Kardeşlik Hukuku Parayla Ölçülmez, İnançla Sınanmaz: Aliyev Bu İki Tuzağa Düşmemeli
Tarihin, coğrafyanın ve ortak hafızanın teyit ettiği sarsılmaz bir hakikat vardır: Türkiye Cumhuriyeti halkını oluşturan Türk milleti ile Azerbaycan halkını oluşturan Türk milleti; bir ananın, bir atanın iki evladıdır. Öz kardeşlerin arasında zaman zaman kafa karışıklıkları, yanlış anlaşılmalar ya da bir anlık dalgınlıkla kurulmuş eksik cümleler olabilir. Ancak kardeşlik hukuku, bu yanlışları açık yüreklilikle konuşmayı, birbirini uyarabilmeyi ve doğruyu dostça hatırlatmayı gerektirir.
Son dönemde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in hem Karabağ Savaşı’ndaki silah tedarikiyle ilgili ifadeleri hem de eğitim kurumlarındaki başörtüsü ("hicap") yasağı kararı, Türk kamuoyunda ve gönül coğrafyamızda derin bir hassasiyet yaratmıştır. Bir devlet adamının uyanık durması gereken bu iki kritik hususu samimiyetle masaya yatırmak, iki ülkenin birliği ve beraberliği açısından tarihi bir sorumluluktur.
"PUL İLE ALDIK" SÖYLEMİ VE KARDEŞLİĞİN STRATEJİK NİTELİĞİ
Sayın Aliyev’in Karabağ zaferinin ardından dile getirdiği "Azerbaycan savaştaki bütün silahları parasıyla, puluyla aldı; kimse bize karşılıksız bir şey vermedi" yönündeki açıklaması, Türkiye kamuoyunda haklı bir üzüntüye ve kırgınlığa yol açmıştır. İlk bakışta ticari bir gerçeklik gibi sunulan bu ifade, devletlerarası ilişkilerin sosyolojik, siyasi ve stratejik derinliğini göz ardı etmektedir.
Şayet dünya siyasetinde ve savunma sanayiinde para her şeyin anahtarı olsaydı, bugün Türkiye 3 milyar dolar on ödeme yaptığı F-35 savaş uçaklarını hangarlarına çoktan çekmiş olurdu. Demek ki paraya sahip olmak; silahı, teknolojiyi veya stratejik müttefikliği satın almaya tek başına yetmiyor. Eğer karşınızda dostunuz, müttefikiniz ve en önemlisi "kardeşiniz" olan bir devlet yoksa, trilyon dolarlarınız olsa dahi o silahları size satmazlar, satamazlar.
Karabağ’da kazanılan zafer; sadece bütçeden ayrılan rakamlarla değil, Türk milletinin dualarıyla, diplomatik desteğiyle, askeri tecrübenin aktarılmasıyla ve "İki Devlet, Tek Millet" idrakinin sunduğu sarsılmaz meşruiyetle elde edilmiştir. Kardeşlik, fatura kesilecek bir alım-satım ilişkisi değildir. Bu nedenle halklarımız arasına soğukluk sokacak, Türkiye’deki öz kardeşlerinde nankörlük algısı yaratacak söylemlerden titizlikle kaçınılmalıdır.
LAİKLİK PERDESİ ARKASINDA HİCAP YASAĞI: TARİHİ BİR YANILGI
Aliyev’in düştüğü bir diğer vahim tuzak ise Azerbaycan okullarında başörtüsüne yönelik "laiklik" gerekçesiyle uygulanan yasaktır.
Öncelikle kavramsal bir netleşmeye ihtiyaç vardır: Laiklik, din ve vicdan hürriyetinin en güçlü teminatıdır. Bireylerin inançlarını özgürce yaşamalarını garanti altına alır; insanları kılık-kıyafetine göre sınıflamak veya inancının gereğini yerine getirenlere kamusal alanı kapatmak laiklik değil, otoriter bir vesayet anlayışıdır. Gerçek bir laik devlet, vatandaşının başını örtüp örtmediğiyle değil; eğitimde fırsat eşitliğini sağlayıp sağlamadığıyla ilgilenir.
Türkiye, uzun yıllar boyunca bu başörtüsü yasağının getirdiği ağır toplumsal bedelleri ödedi. Milletimiz yıllarca kamplaştırıldı, genç kızlarımız okullarından uzaklaştırıldı, toplum adeta ortadan ikiye bölündü. Bu tür suni yasaklar, toplumsal barışı dinamitler ve birlik ruhunu zedeler. Türkiye’nin yaşadığı bu acı tecrübe, Azerbaycan için büyük bir ders olmalıdır. Aynı yasağı Azerbaycan’a taşımak, Azerbaycan toplumunu ikiye bölmek isteyen odakların ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz.
DEVLET AKLI VE ORTAK GELECEK SORUMLULUĞU
İlham Aliyev, Karabağ zaferine liderlik etmiş bir devlet adamı olarak hem bölgedeki hassas dengeleri gözetmek hem de milletinin iç barışını korumak zorundadır. Azerbaycan’ın geleceği ve birliği; inanç özgürlüğüne saygı duymaktan ve Türkiye ile olan köklü dostluk bağlarını dar bütçe söylemlerine kurban etmemekten geçer.
Türk milleti ve Azerbaycan halkı etle tırnak gibidir. Siyasilerin konjonktürel açıklamaları veya geçici kararları bu sarsılmaz bağı koparamaz. Ancak basiretli devlet adamlarının vazifesi, bu bağları zedeleyecek tuzaklara düşmemek, halkların arasına nifak tohumları ekilmesine müsaade etmemektir. Sayın Aliyev’in bu iki konuda gerekli hassasiyeti göstererek, hem hicap yasağını yeniden gözden geçirmesi hem de kardeşlik hukukuna yaraşır bir dil benimsemesi, Türk dünyasının geleceği açısından hayati bir adım olacaktır. Tuzak sadece Aliyev için değil bizim için de söz konusudur. Türkiye Azerbaycan kardeşliğine yönelik her türlü eylemden kaçınmak ve Türkiye ile Azerbaycan'ın ve Türk Dünyasının geleceğine dinamit koymak isteyenlere fırsat vermemek gerekir