Saltuk Durualp

Korku Salgını

Saltuk Durualp

Değerli okuyucularım, evet biliyorum; arayı açtım; evet biliyorum, beni özlediniz. Zaten keyfe keder yazacağımı baştan duyurmuş, köşenin ismini ‘Ara Sıra’ koyduk.
Maşallah gündem o kadar fazla değişiyor ki, bir konuyu yazsak diğeri eksik kalıyor. O nedenle gündemin peşinden koşmak yerine bu yazımızda peşimizden gündemi koşturalım.
Kısa süre önce yaşadığımız ve “illallah” ettiğimiz bazı senaryoların yeniden önümüze konacağına dair bir his var içimde.
2020’nin ilk aylarından itibaren karşılaştığımız, çoğumuzun istemeye istemeye aşısını olduğu, aşı olmayanların işyerlerinde birçok yaptırıma maruz kaldığı Kovid-19 salgınından bahsediyorum.
“Kapan” denildi, evlere kapandık. “Çıkın” denildi, belirli saatlerde sokaklara çıktık.
“Okullar kapanacak” denildi, itiraz bile edemedik.
“Okullar açılacak” denildi, yine itiraz bile edemedik.
“Önce sağlık” dedik.
Sonra “aşı olunacak” denildi, aşılarımızı yaptırdık…
Bu süreç bir ülkeyi ilgilendirmiyordu; “küresel” bir etkileşim söz konusuydu.
Evlere kapandığımız o günlerde “anlı şanlı” haber kanalları da “İtalya’da şu kadar kişi öldü”, “Fransa evden çalışma sistemine geçti”, “Almanya’da okullar süresiz kapatıldı” haberiyle her saat başı bizim endişelerimizi tazeledi.
Kimimiz Çin’e lanet ettik, kimimiz Amerika Birleşik Devletleri’ne…
Esas olan şu idi: Başımıza bir bela geldiğine inandırıldık.
Bu belanın def edilmesi ile birlikte “İklim krizi” kavramı yaygınlaşmaya başladı.
Başımıza gelen felaketlerden yine bizi sorumlu tuttu egemenler…
Meğer biz dünyayı kirletiyormuşuz.
Meğer bizim çok şubeli marketlerden aldığımız düşük kalite deodorantlar olmasa dünya daha yaşanabilir bir yer olarak kalacakmış.
Meğer büyük petrol tekellerinin yaptığı çalışmalar aslında medeniyetin gereğiymiş de biz aciz insanlar evlerimize çekilince dünyanın güzellikleri ortaya çıkmış.
Büyük petrol üreticilerinin kendi ülkelerinde düzenledikleri “Çevre ve İklim Değişikliği” konferansları da aklımızı başımıza getirmeye yetmedi pek.
Velhasıl, müdahale edemediğimiz ama dilimizle ve gönlümüzle buğzettiğimiz bir sistem içinde bize anlatılan masallara inanmamız istendi. Bu filmin figüranı ise 7 milyar 990 milyon insandı. Roller ise kalan sayıdaki “egemenler” tarafından dağıtılmıştı.
Şimdi 2020’de yaşadığımız süreci yeniden yaşatmak istiyorlar bize.
Akla hayale gelmeyecek bin bir isimle bizi tehdit etmeye başladılar.
“Mide gribi var, dışarıda görünmeyin”, “Domuz gribi var, pikniğe gitmeyin”, “Maymun çiçeği var, bakkaldan ekmek almayın” gibi cümleleri duymaya başladık.
“Ekim’de okullar yine kapanacak” diyen kahinler sardı dört bir yanımızı.
Elbette “Ben demiştim” derneği, her geçen gün üyelerine üye katıyor bir taraftan.
Geleceğe dair beklentilerimiz var, bize yardım edecek birilerini arıyoruz; yol gösterseler o yola gireceğiz.
“Umudumuz Yusuf Güney” diyeceğim, ama O da astral seyahatte.
Şaka bir tarafa, egemenlerin duracağı yok.
Diziler, animasyonlar, filimler, çizgi filimler aracılığıyla 5-10 yıl öncesinden mesajı veriyorlar. Zamanı geldiğinde ise planı uyguluyorlar.
Görünen o ki şimdiki planları Korku Salgını oluşturmak.
İnsanları korkutursanız hedefinize daha kolay ulaşırsınız.
Egemenlerin tuzakları bitmez.
Biz tuzak kuranların en hayırlısına sığınalım.

Yazarın Diğer Yazıları