Allah’ın Sevgili Rasûlü, bir gün bulunduğu yerden bir cenâze geçerken ayağa kalkarlar. Orada bulunanlar: “EY ALLAH’IN RASÛLÜ O GEÇEN CENAZE BİR YAHUDİ CENAZESİDİR.” derler. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz (s.), “O DA BİR CAN, BİR İNSAN DEĞİL Mİ?” (Müslim, Cenaiz, 78, Buhari, Cenaiz, 50) buyurarak, insana ırk ve din ayrımı gözetmeksizin saygı duymanın gereğine dikkat çeker. Hadisi Şerif’te:
“Şüphesiz ki Allah, Âdem’i kendi sureti üzerine yarattı.” buyurulur. (Buhari: İ’tizam: 1; Müslim/Birr: 115 vb.) Bu hadisi şerif bazı kaynaklarda, “Şüphesiz ki Allah, Âdem’i rahman suretinde yarattı” şeklindedir. (İbn Ebî Âsım, es-Sünne, I, 230; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, V, 183.)
Yani Cenâb-ı Hakk, insana kendi ruh ve karakterini işlemiştir.
Allah’ın insanı kendi suretinde yaratmış olması zatı yönünden değil sıfatları yönündendir. Gerçekten de Yüce Allah, insanı severek, en güzel biçimde yaratmış melekler dâhil yarattıklarının hiçbirine vermediği özellikleri ve insana vermiş; insanı akıl başta olmak üzere, hayat, ilim, semi (işitmek), basar (görmek), kelam, irade gibi kendi sıfatları ile donatmıştır. Bu gerçek Yunus Emre tarafından “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” şeklinde dile getirilmiştir.
Kenz-i mahfî tabiri hadis olarak da rivayet edilen, “Bilinmeyen gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, bilineyim diye halkı (kâinat) yarattım” (Aclûnî, II, 132) ifadesinden alınmıştır.
Burada geçen “istedim” (ahbebtü) muhabbet, “bilinmek” (u‘refü) mârifet kökünden geldiği için mutasavvıflar kâinatın yaratılışını muhabbet ve mârifetle açıklamışlardır (İbnü’l-Arabî, s. 203). Buna göre Hak’tan başka hiçbir şeyin bulunmadığı zamanda Hak bilinmeyi istemiş, böylece ilk olarak sevgiyle tecelli etmiştir (taayyün-i hubbî). Bu sevginin amacı ise bilinmektir (mârifet). Âlemi yaratınca artık O mâruf (bilinen ve tanınan) olmuştur.
Fakat bu bilinme sıfat ve isimlerinin zuhur etmesi şeklindedir ve O sadece bu yönden bilinir hale gelmiş, mutlak gayb olan hüviyeti ve zâtı itibariyle yine gizli bir hazine olarak kalmıştır. Allah, kâinat var olmadan evvel ne kadar gizli ise var olduktan sonra da o kadar gizlidir. Bu sebeple mutasavvıflar hadiste geçen, “Gizli bir hazine idim” ifadesini, “Gizli bir hazineyim” şeklinde anlamak gerektiğini, buradaki “idim” kelimesinin zamanı ifade etmediğini önemle belirtmişlerdir. (TDV İslam Ansiklopedisi. Kenz-i Mahfî maddesi, c.25, s:258)
“Yüce Tanrı kendi sanat ve sıfatını göstermek için dünyayı yarattı. Kendi zatını göstermek isteyince de Âdem’i yarattı.” (Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri 1986/590) diyen Mevlana Hazretleri “Gizli bir define idim; bilinmeyi diledim, sevdim, bilineyim diye halkı yarattım “hadis-i şerifi üzerinde titizlikle durur ve insanın yaratılışındaki sevmek ve bilinmek hikmetine dikkat çeker. Demek ki Allah (c.) insana muhabbet beslemiş, sevmiş ve sevdiği için yaratmıştır.
Bir başka hadisi şerifte ise “Şüphesiz ki Allah, Âdem’i kendi sureti üzerine yarattı.” buyurulur.
(Buhari: İ’tizam: 1; Müslim/Birr: 115 vb.)
Tefsir âlimlerimizden Kurtubi de bu yaratılışın Allah’ta bulunan sıfatların, insana da veriliş yönüyle olduğunu açıklamıştır: “Kurtubî’ye göre İbn Arabî’nin “Allah, insandan daha güzel bir varlık yaratmamıştır. Çünkü Allah onu hayat sahibi, alîm, kadîr, irade eden, konuşan, işiten, gören, düşünen ve hikmet sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Bütün bu sıfatlar Rab Sübhânehû’nun sıfatlarıdır” sözleri, hadisin “Allah Âdem’i kendi sıfatları üzere yarattı” şeklindeki yorumun dayanağı olmuştur. (Kurtubî, el-Câmi, XX, 114. Ayrıca bkz. Muhammed Abdurraûf Münâvî, Feydu’l Kadîr, elMektebetü’t-Ticâriyye el-Kübrâ, Mısır, 1356. III, 445- 446.)”
Dini, mezhebi ve milliyeti ne olursa olsun Allah katında her insan yaratılış bakımından eşittir ve şereflidir ve saygıya layıktır. Allah’ın Sevgili Rasûlü, bir gün bulunduğu yerden bir cenâze geçerken ayağa kalkarlar. Orada bulunanlar: “Ey Allah’ın Rasûlü o geçen cenaze bir Yahudi cenazesidir.” derler. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz (s.), “O da bir can, bir insan değil mi?” (Müslim, Cenaiz, 78, Buhari, Cenaiz, 50) buyurarak, insana ırk ve din ayrımı gözetmeksizin saygı duymanın gereğine dikkat çeker.
Şimdi sözü Derviş Yunus’a verelim:
Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan,
Halka müderris ise, hakikatte asidir.
***
Bir kurnadan akan su, acı tatlı olmaya.
****
Elif okuduk ötürü,
Pazar eyledik götürü
Yaratılmışı hoş gördük
Yaratandan ötürü.. Diyen Yunus Emre değil mi?