5 Mart 2012 Pazartesi 02:00:00
Çocuk sahibi olmak soyun ve hayatın devamında etken.
Olmasza olmazlar arasında.
Konuyu üreme sağlığı alanında değerlendirdiğinizde anne adayının bedensel, ruhsal ve zihinsel anlamda hazır olması çok önemli.
Pek tabi babalık içinde ruhsal ve finansal olarak hazırlık mühim.
Bulduğunu yiyen ve giyen, rast geldiği kadar eğitim alıp okuyabilen, toplumun başına muzur olma ihtimali yüksek, potansiyel sorunlu insanlar üretmek sağlıklı üremek anlamına gelmiyor. Bu anlamda kaza kurşunu olarak adlandırılan evlatlarda var.
Sevgi, şefkat ve ilgiden mahrum kalan insanların oluşturduğu toplumdan ne kadar hayır gelir. Allah’a emanet hayatlara bir yenisini daha eklemek ne kadar doğru?
Doğru zamanda, doğru kişilerle kurulan ailenin uzantısı olarak doğru zamanda sahip olunacak evlat ya da evlatların esas alınması gerekmiyor mu?
Aklı selimin yolu tektir.
Bir çay içimi sırasında işittiğim planlamanın şaşkınlığını hala atlatamadım. Bu durumu sizlere aktarmak istedim. Evli çiftlere, yeni aile kuranlara en az 3 çocuk sahibi olmalarını telkin edecek projenin il bazında geliştirilmesi gündemde. İlk duyduğumda “Aaaaa ayıp değil mi insanların mahremlerine, özeline, yatak odasına müdahale dedim.” “Hayır efendim biz kimsenin mahremine özeline müdahil olmuyoruz. Nüfusumuz giderek azalıyor böyle giderse 2050 yılındaki tablo vahim.” karşılığını aldım. Yaklaşık bir ay önce sohbet ettiğim, siyasi kimliği olan üç kız evlat sahibi bir anne en az üç çocuk sahibi olunması telkinine yönelik şunu söylemişti: “Ben ancak gebeliğimin dördüncü ayında anneme bebek beklediğimi söyleyebildim. Eşimle bile bu tür paylaşımlarda belli bir ölçüyü muhafazaya özen gösteririm.”
Sürekli tüketen bir toplumda anne babalar timsah misali yavrularını yiyerek mi yok edecekler? Hani kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla 50 bin dolar olsa, TOKİ’ye, bankalara kredi kartı borçlarının çığ gibi büyüdüğü bir ülke ortamı olmasa, yardım alması edilmesi gereken insanlar sayısına her geçen gün bir yenisi daha eklenmese neyse. O zaman bile bu telkinde bulunulan bir çift kalksa dese: “Yatak odamız, mahremimiz bizi ilgilendirir, size ne.” dediklerinde verilecek cevap ve, yüzün alacağı renk ne olur? Ben özele, mahreme müdahale olarak algıladığım, eşlerin ortak vereceği bir karara telkinde bulunma, bu meyanda proje hazırlamanın ayıp olduğu kanaatimi paylaşırken şunu istirham ediyorum; Lüften beyler Allah rızası için çekin o müberek ellerinizi yatak odalarından.
Çocuk sahibi olmak soyun ve hayatın devamında etken.
Olmasza olmazlar arasında.
Konuyu üreme sağlığı alanında değerlendirdiğinizde anne adayının bedensel, ruhsal ve zihinsel anlamda hazır olması çok önemli.
Pek tabi babalık içinde ruhsal ve finansal olarak hazırlık mühim.
Bulduğunu yiyen ve giyen, rast geldiği kadar eğitim alıp okuyabilen, toplumun başına muzur olma ihtimali yüksek, potansiyel sorunlu insanlar üretmek sağlıklı üremek anlamına gelmiyor. Bu anlamda kaza kurşunu olarak adlandırılan evlatlarda var.
Sevgi, şefkat ve ilgiden mahrum kalan insanların oluşturduğu toplumdan ne kadar hayır gelir. Allah’a emanet hayatlara bir yenisini daha eklemek ne kadar doğru?
Doğru zamanda, doğru kişilerle kurulan ailenin uzantısı olarak doğru zamanda sahip olunacak evlat ya da evlatların esas alınması gerekmiyor mu?
Aklı selimin yolu tektir.
Bir çay içimi sırasında işittiğim planlamanın şaşkınlığını hala atlatamadım. Bu durumu sizlere aktarmak istedim. Evli çiftlere, yeni aile kuranlara en az 3 çocuk sahibi olmalarını telkin edecek projenin il bazında geliştirilmesi gündemde. İlk duyduğumda “Aaaaa ayıp değil mi insanların mahremlerine, özeline, yatak odasına müdahale dedim.” “Hayır efendim biz kimsenin mahremine özeline müdahil olmuyoruz. Nüfusumuz giderek azalıyor böyle giderse 2050 yılındaki tablo vahim.” karşılığını aldım. Yaklaşık bir ay önce sohbet ettiğim, siyasi kimliği olan üç kız evlat sahibi bir anne en az üç çocuk sahibi olunması telkinine yönelik şunu söylemişti: “Ben ancak gebeliğimin dördüncü ayında anneme bebek beklediğimi söyleyebildim. Eşimle bile bu tür paylaşımlarda belli bir ölçüyü muhafazaya özen gösteririm.”
Sürekli tüketen bir toplumda anne babalar timsah misali yavrularını yiyerek mi yok edecekler? Hani kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla 50 bin dolar olsa, TOKİ’ye, bankalara kredi kartı borçlarının çığ gibi büyüdüğü bir ülke ortamı olmasa, yardım alması edilmesi gereken insanlar sayısına her geçen gün bir yenisi daha eklenmese neyse. O zaman bile bu telkinde bulunulan bir çift kalksa dese: “Yatak odamız, mahremimiz bizi ilgilendirir, size ne.” dediklerinde verilecek cevap ve, yüzün alacağı renk ne olur? Ben özele, mahreme müdahale olarak algıladığım, eşlerin ortak vereceği bir karara telkinde bulunma, bu meyanda proje hazırlamanın ayıp olduğu kanaatimi paylaşırken şunu istirham ediyorum; Lüften beyler Allah rızası için çekin o müberek ellerinizi yatak odalarından.