Kur’an’da takva ile ilgili 170 kadar kelime geçmektedir. Takva sakınmak, korunmak anlamında olup “muttakî” de takva sahibi demektir. Kur’an’da ise Allah’ın azabından korunma, günahlardan sakınma anlamındadır. Netice olarak takva Allah’ın emirlerine uygun yaşamaktır.(H.T.Feyizli, Feyzü’l Kur’an,1)
Takva, Allahın azabından, korunmak, dinde şüpheli şeylerden uzaklaşıp günahlardan sakınmak, her türlü şirk ve gösterişten uzak kalarak sâlih ameller işlemek, Allah’a gönülden bağlanıp ve O’nu görüyor gibi Kur’an ve sünnet çizgisinde bir hayat yaşamaktır.
Takva sorumluluk bilincidir. Şekille değil yürek ve davranışlarla ilgilidir. Çünkü sevgili peygamberimiz;
“Şüphesiz ki Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar” buyurmuştur. Şüphesiz takva sahipleri İslam’ın öngördüğü giyinme ve örtünme biçimine titizlikle riayet edeceklerdir. Fakat takvayı şekilde aramak yanlıştır. Yunus Emre’nin dediği gibi:
Dervişlik dedikleri
Hırka ile tac değil
Gönlün derviş eyleyen
Hırkaya muhtac değil.
“Dervişlik olaydı aba ile hırka bizde alırdık otuza kırka” sözlerinde olduğu gibi takvayı ve müttaki olmayı şekilde aramak yanlıştır. Takva İnsan fıtratına Allah tarafından yerleştirilmiş bir değerdir. Takva gönülle ilgili bir şeydir. Takva sahibi insan, gönlünü avuçlarının içine alıp
insanlar içinde utanmadan dolaşabilmelidir.
“Peygamber efendimiz göğsünü üç defa göstererek : “Takva insanın gönlündedir (Ettagva hahüna) ” buyurmuştur” (Müslim Birr/32)
Kur'ân-ı Kerîm'de takvânın karşıtı olarak "zulüm" de gösterilmiştir. Câsiye sûresinin 19. âyetinde bildirildiğine göre "Zâlimler birbirinin dostudur; Allah da takvâ sahibi olanların dostudur." Bu âyette zulüm, daha ziyade inkârcıların Allah'a ve İslâmî ilkelere karşı inatçı ve anlamsız direnişlerini, müslümanlara reva gördükleri haksızlıkları ifade eder.
Kur’an müttakiler için yani takva sahibi olmak isteyenler için bir hidayet rehberidir.(2/Bakara–2) Hidayete ulaşmak için takva sahibi olmak; haramlardan, yasaklardan, günahlardan sakınmak ve Allah’ın emirlerine uygun yaşamak, hayırlı olan işlere sarılmak gerekir.
Başta oruç olmak üzere, namaz, zekât, hac gibi dini vecibelerin emredilmesinin amacı da korunmaya-takvaya sahip olmaya yöneliktir.
Bakara suresi 183. ayette Yüce Allah “Orucu korunasınız, takvaya erişesiniz diye farz kıldım” buyuruyor.(Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.) (Bakara2/183) Cenâb-ı Hakk bu ayette orucun farz kılınmasını “lealleküm tettegûn” “takvaya erişmek, korunmak” gerekçesine bağlıyor. Nitekim Orucun ve sahurun Ermekle-Ermiş ve takva sahibi olmakla alakalandırılmasından dolayı Anadolu’da Sahura “er” ve sahur yemeği için uykudan kalkmaya“Ere kalkmak” denir.
“Yâ eyyühellezine âmenû gû enfüseküm ve ehlîkün nâran. “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (66/Tahrim–6) Tahrim suresinde geçen yukarıdaki ayette de takva kelimesi “kurunmak” manasında kullanılmıştır. Hadisi şeriflede de takva ve aynı kökten gelen kelimeler korunmak, sakınmak manalarında kullanılmıştır.
Peygamberimiz buyuruyorki: “Mümünin bakışından sakının, korunun, korkun çünkü o bakarken Allah’ın nuruyla bakar”(İttegû ferasetel mü’minine fe innehû yenzuru bi iznillâhi teâlâ) (Tirmizi, Tefsirul Kur’an/15)
“İbn Kesir, Ömer b. el-Hattab (r.a.)'ın bir günü Übeyy b. Kab'a takvayı sorduğunu ve Übeyy'in ona şöyle dediğini anlatır: — Hiç dikenli bir yolda yürüdün mü? Hz. Ömer: — Evet yürüdüm. Übeyy: — Peki ne yaptın? Hz. Ömer: — Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesine alabildiğine gayret ettim. (Dikenlerden kendimi ve elbisemi korudum) Übeyy: - İşte takva budur.”