Türkiye - Azerbaycan İlişkilerinde Oluşan Olumsuz Hava ve Ankara'nın Atması Gereken Adımlar
Mahmut Emin Birliktir
Son günlerde "İki Devlet, Tek Millet" şiarıyla anılan Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde nadir görülen bir gerilim yaşanıyor. Tartışmanın fitili iki başlıkta ateşlendi:
1. Azerbaycan'da okullarda başörtüsü düzenlemesi: Eğitim Bakanlığı'nın okul üniformasında tekdüzeliği bozan ek giyim öğelerini yasaklayan yönetmeliği, Türkiye'de başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi olarak yorumlandı.
2. İsrail politikası ve söylem krizi: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 2 Ekim 2026'da YAP Kurultayı'nda yaptığı "Herkes yerini bilsin, işlerimize karışmasın... Kimsenin yardımına ihtiyacımız yok" açıklaması, Türkiye'deki sosyal medya tepkilerine yanıt olarak algılandı. Sonrasında Azerbaycan Milletvekili Rasim Musabeyov'un ve bazı hükümete yakın sitelerin Türkiye'yi hedef alan açıklamaları tansiyonu yükseltti.
………………………………..
Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği bile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan hakkında çıkan "gizli görüşme, darbe planı" iddialarını yalanlamak zorunda kaldı. Bu, meselenin sosyal medyadan çıkıp resmi düzleme taşındığını gösteriyor.
Peki bu tartışma ne kadar derin? Aslında değil. İki ülke arasında ekonomik veya jeopolitik bir ayrışma yok. SOCAR Türkiye'nin en büyük yabancı yatırımcısı, 5.800 Türk şirketi Azerbaycan'da faaliyet gösteriyor, TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Şuşa Beyannamesi ile kader ortaklığı hukuken de tescilli. Sorun, bu stratejik ortaklığın magazinel bir tartışma üzerinden yıpratılmaya çalışılması.
………………………………..
Türkiye Ne Yapmalı?
1. Söylem üstünlüğünü resmi kanallara bırakmalı:
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu'nun dediği gibi "Devletlerimizin ilerleyiş tarzında farklılıklar olabilir. Sorunlarımızı aile meclisimiz içinde konuşmayı biliriz" anlayışı esas alınmalı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı seviyesindeki tepkiler, devlet politikası sanılıyor ve Bakü'de içişlerine müdahale olarak okunuyor. Resmi görüşün tek adresi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı olmalı.
2. Sosyal medya linçlerini yönetmeli:
86 milyonluk Türkiye'de herkesin aynı şeyi düşünmesi beklenemez. Ancak Azerbaycan'ı topyekûn hedef alan hakaret dili, karşı tarafta da Türkiye düşmanlığını körüklüyor. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin de işaret ettiği gibi bu bir algı operasyonuna dönüşebilir. İletişim Başkanlığı, provokatif hesapları ve yalan haberleri hızlıca çürütmeli.
3. "Aile içi diplomasi" mekanizmasını işletmeli:
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay'ın uyarısı çok önemli: "Sahte bayrak operasyonlarına" karşı teyakkuzda olmalıyız. Bu gerilimden en çok Rusya, İran ve Ermenistan lobileri memnun olur. Çözüm, Fidan'ın Bakü ziyaretinde olduğu gibi kapalı kapılar ardında, yüz yüze diplomasi. Aliyev'in yakında Türkiye'ye yapacağı ziyareti bir onarım zirvesine dönüştürmek akıllıca olur.
4. Ekonomik ve savunma ajandasına odaklanmalı:
Gündemi başörtüsü tartışmasına hapsetmek yerine, iki halkı birleştiren somut projeler konuşulmalı: Zengezur Koridoru, ortak askeri tatbikatlar, enerji yatırımları, Türk Devletleri Teşkilatı. Bu, kamuoyuna "ilişki krizden ibaret değil" mesajı verir.
5. Farklılıklara saygı, ortaklığa sadakat:
Azerbaycan laik bir hukuk devleti olduğunu, Türkiye ise demokratik hassasiyetlerini dile getiriyor. İki egemen devletin yaşam tarzı tercihlerini birbirine dayatmadan, "tek millet" olmanın gereği olarak eleştiriyi saygı çerçevesinde yapması gerekiyor.
Sonuç olarak; Türkiye ve Azerbaycan arasındaki bağ, bir yönetmelik veya bir sosyal medya trendiyle kopacak kadar zayıf değildir. Ama tam da bu yüzden pamuk ipliğine bağlamamak için Ankara'nın soğukkanlı, kurumsal ve kardeşlik hukukuna yakışan bir dil kurması gerekiyor. Kurtlar sofrasında bu ittifakı zayıf düşürmek isteyen çok aktör var.