SON
DAKİKA
Meral Günay

Kuşatıcı Rahmetten Seçkin Şefkate: 'Rahîm' Sıfatının Hayatımıza Yansıması

Meral Günay

Her güne, kâinatı çepeçevre kuşatan İlahi bir merhametin kucağında uyanıyoruz. Soluduğumuz havadan attığımız adıma, kalbimizin her atışından zihnimizden geçen fikre kadar her şey, Yüce Yaratan’ın sonsuz lütfunun birer tecellisi. İslam düşünce geleneğinde ve Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde Allah Teâlâ’yı tanıtan iki temel sıfat öne çıkar: Rahmân ve Rahîm.

Görünüşte birbirine benzeyen, aynı kökten türeyen bu iki mübarek isim, özünde varoluşun ve ahiretin iki farklı boyutunu önümüze serer. Rahmân; ayrım gözetmeksizin tüm varlığı, inananı ve inanmayanı, doğruyu ve yanlışı dünyada kuşatan genelliği ifade eder. Yağmurun her tarlaya yağması, güneşin herkesi ısıtması Allah’ın Rahmân oluşundandır. Ancak mesele Rahîm sıfatına geldiğinde, karşımıza daha derin, daha hususi ve seçkin bir rahmet iklimi çıkar.
Yüce Allah; *"Dünya ve ahiretin Rahmân'ı, fakat yalnız müminlerin Rahîm'i"*dir.

Nitekim Ahzâb Sûresi 43. âyet-i kerimede "Allah, müminlere karşı çok bağışlayıcı, çok merhametlidir (rahîm)" buyrulur. Bu hususi merhamet, dünyadaki genel lütuflardan farklı olarak nihai adaletle ve samimi imanla şekillenir. İnançsızlığın ve isyanın gölgesinde bir hayat sürenler, ahirette bu özel tecelliden mahrum kalırlar. İşte Şûrâ Sûresi’nde "Bir bölük cennette, bir bölük de ateştedir" ifadesiyle çizilen o keskin sınır, Rahmân ile Rahîm sıfatları arasındaki ince dengede anlam kazanır.

Ancak "Rahîm" sıfatının bizi doğrudan ilgilendiren ve insan ruhunu inşa eden çok hayati bir yönü daha vardır: Rahmân ismi yalnızca Yüce Allah’a has bir isim-sıfat iken, Rahîm sıfatı insan için de kullanılabilir.

Yüce Rabbimiz, Tevbe Sûresi 128. âyet-i kerimede Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v.) tanımlarken bu kavramı kullanmış; O’nun müminlere karşı ne denli düşkün, şefkatli ve rahîm olduğunu bizzat ilan etmiştir. Bu durum, biz müminlere çok açık bir ahlaki hedef gösterir: Allah’ın ve Rasulü'nün bu yüce vasfından nasip alarak hayatımıza "Rahîm" tecellisini yansıtmak.
Peki, bir mümin olarak "Rahîm" sıfatını hayatımıza nasıl taşıyabiliriz?

İnanç ve Değer Odaklı Bir Merhamet İnşa Etmek: Rahîm olmak, sıradan bir acıma duygusu değildir; şuurlu, adaletli ve yapıcı bir merhamettir. Mümin, iyiliği, güzelliği ve imanı koruma hususunda özel bir hassasiyet taşır. İyiliğe alan açmak, dürüstlüğü ve samimiyeti beslemek, kötülüğe ise merhametli bir kararlılıkla dur demek Rahîm tecellisinin bir gereğidir.

Mümin Kardeşliğinde Şefkat Dilini Yakalamak: Hz. Peygamber’in ahlakında gördüğümüz o derin hüsnüniyet ve şefkat, bugün kendi aramızda yeniden canlanmalıdır. Kardeşinin kusurunu örten, zor zamanında elinden tutan, hataları bağışlamayı bilen ve insanlara iman emniyeti aşılayan her tutum, kalbimizdeki "Rahîm" aynasının bir parıltısıdır.

Sorumluluk Almak ve Onarıcı Olmak: Rahîm sıfatı pasif bir duygu değil, aktif bir tutumdur.

Toplumsal kırılmaların, yalnızlaşmanın ve sevgisizliğin arttığı günümüzde mümin; çaresizlerin, yetimlerin, gönlü kırıkların sığınağı olmalıdır. Yeryüzünde merhameti bir eylem haline getirmek, ahiretteki o özel merhamete ulaşmanın en kestirme yoludur.

Rahmân’ın tecellisiyle kuşatıldığımız bu âlemde, Rahîm’in tecellisine liyakat kazanmak ana gayemiz olmalıdır. Kalbimizi kin, nefret ve katılaşmış duygulardan arındırıp birer merhamet yuvasına dönüştürebildiğimiz ölçüde bu dünyadan iz bırakarak geçeriz.

Unutmayalım ki; dünyada kalbine "Rahîm" sıfatını nakşedenler, ahirette de o özel ve sonsuz rahmetin muhatabı olacaklardır.
 

Yazarın Diğer Yazıları