında durmamasıdır. Fasıkların diğer özelliği ayette “Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi keserler” diye belirtilmektedir. Bu konuda özellikle Hucurat-10. ayete bakmalıyız. Hucurat-10’da “Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşin arasını ıslah edin ve Allah’tan ittika edin ki, rahmet olunasınız” buyrulmaktadır. Kural Hucurat-10’dur, artık “BİZ” olmak zamanıdır. İşte, fasık Hucurat-10 kuralına uymaz, böylece de bozgunculuk kolaylaşır. Fasıklar iman konusunda da kendi ilahlık hissiyatları ve bu hissiyatlarının putları ile de Kelime-i Tevhid kuralına uymazlar; gerçekte “La ilahe” diyemedikleri için “İllallah” birlemesine ulaşamazlar.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04