Dinarlı hemşehrim Ramazan Tekeli, internette gezinirken gördüğü ilginç haber ve yazıları lütfedip bana da gönderir, okuyup bilgi edinmemi sağlar. Geçen hafta gönderdiği şu bilgiyi, değerli okurlarımın da okumalarını arzu ettim. Noktasına, virgülüne dahi dokunmadan Tekeli’nin gönderdiği yazıyı paylaşıyorum:
Hasan Celal Güzel'in meşhur mektubu.
Otursam bunun benzerini ve -ama bir roman kadar- yazabilirim..
***
(Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!…
***
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu. Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışında tek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!…
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.)
Sevgili Ramazan Tekeli’nin gönderdiği bu gönderiye noktayı koyar koymaz, aklıma gelen bir anımı hemen yazmak istedim.
Hasan Celal Bey, Devlete ait telefondan, şahsi görüşme yapmadığını söylüyor ya, aklıma TSK-Hv.K.K.lığı emrinde görevli iken, Birliğimizdeki telefonları kullanmak istediğimiz vakit, santralı arar, konuşmak istediğimiz telefon numarasını söyler, santraldaki görevli aradığımız numarayı bularak irtibat sağlardı. Konuşma biter bitmez de, yaptığımız süre içerisinde yapılan görüşme ücreti ne kadar ise, o kadar para maaşımızdan kesilirdi…
Diyeceğim odur ki, bizim inanç sistemimiz de, Merhum Hasan Celal Beyin sisteminin aynı idi…Haram yemekten korkar, adeta aklımız çıkardı!.,..
Bize ne oldu da, Devletin malında mülkünde gözü olan insanlarımızın sayıları giderek çoğaldı?!...Gazetelerde her gün, birilerinin Devletimize maddi zarar verdiklerini, hadi açık söyleyeyim, Devlet malını yedikleri ile ilgili haberleri okuyor üzülüyoruz…
Kanaatim odur ki, Devlet malını yiyen hainlerin-hırsızların, yaptıkları yanlarına kâr kalıyor!..Oysa ki, Devlet malını çalarak yiyen kişi hemen savcı-hakim huzuruna çıkarılıp, cezası verilmiş olsa, bu denli çalıp-çırpmalar azalıp, yok olacaktır…
***
Türk siyasetçi, bürokrat ve eski bakan olan Hasan Celal Güzel, Turgut Özal dönemindeki önemli görevleriyle tanınır. 1945 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk ve orta öğrenimi Malatya'da bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden mezun oldu. Makro ekonomi alanında tez çalışması yaptı. Devlet Planlama Teşkilatı'nda uzman olarak çalıştı. Başbakanlık Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu.1983 yılında, 38 yaşında genç bir yaşta Başbakanlık Müsteşarı oldu. 18. Dönem Gaziantep Milletvekili seçildi. 1986-1987 yılları arasında Devlet Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü olarak görev yaptı. 1987-1989 yılları arasında Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptı. Daha sonra siyasi hayatına Yeniden Doğuş Partisi'ni kurarak devam etti. Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi'ni kurdu. Türk tarihi, kültürü ve eğitimi üzerine pek çok araştırma ve yazı kaleme aldı.19 Mart 2018 tarihinde Ankara'da vefat etti.