“Adalete dayanan töre – kanun- bu göğün direğidir; töre bozulursa, gök yerinde durmaz “,” Bu töre- kanun koyan beyler hayatta bulunmasalardı, Tanrı yedi kat yerin nizamını-düzenini bozmuş olurdu” (KB. 3463- 3464. b.).
Ayrıca töre ne kadar iyi tatbik edilirse kut o kadar güçlenmekte neticede kurt ile kuzu bir arada görülebilecek derecede bir sükûnet devri açılmaktadır (Başer:78). (Törenin) Tabiatı dürüst (köni), tavrı (fıtratı ) munistir (yumuşaktır), sözü doğru, gönlü zengindir”(KB. 407. b). ” Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kanun – sudur; akarsa nimet yetişir” (KB. 2032. b.). “Ey hâkim memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu (töreye) doğru yürütmeli ve halkı korumalısın” (KB. 2033. b.). “Kanun-töre ile ülke genişler ve dünya düzene girer; zulüm ile ülke eksilir ve dünya bozulur” (KB. 2034. b.).
Töre ve yasalar önünde herkes eşitti. Türk töresinin değişmez temel prensiplerinden birisi de “könilik ” yani adaletti. Kutadgu Bilig’den öğrendiğimize göre: “Adalet eğrilirse (köni eğri bolsa) kıyamet kopardı” (808. b.). “Beylik çok iyi bir şeydir, fakat daha iyi olan töreyi adaletle tatbik etmektir” (456. b.). Türk devletinde “adalet mülkün-devletin temelidir. Çünkü cihana huzur ve barış getirmekle yükümlü olan Türk devletleri adalet-könilik temeli üzerine kurulur, beyliğin esası adalet yoludur (821. b.). Çok ince olan bu adalet yolunda yürümek istersen, ey temiz kalpli ( kılkı silig = temiz tabiatlı) insan önce yediğinin helal olmasına dikkat et (4407. b.). Töre güneşi ancak adaletle mukimdir; parlaklığını adaletten alır (2789. b.). Yüce Tanrı’nın verdiği ‘Kut’ a yükselmek ve sahip olmak içinde insana könilik-adalet lazımdır. (Yani Yüce Tanrı adil olanlara kut verir.) Bu nokta da insanlık adaletten ibarettir (865. b.) (Günay, 2004, s.50).
“Adalete istinad eden (dayanan) töre göğün direğidir, töre bozulursa bu gök yerinde duramaz.” “Bu töre koyan beyler hayatta bulunmasalardı, Tanrı yedi kat yerin nizamını bozmuş olurdu” (K.B.3463. ve 32464. B.). (Başer, 1990 : 78)
Ayrıca töre ne kadar iyi tatbik edilirse kut o kadar güçlenmekte neticede kurt ile kuzu bir arada güdülebilecek derecede bir sükûnet devri açılmaktadır. Töre ihsanla bilinmektedir, kut hizmet ile. Hizmet yerinde olursa kut kapıları açılmaktadır (KB. 594. B.) (Başer, 1990: 78).
Kutadgu Bilig’de töre, hükümdar rolünde ve Kündogdı adıyla karşımıza çıkarken, “kut” vezir rolünde ve Aytoldı adıyla karşımıza çıkmaktadır.
Daha önce Yüce Tanrı’nın töreye uygun hareket edenlere “kut” verip, onları hakanlık makamına getirdiğini belirtmiştik. Kutadgu Bilig’de bu durum şu şekilde açıklanır:
“Aytoldı dedi (yani kut dedi): Ey Devletli Hükümdar ülkelere hâkim ol, iyi adın dünyaya yayılsın ” (b. 836).
“Ben de (yani Tanrının bağışladığı kut olarak) bu uzun yolu yürüyüp ve çok zahmet çekip, yorularak sana geldim” (b. 837).
“Bu tabiat ve faziletlerinden dolayı (yani töreye uygun hareket etmenden dolayı), büyük bir arzu ile senin hizmetine geldim. ” (b. 838) Yani töreye uygun hareket etmenden dolayı beni sana Yüce Tanrı gönderdi. Seni kutladı ve bağış verip hakanlık makamına oturttu denilmektedir. Kutadgu Bilig’deki 321, 322, 323, 324, 325. Beyitlere göre Kut’un tabiatı kararsızdır, gelince emniyet hissine kapılmak yanlıştır. Kut vefasız ve dönektir. Kuta kavuşan kişi rehavete kapılmamalıdır. Çünkü kut kendisine dâima, yeni ve taze yer arar, kötülük, yıpranmışlık ve eskilikten kaçar. Kut aslında göç atı gibidir, göçer gider; onu bulunduğu yerde tutan alçakgönüllülüktür. Kut’a kafa tutan ıstırap içinde mahvolur. Ama ona boyun eğen arzularına kavuşur. Ona vurmak isteyen kendisi vurulur, onu ezmek isteyen kendisi ezilir (678-679.b.) (Başer, 1990: 53).
Kutadgu Bilig’de töre’yi temsil eden Kündogdı’nın en önemi özellikleri ve faziletleri, töreye uygun hareket etmesi, bilge, dürüst, adil, cömert, alçakgönüllü olması ve halka hizmet etmesidir. Çünkü Kut alçakgönüllü, tatlı dilli, güler yüzlü ve adaletli kimselere gelir. Kutadgu Bilig’e göre kut’u tutmak için, tatlı dilli, güler yüzlü, cömert ve adil ve dürüst olmak, töre hükümlerine uymak ve halka hizmet gerekir. Bunlara dikkat etmeyen ve uymayan bey kut’unu kaybederdi. Yani kut onu terk eder ve kut’unu kaybeden bey de hakanlık makamından düşerdi.
(Türk hâkimiyet düşüncesine göre Tanrı sadece siyasi iktidarı veren değil, aynı zamanda vermiş olduğu bu iktidarı geri alabilen bir kudrete sahiptir. Tanrı’nın bu kuvveti, Türk hükümdarlarının üzerinde daima siyasi bir baskı aracı olmuştur. Bu nedenle Türk hükümdarları Tanrı’nın verdiği “kut”u ellerinde tutabilmek için devamlı çalışmak ve başarılı olmak zorundadır. Hükümdarlığı hak ettikleri sürece başta kalır aksi takdirde kutlarını kaybederek iktidardan düşerler (Koca, 2002).
Kut’un kalıcı olması için hükümdarın akıl, bilgi, iyi huy, alp ve cihangir olma, erdem sahibi olma gibi özelliklerin yanında; iyilik, güç, alçak gönüllü ve tatlı dilli olma, aşırı olmayıp kötü işlere girmeme, malını yerinde harcama, büyüğe saygı ve küçüğe sevgi gösterme, kimseyi kırmama, içki ve israftan uzak durarak dürüst olma gibi özellikleri taşıması gerekir (Kurtlu, Y; Koçak, B. 2016, 56-881).
Eski Türkler: “Nasıl olsa kut’um var” düşüncesiyle gevşeklik gösterirlerse “Kut gider” bilincindeydiler. Kut’un muhafazası, dâima iyilik ve uyanıklıkla mümkündü. (K.B. 450. ve 455.b.)
Tanrı, kut’unu yüceltmek istediği bir kişiye iş bilir yardımcılar da verirdi. Tabi aksi de mümkündü. (KB. 1761.b.) Çünkü kimin arkası varsa o kimse kuvvet bulur ve kudretli insanın kutu temelli olurdu. (K.B. 1699. b.) Ayrıca, “halkın duası” da kut’un devamı için gerekliydi. (K.B. 6424.b.) (Başer, 1990, s.62)