Muharrem Günay

Dağlara İsim Veren O Büyük Zafer (Bolbotyum/Bolvadin Savaşı) (Tarihi Hikâye)

Muharrem Günay

Gece, Bolvadin düzlüklerine kurşun gibi çökmüştü. Yıl 1116... Haçlı saldırılarının yarattığı büyük fırtına Anadolu’yu kasıp kavurmuş, Selçuklu’nun başkenti İznik düşmüş ve Türkmen boyları bağrı yanık Konya ovalarına doğru çekilmek zorunda kalmıştı. Bizans İmparatoru I. Alexios Komnenos, târîhin gördüğü en devâsa ordulardan birini arkasına almış, Türkleri bu topraklardan tamamen kazımak amacıyla kibirle Bolbotyum önlerine kadar gelmişti.

Ancak kibirli İmparatorun bilmediği, bilse de unuttuğu sarsılmaz bir hakîkat vardı: Adım attığı bu topraklar sıradan bir coğrafya değil; Türk’ün asırlar öncesinden vurduğu mühürlerin yurduydu. Henüz 837 yılında Halîfe Mu’tasım’ın Türk komutanları Afşin, İtah ve Eşnas burada Bizans’ı dize getirip bu günkü Emirdağ yakınlarındaki Amuriye’yi fethetmişti. Dahası ve en önemlisi; Malazgirt Zaferi’nden tam üç yıl önce, yani 1068 yılında, Sultân Alparslan’ın kudretli komutanı Emir Afşin, başta Emirdağ olmak üzere bu bölgeyi bütünüyle fethederek burayı kalıcı bir Türk yurdu yapmıştı. Toprağa adını, rûhunu ve asâletini veren o "Emir" unvânı, işte o büyük fâtihin, Emir Afşin’in mîrâsıydı. Toprak zaten Türk’ün öz malıydı ve can verilmeden teslim edilmeyecekti.

Savaşın eşiğinde, ovayı karanlık bürüdüğünde iki ulu lider bir tepenin üzerinde karşı karşıya duruyordu: Selçuklu Sultânı Müizzeddin Melikşâh (Şahinşâh) ve Anadolu’nun cesur beyi Emir Mengücek. Aşağıdaki ovada Bizans ordusunun yaktığı binlerce meşale, adeta dalgalı bir ateş denizini andırıyordu.

Düşmanın bu kalabalık ihtişâmına bakan Sultân Melikşâh, yanındaki Mengücek Bey’in omzuna elini koydu. Gözlerinde, geçmişteki büyük fâtihlerin, adaşı Emir Afşin’in kararlılığı vardı. Doğanın sunduğu bu muazzam coğrafyayı bir Bizans kapanına dönüştürecek o târîhî stratejiyi şu sözlerle belirledi:

— "Ey Mengücek Bey! Sen o kuzeydeki, asırlar önce Emir Afşin’in fethedip bizlere kutsal bir emânet olarak bıraktığı sarp dağın yamaçlarına yerleş, ordunu pusuda tut. Ben de şu güneydeki ulu dağa yaslanayım. Öyle bir cenk edelim ki, torunlarımız bu dağlara baktığında bizim birliğimizi ve burayı yurt kılan emîrlerimizi hatırlasın!"

O gece, iki liderin sadâkat ve îmânla birbirine bağlanışına gökyüzündeki yıldızlar şâhit oldu. Halk, o geceden sonra; hem 1068'de toprağa ilk Türk mührünü vuran Emir Afşin'in hem de o gece dağları savunan Emir Mengücek’in aziz hâtırasına, kuzeydeki dağlara "Emir Dağları" diyecekti. Sultân’ın karargâh kurduğu güneydeki dağlar ise "Sultân Dağları" olarak anılacaktı.

Ertesi sabah savaş boruları patladığında, İmparator Alexios ordusunu iki dağın arasındaki o geniş ovaya sürdü. Ağır zırhlı şövalyeleriyle önlerine çıkan her şeyi ezip geçeceğini sanıyordu. Ancak Bizans ordusu ovada ilerledikçe, Sultân Dağları ile Emir Dağları arasında görünmez bir cendereye sıkıştığını fark edemedi.

Sultân Melikşâh merkezde adeta çelikten bir duvar gibi direniyor, Bizans’ın amansız saldırılarını göğüslüyordu. Tam Bizans ordusu zafer sarhoşluğuna kapılmak üzereyken, Emir Dağları'nın yamaçlarından aşağı adeta bir çığ düştü. Emir Mengücek’in pusudaki çevik atlıları, hafif okçu süvârileriyle Bizans’ın yan hatlarına ani ve çok sert bir taarruz başlattı.

Türk atlılarının kıvraklığı ve hilâl taktiği, hantal Bizans zırhlılarını bozguna uğrattı. Bolvadin düzlükleri Alexios için bir mezâra dönüştü. Ne olduğunu anlayamayan Bizans ordusu çözüldü ve panik içinde geri çekilmeye başladı.

Bozulan Bizans birlikleri arkalarına bile bakmadan kaçıyordu. Kaçış hattı sırasıyla Özburun ve Dişli kasabalarından geçti, Çobanlar istikâmetinden Karahisar yakınlarına kadar uzandı. İmparator Alexios, tamamen yok olmaktan kurtulabilmek için diz çöktü ve barış istemek zorunda kaldı.

Bugün eski adı Anbanaz olan Beyyazı kasabasında masaya oturuldu. Yapılan bu anlaşmaya, Sultân Melikşâh’ın dikte ettiği ve bölgenin 1068'den beri değişmeyen kaderini hukûken de tescilleyen o sarsılmaz madde eklendi: "Karahisar ve civârı ebediyen Türk yurdudur." Tesciliyle perçinlenen bu süreç, Türk varlığını dünyâya îlân etti.

Bu zafer; Bizans’ın "Türkleri Anadolu’dan atma" hayâline indirilen ilk büyük darbe olmuş, yeni başkent Konya güvenli bir kale hâline gelmiştir.

Türk târîhinin tozlu sayfalarında neredeyse kaybolmuş ve Türk târîhçilerinin çoğunun eserlerinde yer almayan bu önemli savaşa Doğu Roma İmparatoru I. Alexios Komnenos’un kızı ünlü târîhçi Anna Komnena da katılmış ve bu savaşa ünlü eseri Alexiad’ın 188. sayfasında yer vermiştir.

Anadolu'nun Üç Kilidi

Târîh, Emir Afşin'in 1068'de açtığı bu kapıda kendini üç kez tekrarlayacak ve bu coğrafya Türk’ün tâlihini belirleyecekti:

1116 Bolbotyum (Bolvadin) Zaferi: Sarsılan devleti ayağa kaldıran, sınırları çizen "Varoluş Kilidi"dir.

1176 Karamıkbeli (Miryokefelon) Zaferi: Bizans’ın son saldırı gücünü kıran ve dünyâya "Burası Türkiye'dir" dedirten "Tapu Kilidi"dir.

1922 Kocatepe ve Dumlupınar: Aynı coğrafyada, yüzyıllar süren istilâlara son noktayı koyan "Ebedî Kurtuluş Kilidi"dir.

"Bugün Karahisar’dan geçen her yolcu; güneyde Sultân Dağları’nın heybetine, kuzeyde Emir Dağları’nın vakarına bakarken aslında 1068'de Emir Afşin'le başlayan, 1116'da Emir Mengücek ve Sultân Melikşâh'la devleşen ve 1176'da Karamıkbeli (Miryokefelon) Zaferi ile bu toprakların tapusunu ebediyen Türk milletine mühürleyen o büyük ecdât mîrâsının canlı şâhidine bakmaktadır."

Yazarın Diğer Yazıları