"Yüce Atatürk, Aramızdan ayrılışınızın 68. yılında, ışığınızdan güç alan ve size yürekten inanan bir kişi olarak, Cumhurbaşkanı sıfatıyla son kez huzurunuzdayım.
Yurdun her köşesinde yurttaşlarımız, sizi, dünyada hiç bir öndere gösterilmeyen bir sevgi ve saygıyla anmakta, ilke ve devrimlerinizle oluşturulmuş cumhuriyetimize bağlılığını dile getirmektedir. Bugün insanlığa umut kaynağı olan, dünyayı derinden etkileyen, tarihte silinmez izler bırakan yüce kişiliğinizle övünüyor, savaşımınız, başarılarınız, evrenselleşen düşünceleriniz ve yıkılmaz eserlerinizle gurur duyuyoruz.
Türk Ulusu yorulmadan, güçlükler karşısında yılmadan çalışacak, cumhuriyeti, birliğini ve bağımsızlığını koruyacak, çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda duraksamadan ilerleyecektir. Laik cumhuriyetin yaşatılması, ulusumuzun dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara ulaşması için toplumun tüm kesimleri, sorumluluklarının bilinciyle hareket edecektir.
Türk ulusunun yurt sevgisi, geçmişine ve öz değerlerine bağlılığı, birlik ve dayanışma duygusu, çalışma ve aydınlanma istenci Türkiye Cumhuriyeti’ni geleceğe taşıyacak en büyük güçtür. Size duyulan sevgi ve saygı hiç eksilmeyecektir, düşünceleriniz ilke ve devrimleriniz, gösterdiğiniz hedeflere ulaşma çabalarında yolumuzu aydınlatmayı sürdürecektir. Yüksek anınız önünde ulusça saygı ve gönül borcuyla eğiliyoruz.”
***
''Atatürk, uluslaşma, uygarlaşma, çağdaşlaşma ve aydınlanmanın tümüne aynı anda ve ivedilikle çözüm bulunması gerektiğini biliyor ve buna inanıyordu. Onun için her şeyin temeline laikliği yerleştirerek yola çıkmıştır. Çünkü Yüce Önder, çağdaşlaşmanın da uygarlaşmanın da aydınlanmanın da uluslaşlaşmanın da anahtarının laiklik olduğunun bilincindedir. En kısa söyleyişle O'na göre laiklik 'Adam Olmak' demektir.
Yüce Önder, 'Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar' derken, işaret ettiği 'bu temel eksen' uygarlaşma, çağdaşlaşma, aydınlanmayı temel alan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu nedenle Yüce Atatürk, 'Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' kuşaklar yetiştirilmesini isterken biliyordu ki ancak özgür düşünceli, ilimi ve aklı yol gösterici kabul eden, dogmaların esaretinden uzak kalıp sorgulayabilen ve konulara eleştirel yaklaşabilen yurttaşlar bu temel ekseni yakalayabilirler.
Yine Yüce Atatürk'ün cumhuriyeti 'Türk gençliği'ne emanet ederken kastettiği bu temel eksen doğrultusunda yetiştirilmiş kuşaklardır. Büyük Önder'in 'anladığı gençlik' kendi deyişiyle 'Bu inkılabın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip gelecek nesillere götürecek' her yaştaki gençlerdir.
Yüce Önder'e göre 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zindedir, gençtir.'' ''Yüce Önder'e göre, 'bir ulusta şerefin, namusun ve insanlığın' var olabilmesi ve sürdürülebilmesi, kesinlikle 'o ulusun bağımsızlığını elinde bulundurmasına' bağlıdır.''
“Atatürk '28 Ağustos 1919'da, Erzurum'dan, Türk Ulusu'na şöyle seslenmiştir:
İstanbul bir Amerikan mandasıdır tutturmuş gidiyor. Bu olmayacaktır. Türkiye, istiklal bütünlüğüne sahip olacaktır. Bunu istemekte devam edeceğiz. İstanbul bizi, Wilson'a müracaat ettirmek istiyor, Türk Milleti namına istenen bir manda oyununa düşürmek istiyorlar. Bu oyuna gelmeyeceğiz.' Kısaca O'nun savaşım yolundaki parolası, 'Ya istiklal, ya ölüm'dür. Yüce Önder, bağımsızlığın tek kaynağının ulusun kendi gücünde yattığının bilincindedir.
Efendiler! Bir millet, varlığı ve hakları için maddi ve fikri bütün kuvvetleriyle ilgili olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz' sözüyle, bu bilincin boyutunu açıkça ortaya koymuştur.
Lozan Antlaşması görüşmelerinde İngiliz delegasyonu başkanı Lord Curzon'un, 'Verdiklerimizi bir yere not ettik. Bunu en kısa sürede sizden geri alacağız' yaklaşımı, Yüce Atatürk'ü, ekonomik bağımsızlık olmadan siyasal bağımsızlık olamayacağı sonucuna götürmüş ve ekonomiye büyük önem vermiştir.''
Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin, kuruluş yıllarında uygulanan bağımsız ekonomi politikasıyla 13 yıl boyunca dünyanın en yüksek kalkınma hızına sahip olduğunu, ekonomisi güçlenen Türkiye'nin, Atatürk'ün dirayeti ile dış politikada da etkin rol oynadığını ve onurlu bir dönem geçirdiğini belirtti. Atatürk, bağımsızlık ve özgürlüğün ancak çok çalışarak sağlanıp korunabileceğini ''Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar'' sözüyle ortaya koyduğunu anlatan Sezer, şunları kaydetti:
''Ne var ki, küreselleşme olgusu, artık ulusları ve devletleri birbirine ekonomik düzeneklerle bağımlı kılmakta, sömürgeci güçler, silahla yapamadıklarını, ekonomik yoldan gerçekleştirmeyi başarmaktadırlar.
Oysa, Yüce Önder'in şu sözleri önemli bir ders niteliğindedir: 'Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.'
Aydınlık, çağdaş ve evrensel değerlerin yol göstericiliğinde gelişen, gönençli bir Türkiye ülküsünün gerçekleşebilmesi için cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, bağımsızlığımızın, birliğimizin korunmasının vazgeçilmez önem taşıdığını bir kez daha anımsatmak istiyorum.
Bugünlere ulaşabilmek için ulusça ödenen büyük bedelleri unutmadan, Atatürk'ün yarattığı aydınlık Türkiye'nin değerini iyi bilmek, cumhuriyeti birlik ve beraberlik içinde sahiplenerek, temel niteliklerinden ödün vermeden çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşımak onurumuz olmalıdır.
Türk Ulusu ile Atatürk arasında güçlü bir bağ vardır. Ulusumuz, ölümsüz önderini tüm tartışmalardan uzak tutmaya, gönlündeki saygın ve erişilmez yerinde yaşatmaya, O'nun düşüncelerini, yüksek ülkülerini yeni kuşaklara aşılamaya kararlıdır.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ve onu aşma çabalarımızda Yüce Önder Atatürk, sonsuza kadar yolumuzu ve yüreğimizi aydınlatmayı, ilke ve devrimleri ülkemizin geleceğine yön vermeyi sürdürecektir.
Sözlerime son verirken bir kez daha sesleniyorum: Yüce Atatürk, vatan sana minnettardır.
Bu duygu ve düşüncelerle, doğumunun 125., aramızdan ayrılışının 68. yılında, Türk Ulusu'nun gönlünde ölümsüzleşen Yüce Önder Atatürk'ü bir kez daha saygı ve gönül borcuyla anıyor…'
Ziyaretlerimizden birisinde Cumhurbaşkanımız ile