Muharrem Günay

DEVLETİN BEKASI TÖRE (ADALET) İLE KÂİMDİR

Muharrem Günay

Kitabelerden öğrendiğimize göre; devletin ve milletin devamı ve bekası ancak töre ile mümkündü. Töre ile devlet birbirinden ayrılmaz ve birbirini tamamlayan iki kutsal varlıktı. “Üstte gök çökmedikçe altta yağız yer delinmedikçe Türk milletinin ilini töresini kimse bozamazdı.” Hatta töre ilden-devletten daha önemliydi. “İl yıkılsa töre kalır” ve töre sayesinde il yeniden kurulurdu.
Eski Türklerde devlet kavramı “il” sözcüğü ile ifade edilirdi. Göktürk Kitabeleri’nde “İl” kelimesi devlet anlamında kullanılmıştır. İl aynı zamanda barış demektir. İlhan da barış hanı manasına gelir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de İlçi-Elçi sözcükleri de devleti temsil eden ve barış görüşmelerini yürüten görevlilere verilen ad olarak kullanılmaktadır. Türk hakanlarının en önemli görevlerinin başında yurtta ve dünyada barışı ve huzuru tesis etmek gelirdi. Savaşlar bile barışın ve huzurun sağlanması için yapılırdı.
Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-i Lügat-it Türk” adlı Arapça-Türkçe lügatinde ise “İl” sözcüğünün “sulh, barış” anlamalarında kullanıldığını görmekteyiz. (Kaşgarlı,1. cilt: 48, 106,168)
Kutadgu Bilig’e göre en üst seviyede Töre emri olan Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nde maksat bütün dünyanın “Kut kuşağı” bağlamasını temin etmek, kurt ile kuzuyu bir arada yaşar hale getirmekti. Yâni zıd unsurları ahenkleştirmek bahis konusuydu (Başer, 1995, s. 212).
Eski Türk hâkimiyet anlayışına göre ülkenin ve cihanın birliği, dirliği ve insanların barış içerisinde yaşaması kut ile alakalıydı. Türk Cihan hâkimiyetini, dünya barışını ve dünya nizamını ancak kut kazanmış bir hakan ve kut kazanmış bir millet ile gerçekleştirebilirdi. Cenab-ı Hakk’ta kutu ancak, töreye uygun hareket eden, bilge, alp, alçak gönüllü, dürüst ve adil kişilere verirdi.
Nâimâ’nın meşhur Tarih’i gibi birçok eserde tekrar incelenerek yorumlanan bu formüle göre;
1. Dünya barışı adâletle sağlanabilir; 2.Dünya, -duvarı devlet olan- bir bahçedir; 3.Devletin düzenleyicisi kanunlardır;4.Kanunların koruyucusu mülk (hükümranlıktır) tür; 5.Devlet ve mülke yani iktidara sahip olmak için sağlam bir ordu gerekir. 6.Bu orduyu oluşturmak ve beslemek için de hükümdarın servet ve mal sahibi olması gerekir. 7.Hükümdarın zengin olabilmesi için de halkın zengin ve refah içinde olması gerekir. 8.Halkın zengin ve refah içinde olması, bolluk ve huzur içinde yaşaması, adâletle yönetilmesine bağlıdır (Arslantürk, 1989, s. 44-45).
Osmanlı anlayışına göre de, yukarda sıralanan hakkâniyet çemberinin halkalarını oluşturan “adâlet, devlet, kanun, hükümranlık, ordu, servet,” halk toplum yapısının temel dinamikleridir. Bunlardan biri yok olunca her şey yok olur, ne devlet kalır ne de iktidar.
Selçuklu, Osmanlı ve daha önceki devletlerin kitabe veya vesikalarında rastladığımız; “zıllullahi fi’l-arz” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) tabiri “kut” inancının Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi devam ettiğini göstermektedir. Hanedan kutsaldır ve Allah tarafından insanları adaletle yönetmeleri için seçilmiştir. (Gök, N. 2016, s. 1367, s.136)

Yazarın Diğer Yazıları