Muharrem Günay

AHISKA TÜRKLERİ ADINI TARİHE KANLA VE GÖZYAŞIYLA YAZAN BİR TOPLULUK AHISKA'NIN KISA TARİHİ (2)

Muharrem Günay

Dede Korkut Kitabı’nda “Ak-Sıka” (Ak-Kale), 481 yılında “Akesga” adıyla anılan Eski-Oğuzlar beldesi, Gürcüce “Yeni Kale” anlamına gelen “Ahal-Tsihen”in Türkçe şeklidir (Bayraktar, 1999, s. 9).
Günümüzde Gürcistan sınırları içinde yer alan Ahıska bölgesinin Ahıska şehri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çıldır Eyaleti’nin merkeziydi. Bugün Türkiye-Ermenistan sınırının kuzeyinde, Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin doğusunda, Tiflis’in güneybatısında, Türkiye’nin kuzeydoğusunda Ardahan’la sınır olan bir bölgedir. 220 civarında köyden oluşan bölgenin önde gelen rayonları Adıgön, Ahılkelek, Ahıska, Aspinza ve Bogdanovka’dır. Azgur ve Hırtız da önemli yerleşim yerlerindendir. Posof Çayı’nın iki tarafında yer alan ve Türkiye sınırına 15 km uzaklıkta olan Ahıska, kara yoluyla Tiflis, Batum ve Türkiye’ye bağlanmaktadır (Kırzıoğlu, 1992).
Birçok kaynak, tarihte Mesketya olarak bilinen Ahıska ve çevresinde, MÖ 4. yüzyılda Bun-Türklerin yaşadığını, daha sonra bu bölgeye Hunların, Hazarların ve Kıpçakların geldiğini kaydetmektedir. Bölgeye adını veren ‘Mesh/ Meskh/Meskhi’ halkına birçok kaynakta rastlanmakla birlikte bu halkın akıbeti hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır. Türkçe kaynakta yer alan görüşlere göre Ahıska ve çevresinin Türklük tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Örneğin Kırzıoğlu (1992), Ahıska bölgesinin eski bir Atabek yurdu olduğunu, burada yaşayanların çoğunluğunun Kuman-Kıpçak halkına mensup olduğunu, bölgedeki Türklüğün Anadolu’dan önce başladığını ileri sürmektedir (Aydıngün, A. Aydıngün, İ,2014, s. 36-37)
Gürcü kroniklerinde rastladığımız Bun-Türkleri, M.Ö. IV. yüzyılda Mtsheta yakınlarında, Kür nehri boyunca dört şehirde (Sarkine, Kaspi, Urbnisi ve Ozrakhe) İskit, akınlarıyla yerleşmiş Türk soylu bir topluluk olarak Kafkasya’nın eski sakinlerindendir. Tarihi bulguların ışığıyla bakıldığında, etrafına setler çektikleri şehirleri ve çok sağlam, kaleleri inşa edebilecek vasıflarda olan Bun-Türkler, kendi hükümdarlarının yönetiminde bir devlet düzenine sahiptiler. Günümüzden yaklaşık 2400 yıl önce Kafkasya’da “Türk” isminin bir topluluk adı olarak kullanılması ve o tarihlerde Kafkasya’daki Türk menşeli boyların mevcudiyetini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. “Otokton/Yerli Türk” anlamına gelen etnonimiyle Bun-Türkler, günümüz Gürcistan Türklüğünün (Borçalı- Karapapak Türkleri ile Ahıska Türkleri) yaşadıkları topraklarda ne denli köklü olduklarını göstermesi bakımından ayrı bir değer taşımaktadır (Koç,2016, s.27-24).
Günümüz Gürcistan topraklarında eski çağlardan beri Türk varlığının izlerinegerek arkeolojik bulgularda gerekse yazılı kaynaklarda rastlanmaktadır.(Memmedli, Memmedova 2012a: 1) Bun-Türkler, bu izlerden biri olarak karşımıza çıkar. Gürcü yazılı kaynaklarında adı geçen; MÖ IV. yüzyılda varlık göstermiş kadim bir topluluktur (Şıhaliyev 2005:4). Bun-Türkleri, günümüzden yaklaşık 2400 yıl önce Kafkasya’da “Türk” isminin bir topluluk adı olarak kullanılması ve o tarihlerde Kafkasya’daki Türk menşeli boyların mevcudiyetini göstermesi bakımından ilgi çekicidir (Koç,2016, s.27-24).
Ahıska Bölgesi’nin Sultan Alparslan tarafından 1068’de fethedilmesinde sonra da bölgeye Oğuz Türklerinin yerleştiği bilinmektedir.
Kafkasya’nın tarih boyunca kavimler göçüne sahne olduğu bilinmektedir. Ahıska bölgesi de kavimler göçünün önemli sahnelerinden biridir. Bölge, farklı dönemlerde Sakaların, Hunların, Bulgarların, Kıpçakların ve Hazarların egemenlik kurduğu bir bölgedir. Bu halklar arasında bölgeye damgasını vuranlar Kıpçaklardır. Kıpçaklar bölgenin Türkleştirilmesinde önemli rol oynamışlardır. Ahıska ve çevresinin 1068’de Sultan Alparslan tarafından fethedilerek Selçuklu devletine katılması üzerine, Selçuklularla savaşacak ve bölgeye Oğuz Türklerinin yerleşmesine karşı çıkacak gücü bulunmayan Gürcü Kralı II. David, Kıpçakları 1118 yılında ülkesine davet etmiştir. Bu davet üzerine Azak Denizi’nin doğusu ve Kafkasların kuzeyinden Gürcistan’a gelerek, Kür ve Çoruh ırmakları kıyılarına yerleşerek güçlü bir ordu kuran Kıpçakların bölgeye yerleşmeleri daha sonra da artarak devam etmiş ve Gürcistan’da Kıpçak unsuru artmıştır. Gürcülerle aynı dinî inancı paylaşmalarının avantajıyla, zamanla Gürcü devletinin yönetiminde çok güçlü bir konuma gelen, siyasi ve askerî bakımdan güçlenen Kıpçaklar, bağımsızlıklarını ilan ederek 1267’de, Ahıska’da Atabek Beyliğini/Devletini kurmuşlardır. Atabek Devleti; Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevî Türk devletlerinin himayesinde, 310 yıl hüküm sürerek, 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını korumuştur (Zeyrek, 1995: 28; Kırzıoğlu, 2008: 12; Demiray, 2012: 877-879).
Osmanlı-Safevî savaşlarına son veren Amasya Anlaşması’nın (1555)şartlarına Safevîlerin uymaması, Gürcistan’ın, Osmanlılarla Safevîler arasında çıkan savaşlara bir kez daha sahne olmasına yol açmıştır. Şah Tahmasb’ın ölümünden sonra Safevî Devleti’nde çıkan iç karışıklığı fırsat bilen OsmanlıDevleti, 1578 yılında düzenlediği Kafkasya seferiyle Ahıska Atabeklerinin topraklarını Osmanlı topraklarına katmış ve Ahıska şehri yeni kurulan ÇıldırEyaleti’nin başkenti olmuştur. Merkezi Ahıska şehri olan Çıldır Eyaleti’ne Bedre, Azgur, Ahılkelek, Hırtız, Cecerek, Ahıska, Altunkale, Acara (günümüzde Gürcistan’da); Maçahel (günümüzde bir kısmı Gürcistan’da), Livana, Yusufeli, Ardanuç, İmerhev, Şavşat (Artvin’e bağlı); Oltu, Narman, Kamhıs (Erzurum’abağlı); Posof, Ardahan, Çıldır ve Göle (Ardahan’a bağlı) sancak olarak bağlanmıştır (Zeyrek, 1995: 29-30). Osmanlı hâkimiyetinin başlamasıyla yaklaşık 300 yıldır burada yaşayan Ortodoks Kıpçak Türkleri de Müslümanlaştırılmıştır (Kırzıoğlu,1992). Bölgenin Osmanlı topraklarına katılmasıyla Ahıska ve Anadolu arasındakarşılıklı nüfus hareketleri gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti, her fethettiği yerde uyguladığı politikayı burada da uygulayarak Konya, Tokat ve Yozgat civarından seçtiği insanları Ahıska ve çevresine yerleştirmiştir. Anadolu’dan gelen Oğuz Türkleri burada Kürtler, Karapapaklar/ Terekemeler ve diğer gruplarla yaşamaya başlamışlar; zaten az sayıda olan Kürtler zamanla Ahıska Türkleriyle karışıp Türkleşmişlerdir (Avşar ve Tunçalp, 1994: 6).

Yazarın Diğer Yazıları