28 Mart 2011 Pazartesi 02:00:00
Birbirinin aynı hayatların yaşandığı bir şehirde nefes alıp veriyoruz. Güneşin aynı şekliyle doğup battığı yöre-lerden biri Afyonkarahisar. Yani bir değişlik olduğu zaman tam ve gerçek bir değişiklik olarak dikkat topluyor.
Vatandaş, birey ve iş icabı bir çok etkinliğe ve programa katılıyoruz.
Dinleyici, izleyici ve görevli olarak. Dolayısıyla da edindiğimiz izlenimler oluyor. Pek çok organizasyon ve program belirtilen saatinin dışında gecikmeli olarak başlıyor. Ama nadirende olsa olması gereken ölçekte gerçekleştirilebilen programlarda oluyor.
Bunlardan bir tanesi 26 Mart Cumartesi akşamı İl Müftülük Konferans Salonu’nda “Din Görevlileri arasında Safahattan Şiir Okuma Yarışması” düzenlendi. Akşam saat 20.30’da başlaması gereken program vaktinde başladı.
Vaktini aşmadan bir programın başlamış olması güzel ama bir o kadarda en azından şahsım adına şaşırtıcı oldu.
Programa olan ilgi ve katılım güzeldi. Salonun balkon bölümüde dahil komple dolu olması gözümüzden kaçmadı.
Hani bir iş rast gidecek oldu mu her şey seyrinde ilerliyor.
Zamanın iyi kullanılması kadar bir diğer güzel husus din adamlarının kurumları ve görev noktaları dışında sosyal hayata dair bir şeyler yapmaları oldu. Toplumun önderi konumunda olan yaşam biçiminden verdiği tavsiyelere kadar her şeyiyle örnek olan din adamları kültürel faaliyetle de göz doldurdular.
Hafta sonu bir Cumartesi akşamı traşını olan, takım elbise kravat tercihiyle şık olan beyler ve bir hanımefendi yarışmacı göz doldurdu.
Hem yarışmacıların hem diğer din adamları aileleriyle birlikte programa izleyici olarak katıldı.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Safatah isimli eserinden seçilen şiirler yarışmacılar tarafından okundu.
Yarışmacıların tümü mesleklerini icra ettikleri zamanda olduğu üzere öz güvenleri yerinde bu anlamda da örnek bir profil oluşturdular.
Başta dereceye girenler olmak üzere tüm yarışmacıları ve organizasyona emeği geçenleri kutluyorum. Böylesi güzel örneklerin artmasını da umut ediyoruz.
Kabahat kimde binende mi?
24 Mart Perşembe günü sabah 9.30 sularında bir programa katılmak üzere özel halk otobüsü Turex firmasının termal hattına bindim.
Afyon-İzmir karayolunda malum bir alt yapı çalışması var. Tam Kocatepe Asri Mezarlığı’na ulaştığımızda refüj bölümünden bir hanım içinde bulunduğum otobüse binmek için işaret etti. Bu sırada arkamızda termal hatta çalışan bir minibüs vardı. Minibüs şoförü ısrarla yolcuyu almak için korna çaldı. Ama yolcu otobüsü tercih etti. Kıvrak bir manevrayla otobüsün önüne geçen minibüs şoförü aracından indi. Yolu kestiği yetmiyormuş gibi küfürlü sövgülü şekilde otobüsün şoför bölümünün penceresinden şoförü yumrukladı. “Doğru dürüst çalışın ………………” sözlerinin ardından hışımla bindiği minibüsü ile gözden kayboldu.
Ben ve diğer yolcular artı minibüs içerisinde ki yolcular. Yol keserek vakit kaybına, agrasif tavırlara, sövgüye, edepsizliğe katlanmaya mecbur muyuz? Kesinlikle hayır
Taraf değiliz. Özel halk otobüsünü ya da minibisü birini diğerine tercih etmiyoruz. Her ikisi de yasal ihalelerle toplu taşıma hizmetini sunmak için bu şehrin yollarını her gün arşınlıyor. Ama kabadayılık, ilkelce hareketler niye ve kime? Bu soruya verilecek cevap çok mühim.
Beyler hayat, iş hayatı çok zor. Para kazanmakta öyle.
İnsanla uğraşılan her iş çok zor ve sıkıntılı
Alt yapı problemi, şehir içi trafik sorunu, otopark sıkıntısı, durak harici yolcu indirme ve bindirme problemleri var. Bu sıraladıklarımız yayasından araç sürücüsüne kadar hepimizin ortak temel sorunları. .
İş bu kadar zorken neden meslektaşlar birbirine destek yerine köstek oluyor?
Herkes nasibini rızkını kazanıyorsa bu haller niye?
Allah aşkına kabahat kimde? Toplu taşıtları tercih eden vatandaşta mı?
Kabahat bizlerde mi acaba diye düşünmeden edeme-dim. Hani mümkün olsa da tabana kuvvet gitsek her yere. Ya da özel otomobille.
Keşke ışınlanmayı başarabilsek. Hem zamandan hem mekandan tasarruf etmiş oluruz.
Lüften zor olan hayatı daha da zorlaştırmayalım.
Ama minibüs ama otobüs yolcunun tercihine saygılı olmayı, hazmetmeyi öğrenelim.
Birbirinin aynı hayatların yaşandığı bir şehirde nefes alıp veriyoruz. Güneşin aynı şekliyle doğup battığı yöre-lerden biri Afyonkarahisar. Yani bir değişlik olduğu zaman tam ve gerçek bir değişiklik olarak dikkat topluyor.
Vatandaş, birey ve iş icabı bir çok etkinliğe ve programa katılıyoruz.
Dinleyici, izleyici ve görevli olarak. Dolayısıyla da edindiğimiz izlenimler oluyor. Pek çok organizasyon ve program belirtilen saatinin dışında gecikmeli olarak başlıyor. Ama nadirende olsa olması gereken ölçekte gerçekleştirilebilen programlarda oluyor.
Bunlardan bir tanesi 26 Mart Cumartesi akşamı İl Müftülük Konferans Salonu’nda “Din Görevlileri arasında Safahattan Şiir Okuma Yarışması” düzenlendi. Akşam saat 20.30’da başlaması gereken program vaktinde başladı.
Vaktini aşmadan bir programın başlamış olması güzel ama bir o kadarda en azından şahsım adına şaşırtıcı oldu.
Programa olan ilgi ve katılım güzeldi. Salonun balkon bölümüde dahil komple dolu olması gözümüzden kaçmadı.
Hani bir iş rast gidecek oldu mu her şey seyrinde ilerliyor.
Zamanın iyi kullanılması kadar bir diğer güzel husus din adamlarının kurumları ve görev noktaları dışında sosyal hayata dair bir şeyler yapmaları oldu. Toplumun önderi konumunda olan yaşam biçiminden verdiği tavsiyelere kadar her şeyiyle örnek olan din adamları kültürel faaliyetle de göz doldurdular.
Hafta sonu bir Cumartesi akşamı traşını olan, takım elbise kravat tercihiyle şık olan beyler ve bir hanımefendi yarışmacı göz doldurdu.
Hem yarışmacıların hem diğer din adamları aileleriyle birlikte programa izleyici olarak katıldı.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Safatah isimli eserinden seçilen şiirler yarışmacılar tarafından okundu.
Yarışmacıların tümü mesleklerini icra ettikleri zamanda olduğu üzere öz güvenleri yerinde bu anlamda da örnek bir profil oluşturdular.
Başta dereceye girenler olmak üzere tüm yarışmacıları ve organizasyona emeği geçenleri kutluyorum. Böylesi güzel örneklerin artmasını da umut ediyoruz.
Kabahat kimde binende mi?
24 Mart Perşembe günü sabah 9.30 sularında bir programa katılmak üzere özel halk otobüsü Turex firmasının termal hattına bindim.
Afyon-İzmir karayolunda malum bir alt yapı çalışması var. Tam Kocatepe Asri Mezarlığı’na ulaştığımızda refüj bölümünden bir hanım içinde bulunduğum otobüse binmek için işaret etti. Bu sırada arkamızda termal hatta çalışan bir minibüs vardı. Minibüs şoförü ısrarla yolcuyu almak için korna çaldı. Ama yolcu otobüsü tercih etti. Kıvrak bir manevrayla otobüsün önüne geçen minibüs şoförü aracından indi. Yolu kestiği yetmiyormuş gibi küfürlü sövgülü şekilde otobüsün şoför bölümünün penceresinden şoförü yumrukladı. “Doğru dürüst çalışın ………………” sözlerinin ardından hışımla bindiği minibüsü ile gözden kayboldu.
Ben ve diğer yolcular artı minibüs içerisinde ki yolcular. Yol keserek vakit kaybına, agrasif tavırlara, sövgüye, edepsizliğe katlanmaya mecbur muyuz? Kesinlikle hayır
Taraf değiliz. Özel halk otobüsünü ya da minibisü birini diğerine tercih etmiyoruz. Her ikisi de yasal ihalelerle toplu taşıma hizmetini sunmak için bu şehrin yollarını her gün arşınlıyor. Ama kabadayılık, ilkelce hareketler niye ve kime? Bu soruya verilecek cevap çok mühim.
Beyler hayat, iş hayatı çok zor. Para kazanmakta öyle.
İnsanla uğraşılan her iş çok zor ve sıkıntılı
Alt yapı problemi, şehir içi trafik sorunu, otopark sıkıntısı, durak harici yolcu indirme ve bindirme problemleri var. Bu sıraladıklarımız yayasından araç sürücüsüne kadar hepimizin ortak temel sorunları. .
İş bu kadar zorken neden meslektaşlar birbirine destek yerine köstek oluyor?
Herkes nasibini rızkını kazanıyorsa bu haller niye?
Allah aşkına kabahat kimde? Toplu taşıtları tercih eden vatandaşta mı?
Kabahat bizlerde mi acaba diye düşünmeden edeme-dim. Hani mümkün olsa da tabana kuvvet gitsek her yere. Ya da özel otomobille.
Keşke ışınlanmayı başarabilsek. Hem zamandan hem mekandan tasarruf etmiş oluruz.
Lüften zor olan hayatı daha da zorlaştırmayalım.
Ama minibüs ama otobüs yolcunun tercihine saygılı olmayı, hazmetmeyi öğrenelim.