Muharrem Günay

ADALET YAZILARI: HARAMLA BESLENEN VÜCUT CENNETE GİREMEZ

Muharrem Günay

Haram giren vücut, cennete giremez. Haramla beşlenen vücudun duası, ibadeti kabul olmaz.
Yüce Allah: “İyi iş işleyene iyi hayat yaşatırız.” (Nahl: 97); “ İşlenen kötülükler kalbi kirletir.” (Mutaffifin: 14) buyurur.
Bile bile Müslüman haram yemez, harama el sürmez. Haramdan kazananın ikramı yenmez. Üzerinde hak olan, onu sahibine, o yoksa yakınlarına, onlar da yoksa ihtiyaç sahiplerine veya hayır kurumlarına vererek o haktan kurtulmalıdır.
Haramla helal arasında şüpheli şeyler vardır. Şüphe ne kadar zayıf olursa olsun, giderilmezse harama götürür.
Peygamberimiz: “Şüpheli şeylerden uzak duran, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de korunmazsa, harama düşer” buyurur.(R. Salihın: 588)
Şeytan günahı, haramı güzel gösterir. İnsana şüpheli şeylerle yaklaşır. Bir hadiste:
“Şüpheli şeyi bırak, şüphe vermeyen şeye bak” buyrulur. (R. Salihın: 593)
Abdullah bin Ömer buyurdu ki:
“Namaz kılmaktan yay, oruç tutmaktan tüy gibi olsanız haram ve şüpheli şeylerden kaçınmadıkça Allah o ibadetlere dönüp bakmaz.”
Haramdan korunmanın yolu, dikkatli olmak ve şüphe veren şeylerden uzak durmaktır. İnsan küçük günahlarda korunursa, Allah ta onu daha büyüklerinden korur.
Peygamberimiz (a.s) şöyle buyurur:
“ Helâl belli, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır ki, çok kimseler bunları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını da, dinini de korumuş olur. Her kim de şüpheli şeylere dalarsa, içine girilmesi yasak olan koruluk etrafında sürülerini otlatan bir çoban gibi, sınırı aşabilir. Haberiniz olsun, her hükümdarın kendine mahsus bir koruluğu vardır. Dikkat edin; Allah’ın yeryüzündeki koruluğu da haram kıldığı şeylerdir. Bilin ki, bedenin içinde bir et parçası vardır, o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o et parçası kalptir.” (Ahmed b. Hanbel, IV, 267; Ramuz el-ehadis: 204/6)
Başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere İslâm büyükleri, yedikleri ve içtikleri şeylerin helal ve temiz olması hususuna çok hassasiyet göstermişlerdir. Sevgili Peygamberimiz akşam yatmış, fakat sabaha kadar dönüp durmuş, bir türlü uyuyamamıştı. Sağına dönüyor, soluna dönüyor, “uf”layıp duruyordu. Sabah olunca, hanımı sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, bu gece hastamıydınız? Çok ızdırap çektiniz.” ve Allah Resûlü’nün cevabı şu oldu:
– Yatağımı hazırlarken, yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum. Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde sadaka ve zekât hurmaları da bulunuyor. Ya bu hurma, onlardan ise! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa sola dönüp durdum. Bir türlü gözüme uyku girmedi.
Peygamber Efendimiz bir gün mescide geldi, cemaatinin önüne geçti ve namaza durdu. Ardından hemen namazını bozdu ve odasına doğru telaşla yürüdü. Öyle bir heyecan ve telaş içindeydi ki, O’nu gören, yangına gidiyor zannederdi. Biraz sonra geldi. Eski heyecanından eser yoktu. Geçti, namazı kıldırdı. Namazdan sonra sahabe, biraz evvelki heyecan ve telaşının sebebini sorunca, şu cevabı verdi:
“Biraz evvel bana, fakirlere dağıtılmak üzere bir şeyler getirildi. Ben, dağıtmayı unuttum. Tam namaza durduğum sırada hatırladım. Evimde böyle bir mal varken, namaz kılmak hoşuma gitmedi. Gidip Âişe’ye (r.a.), o malı dağıtmasını söyledim.”
Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz, bir gün kölesinin getirdiği sütten içti ve hemen kölesine, “Bunu nereden aldın?” Diye sordu. Köle:
“Kehanette bulundum, karşılık olarak bunu aldım” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, içtiği sütü midesinden çıkarmaya çalıştı. Sonra: “Allahım! Midemde kalıp damarlarıma karışan kısmından sana sığınırım” dedi. (Gazali, 1993, c.2 s.115 )
Cenâb-ı Hakk, yüce kitabımızda her türlü lüksü ve israfı haram kılmıştır. (Bak. Araf, 31. Ayet) Peygamber Efendimiz de bu konuda bizlere örnek olmuştur.
Hz. Ömer (ra), bir gün sessizce, Peygamber Efendimizin dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Allah Resûlü’nün odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer (ra)’in hıçkırıkları O’nu (asm) uyandırır. Kalkınca hasırın vücudunda iz yaptığını, kan oturduğunu gören Hz. Ömer (ra) ise omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Hz. Muhammed (asv) hayretle sorar:
“Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?”
“Ey Allah’ın Elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah’ın Elçisisin… İzin versen de, biz de seni…”
Maksat anlaşılmıştır, Allah’ın Elçisi (asm), gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işareti ile keser ve “Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı “(Ankebut, 29/64) ayetini okuduktan sonra ekler:
“İstemez misin ey Ömer? Dünya onların olsun, ahiret te bizim! “ (M. Yusuf Kandahlevî, Hayatü’s Sahâbe, 11:412)
Peygamber Efendimiz bir gün nafile olarak kıldığı bir namazı oturarak kılmıştı. Ebû Hüreyre (ra), namazdan sonra sordu: Yâ Resûlallah! Bir hastalığınız mı var? Namazı oturarak kıldınız? Peygamber Efendimiz: “Ey Ebû Hüreyre, günlerdir ağzıma koyacak bir şey bulamadım. Açlık takatimi kesti, ayakta duracak dermanım kalmadı, onun için namazımı oturarak kılıyorum” (Kenzü’l-Ummâl, 6/755, 7/348) buyurdular.
İşte Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (s.av.) böyle bir insandı, her konuda olduğu gibi sade yaşantısı, lüks ve israftan, haram ve şüpeli şeylerden kaçınma konusunda da bize en güzel örnekti.
Hz. Ömer de devletin işini görürken devletin mumunu, kendi işini görürken kendi mumunu kullanırdı.
“ Allah–ü Teâlâ, Kur’ân–ı kerim’de Mü’minûn suresinde şöyle buyuruyor:
“Ey peygamberler! Temiz (helâl) şeylerden yiyin ve sâlih amel işleyin!” (Mü’minin: 51) “Bir de mallarınızı aranızda haksız yollarla (kumar, hırsızlık, rüşvet, devlet malına tasallut etmek, dolandırıcılık, cebir, çapulculuk, emanete hıyanet gibi haksız yollarla) yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile, (haksız yere) haram yollardan (yalancı şahitlik yaparak, yalan yere yemin ederek) yemek için o malları hâkimlere (reis ve idarecilere rüşvet olarak) aktarmayın. (Bakara 2/188; krş. 4/29] (Feyizli. 2010. Feyzü’l-Furkan Meali)
Bu çağrı Sevgili Peygamberimizin şahsında tüm insanlara yapılmış genel bir çağrıdır. İşte, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bunun için; “Helâl kazanmak her müslümana farzdır” buyurdu ve yine buyurdu ki:
“Bir kimse, hiç haram karıştırmadan, kırk gün helâl yerse, Allah–ü Teâlâ, O’nun kalbini nûr ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya muhabbetini, kalbinden giderir.”

Yazarın Diğer Yazıları