C- AFYONKARAHİSAR’DA DÜNDEN BUGÜNE KADINANALAR
Afyonkarahisar’da “Kadınanalar” denince ilk aklımıza gelen, bugün hâla daha içme suyu olarak şehrin çeşitli yerlerinde hizmet veren ve halkımız tarafından içme suyu olarak özellikle tercih edilerek içilen “Kadınana Suyu” ve bu suyu kaynağından il merkezine getiren Melek Peyker sultan ile onun kardeşleri Asiye Sultan ve Naima Gevher Sultan akla gelir. Afyonkarahisar’da 1300’lü yıllarda olduğu gibi ondan sonraki zamanımızda ve günümüzde de aynı hayırlı işleri yapan çok sayıda kadınanamız çıkmıştır.
Konya’dan Moğol zulmünden kaçarak Afyonkarahisar’a sığının Alâeddin Keykubat’ın kızları, getirdikleri hazineleri hayra ve şehrin gelişmesine harcadılar. Orta Kalecik’teki kaynağından açıktan gelmekte olan Kadın Ana suyu kapalı bir ark ile getirildi. Şehrin ortasından geçen dere üzerine köprüler ve geçitler (Atlambaçlar) yapıldı. Fakir halk için bin kadar kapaklı mezar yapıldı. Söylendiğine göre suyu Melek Peyker Sultan, köprüleri Naime Gevher Sultan, mezarları da Asiye Sultan yaptırmıştır. Bu üç hanım sultan Afyon’da Kadın Analar olarak ün salmışlardır. Mezarlık Cumhuriyetten sonran kaldırılmış, köprüler büyük kanalizasyon haline getirilmiştir. Asiye Sultan Kadınana İlkokulu yanında Anbar Yolu başındaki kârgir türbesinde diğer iki sultan, Dergâh camii (Mevlevi Dergahi-Mevlevi Camii) batısındaki sokak içinde ahşap türbede gömülüdür. Her üç sultanın hayatı hakkında başka hiçbir bilgimiz yoktur (Gönçer, 1971, c. 1, s. 324-325).
Hasan ÖZPUNAR Kocatepe Gazetesi’nde Kadınanalar hakkında aşağıdaki bilgileri vermiştir:
Afyonkarahisar’da su denince aklımıza evvela Kadınana Suyu gelir. Her ne kadar son zamanlarda Akdeğirmen Barajı’ndan gelen içme suyumuz kaliteli olsa da yüzlerce yıldır şehrin ihtiyacını gideren Kadınana Suyu’nun tadı, lezzeti bizler için tartışılmaz.
Kadınana Suyu’nun tarihçesi elbette ki Kadınanalar’ın şehrimize gelmeleriyle başlar. 1200’lü yıllarda Konya civarında hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti’nin son hükümdarı Sultan Alaaddin Bin Feramurz’un 3 kız çocuğu olmasına karşılık saltanatı devam ettirecek bir erkek çocuğu yoktur. Feramurz 1301 yılında Moğollar tarafından Konya’dan götürülmüş ve orada öldürülmüştür. Daha sonra Moğol hükümdarı Bahadır Han tarafından Anadolu Valiliği’ne tayin olunan Emir Çobanoğlu Demirtaş Konya’ya gelmiş ve Selçuklu soyundan olanları öldürtmeye başlamıştır. Kaçabilenler yakın beyliklere sığınıyorlardı. Hayatlarını tehlikede gören Sultan Alaaddin’in 3 kızı o dönemde huzurlu bir yer olan ve Sahipata Beyliği’nin hüküm sürdüğü Karahisar’a gelip yerleşirler. Gelirken beraberlerinde babalarından miras kalan altınları da getirirler. Karahisar’a yerleşen kız kardeşler babalarından kalan mirası halkın faydasına harcamaya karar verirler.
Söylendiğine göre suyu Melek Peyker Sultan, köprüleri Naime Gevher Sultan, mezarları da Asiye Sultan yaptırmıştır
Naime Gevher Sultan o dönemde şehri baştanbaşa ikiye bölen dere üzerine çeşitli aralıklarla 40 adet taş köprü yaptırır.
Diğer kızlardan Asiye Sultan şehrin mezarlık ihtiyacını dikkate alarak büyük bir mezarlık yaptırır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde belirttiğine göre bu mezarlık 1001 adet kapaklı mezardan müteşekkildir.
Kızlardan Melek Peyker Sultan’a gelince, O da şehrin içme suyu ihtiyacını gidermeyi kendine vazife sayar.
Hıdırlık Tepesi’nin ardında bulunan Kışlacık Köyü’ndeki bir pınarı köylülerden 1000 ölçek altına satın almasından dolayı bu pınara önceleri Ölçek suyu denir. Rivayete göre, ölçeği suyun çıktığı yere yerleştirerek, suyu koyduğu ölçekten geçirtmiş, bundan dolayı da bu pınara ölçek suyu da denilmiştir
Bu pınardan çıkan su önceleri şehre açık bir kanaldan gelirken daha sonra Melek Peyker Sultan bu su yolunun üzerini horasan harçlı büzlerle kapatarak temiz bir şekilde akmasını sağlamıştır. Afyonkarahisar halkı Kadınanalara hürmeten bu suyun adı Kadınana Suyu olarak isimlendirmiş yüzlerce yıldır bu şekilde anılır olmuştur.
1671 yılında şehre gelen Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde “iki yüzden mütecaviz ab-ı hayat çeşmesarları vardır. Amma cümlesi Kadınana Suyundandır.” demektedir. Bu sayının abartı olduğu bir gerçektir. Zira 1905 tarihli Hüdavendigar Vilayeti Salnamesi’ne göre şehirde elli bir çeşme bulunmaktadır. Nüfusun daha az olduğu 1671 yılında çeşme sayısının daha az olması gerekir.
Sonraki yıllarda Kışlacık ve Küçük Kalecik derelerinde yeni bulunan su kaynakları da birleştirilerek Kışlacık Köyü’nün batısında bulunan bir mahzende depolanır ve oradan şehre düzenli bir şekilde gelmesi sağlanmaya başlanmıştır. Ortalama olarak yüksekliği 1250 ile 1500 m olan bu mevkiden 1040 m. rakımı olan Afyonkarahisar şehir merkezine, Kışlacık’ta bulunan depodan suyun gelmesi 6 saati bulmaktadır. Suyun toplandığı mevkinin şehre doğru olan eğiminden yararlanılarak ark yapılmış ve şehre su getirilebilmiştir. Su arkının geçeceği Kışlacık Deresi’nin Değirmen Bahçesi denilen mevkine bir su bendi yapılması 1852 yılında girişimde bulunulmuş ve sonradan bu bend yapılmıştır.
Bu civarda Kadınana kaynağından başka kaynaklar da vardır. Başbakanlık arşivlerinde bulunan su yoluna ait 1924’te çizilmiş bir harita Kadınana Suyu’nun beslendiği kaynakları da göstermektedir. Bu kaynaklar şunlardır. Ortaköy Pınarı, Karapınar, Uşak Pınarı, Karaağaç Deresi, İmaret Pınarı, Keklik Pınarı, Kanlı Havdan Pınarı, Uyuz Pınarı, Kavaklı Pınar, Hacı Baki Kaynağı, Çavuş Pınarı.
O yıllarda yukarı mahallelerde evden eve açıkta akan sular, künklerle Uzunçarşı’nın yukarı girişinde ve aşağı girişinde yer alan Baş Çeşmelere kadar ulaşmaktadır.
Osmanlı’nın son yıllarında ise suyun mahalle çeşmelerine düzenli dağıtımından “Hark’ı Kebir” denilen ve halkın güvendiği kişilerden oluşturulmuş bir heyet sorumludur.
Hark’ı Kebir heyetinin başında olan kişilere Hark Mütevellisi denir ve bu heyet suyun dağıtımının yanı sıra Hark’ın bakımından da sorumludur. Osmanlı döneminde çeşitli vakıflar, Hark-ı Kebir vakfına önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Hıdırlık’ta bugünde var olan eski top kulübesinin aşağılarında bulunan birinin üstü açık, ikisi kapalı olmak üzere toplam 3 havuzda biriken sular bir kısım çeşmelere dağıtılır. Bu havuzların yanı sıra İbik Çeşmesi civarında bulunan 2 havuzdan da uzak mahallelere su dağıtılır. Bir de o dönem adına mahzen veya maksem denilen demir kapılı ve içinde 24 musluk bulunan kapalı bir yapı vardır. Bu musluklarda biriken suyun düzenli bir şekilde dağıtımını sağlamaktadır. Bu düzeni sağlamakla görevli kişi 24 musluğun anahtarlarını sürekli yanında bulundurarak sabah ve akşam saatlerinde dağıtıma göre bazı muslukları açar bazılarını kapatarak görevini yerine getirmektedir.
Günümüzde Hıdırlık eteklerinde,bekçi kulübesinin alt kısımlarında, Mevlevihâne’nin üst kısımları ile Topuzlu Tepesi’nin arkasında ve Merd-i Yek Sultan mezarı ile İbik Çeşmesi arasındaki kısımda yer alan su depoları harap bir halde varlığını sürdürmektedir.. Bu depolardan İbik Çeşmesi yakınındaki deponun önceden üzeri açıktı. Duvarları kesme taştan yapılan havuzu, Kurtzâde Hacı Ömer Ağa 1912 yılında tamir ettirerek üzerini kapattırmıştır…
Kurtzade Hacı Ömer Ağa’nın yaptırdığı bu mahzenden 3 mahalle özellikle yararlanmaktadır. Merhum İsmail Hızal bu mahallelerin Kubeli, Çavuşbaş ve Başçeşme olduğunu belirtir. Daha önce üstü açık havuzlarda biriken sular dışarıdan gelebilecek her türlü hayvan ve haşerata, pisliğe karşı korumasızdır.
1925 yılına gelindiğinde 30.000 TL. sermaye ile işletilmekte olan Hark’ı Kebir Su İşletmesi zamanın Afyonkarahisar Valisi Ethem Tuncel tarafından lağvedilerek Belediye’ye devredilmiştir. Kadınana Suyu’nun getirilmesi ile ilgili masrafların Belediye bütçesinin çok üzerinde olması üzerine öncelikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce karşılanması üzerinde durulmuş fakat Vakıfların, bütün su işletmelerinin belediyelere devredildiği ve bu yüzden masrafların ödenemeyeceği şeklinde görüş bildirmesi üzerine 03/05/1925 tarihinde Belediye ve Özel İdare’nin de iştirakiyle Karahisar-ı Sahib Kadınana Suyu Türk Anonim Şirketi kurulur.106.000 TL sermayenin 45.000 TL’si Afyonkarahisar Belediyesi’ne aittir. Kalan hisselerde beşer lira değerinde 30.000 hisseden oluşmaktadır. Su şirketi yayınladığı beyanname ile halkı şirkete ortak olmalarını ister.
Bu beyanname ile Afyonkarahisar halkını kurulan şirketten hisse almaya çağıran heyet Kadınana Su Türk Anonim Şirketi olarak şehrin her tarafına düzenli su dağıtımını sağlayacak bir proje hazırlatmış projeyi uygulamaya sokmuştur. 1930 yılında bitirilen bu proje sonucunda eskiden horasan harçlı beton kanallarla havuzlara getirilen su, 12.649 metrelik bir isale hattı ile font borularla Hıdırlık’ta yeni yaptırılan 3 adet depoya aktarılır. Bu depolardan ikisi 500, diğeri 300 metreküp hacimlidir. Su isale hattının bitirilmesi 1930 yılında olmasına rağmen evlere dağılımının yapılması zaman alır. Hane sahiplerinin evlerine su abonesi olabilmesi için gerekli olan su saati gibi malzemeler yurtdışından temin edilir.Kadınana Su Şirketi İzmir’de su işlerinde çalışan Afyonkarahisar’lı Şükrü Kilit adlı ustayı getirterek su dağıtımı işinde görev veriri 1965 yılına kadar görev yapar.
Doğal olaylardan da etkilenen Kadınana su kaynağında 19 Haziran 1934 tarihinde ilimizde yaşanan şiddetli depremde, gelen su miktarının arttığı gözlemlenmiştir.
1949 yılına gelindiğinde Kadınana suyu şehrin su ihtiyacının ancak yarısını karşılayabilmektedir. Su kanalları ve borular Kışlacık ve Deper köylülerince kırılarak tarla, bahçe sulamada, kendi ihtiyaçları için kullanılmaktadır. Kalan su ihtiyacı ise Taşpınar ve Olucak Çeşmeleri’nden gelen su ile ikame edilmektedir. Afyonkarahisar nüfusunun 30.000 civarında olduğu bu yıllarda su işletmesinin 1020 abonesi bulunmakta ve 106 mahalle çeşmesi ile halka hizmet verilmektedir. Bu dönemde yukarı mahallelerin çektiği su sıkıntısı halkı isyan noktasına getirir. Su şirketinde her ne kadar Belediye ve Özel İdare’nin ortaklığı olsa da asıl hissedarların kendi karlarını düşünmesi nedeniyle yeni yatırımlar yapılmaması şikâyet konusu olur. Hissedarların elindeki yüzde 10’luk hissenin Belediye’nin alması ve acilen su ihtiyacını giderecek çalışmalar yapması istenir. 1930 yıllardan beri Su Şirketi’nin tüm hisselerini Afyon Belediyesi’nin alarak şehrin su sıkıntısına bir çözüm bulunması gündeme gelmişse de bu işin gerçekleşmesi 1949 yılını bulur. Aynı yıl Kadınana Su Şirketi, Belediye Reisi Tevfik İsce tarafından 30.000 Tl ödenmek suretiyle satın alınır. Uzun yıllar şehrin su dağıtımını idare eden şirket nihayet10/12/1949 tarihinde kendini fesheder.
Ocak 1952’de Kadınana Suyu’nun ihtiyacı karşılamaması sebebiyle Belediye Başkanı Mehmet Arpacıoğlu tarafından suyun kaynaktan çoğaltılmasına yönelik çalışmalar başlatılır. Kısa bir süre devam eden çalışmalar hava şartlarının müsait olmaması yüzünden bir süre tatil edilir ve Mayıs 1952’de tekrar başlar. Bu arada Belediye Başkanı Mehmet Arpacıoğlu vefat etmiş yerine Meclis üyelerinden Asım İzmirli seçilmiştir. Denildiğine göre Mehmet Arpacıoğlu’nun genç yaşta vefatına da şehrin su meselesi sebep olmuştur. Görevi devralan Asım İzmirli çalışmaları devam ettirmiş ve yeni su kaynağının bulunmasıyla Kasım 1952 ‘de çalışmalar sonlandırılmıştır. Daha önce saniyede 18 Litre su elde edilirken bu çalışmalar sonucunda saniyede 50 litre suya ulaşılmıştır. Su kaynağının çoğaltılması işinde Mustafa Şatır adlı usta’nın büyük gayretleri olmuştur.
İlerleyen yıllarda şehrin nüfusunun artması sebebiyle Kadınana Suyu’nun haricinde yeni su kaynakları arayışına girilmiş ve önce Küçük Çobanlı Köyü civarında yeni içme suyu kuyuları devreye sokulmuştur. Fakat bu suyun lezzeti Kadınana Suyu ile kıyaslanamaz. Buradan sağlanan suyun da gelecekte yetersiz kalabileceği göz önünde bulundurularak 2009 yılında İzmir Yolu Akdeğirmen Barajı hizmete alınmıştır.
Kadınana Suyu günümüzde şehrin muhtelif yerlerindeki çeşmeler vasıtasıyla halkımıza ulaşmaktadır. Su güzergâhı üstünde yeralan Deper Çeşmesi, Akçeşme, Karayolları Cami önünde (Ördek Çeşmesi), Devrane Cami çeşmelerinin yanısıra 1990’ların başında İmaret Cami üstündeki alana Türk Kadınını Tanıtma ve Güçlendirme Vakfı tarafından Kadınana Suyu akan çeşmeler yaptırılmış sonraki yıllarda Anbaryolu girişinde yeralan Kadınana’lardan Asiye Sultan’ın Türbesi’nin girişine yine Kadınana Suyu akan bir çeşme yaptırılmıştır.
Yakın zamanda Kadınanalar’ın bu hayrını hatırlatmak amacıyla Anbaryolu ile Yeşilyol Kavşağına bir heykelleri dikilmiş, yine Asiye Sultan’ın türbesi yanındaki boş duvara işadamı Mustafa Sarıdere tarafından büyük ebatlarda Kadınana rölyefi yaptırılmıştır. Afyonkarahisar Belediyesi de Asiye Sultan’ın Türbesini restore ettirmiştir.
2009 yılı içerisinde Afyonkarahisar Belediye Meclisi üyesi olan mimar Oktay Okay, anne ve babasının hatıralarını yaşatmak amacıyla Hükümet Konağı yanındaki boş alanda Osmanlı Mimarili bir çeşme yaptırmış ve Kadınana Suyu burada da halkımızın istifadesine sunulmuştur. Kent meydanının yapılış aşamasında bu çeşme kaldırılmış ve Zafer Müzesi yanına yeni bir çeşme yaptırılmıştır. 2013 yılı Ocak ayı başlarında ise esnaftan Abdullah Çobanbay, Yeşilcami önünde babası adına bir çeşme yaptırarak Kadınana Suyu’nun buradan da içilmesini sağlamıştır (Özpunar, 25 Ekim 2021,Kocatepe Gazetesi).
Cenab-ı Hakk, insanı kendisini tanıması, bilmesi, ibadet ve itaatla kulluk etmesi için (Zariyat, 56), en güzel biçimde (Tin, 4) yaratmış; şan ve şeref vermiş, yarattıklarının çoğundan üstün kılmış (İsra,70), ona bir takım sorumluluklar vermiş, emanet yüklemiş (Ahzâb, 72) ve yeryüzünde halifelik görevi vermiştir (Bakara, 30,Sad 26). Yeryüzünü imar etmekle görevlendirmiştir (Hud/61).
Yüce kitabımızda insanın boşuna ve başıboş yaratılmadığına ve ona bir takım görev ve sorumlulukların verildiğine dikkat çekilir:
“Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun, 115); “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”(Kıyame,36). “İnsanlar (dünyada Allah’a ibadet ve itaat etmeden, çeşitli çile ve güçlüklerle, bazen de verilen bol mal ve refah ile) imtihan edilmeden (sadece) “inandık” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut, 2 ) (bk. Bakara, 214; Enbiya, 35)
Dolayısıyla insan yapıp ettiklerinden sorumludur. Hatta görülen âlemde, sorumluluk bilincine sahip tek yaratık insandır. Nitekim bir Âyet-i Kerime’de; “ Biz emaneti göklere, yer küreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir” (Ahzâb, 72) buyrulmaktadır.
İnsanın yaratılmasındaki amaç, Yüce Allah’ın hikmeti gereğince Kur’an’ın farklı yerlerinde geçen ayetlerde zikredildiği üzere; O’nun kulu ve halifesi, dininin ve peygamberlerinin yardımcısı olması, yeryüzünü bayındır hale getirmesidir.
Nitekim Yüce Allah bu konuda,
“İnsanları ve cinleri (sizin tarafınızdan görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen her şeyi) sadece kendisine kul olsunlar, başkalarına kulluk yapmasınlar diye yaratan..”(Zariyat, 51: 56)
“Yeryüzünde bir halife (bireyde huzuru, toplumda adaleti sağlayan bir insan) yaratan…” (Bakara, 2: 30).
“Mü’minlere yeryüzüne hükümran olma imkânını…” (Nûr, 24: 55).
“Görmeden iman ettiği halde Allah’ın dinine ve peygamberine kimlerin yardım etmek için gayret edeceğini ortaya çıkarmak için, adaleti ayakta tutmaları için..” (Hadid, 57: 25).
“İman edenlere Allah’ın dinine yardımcı olmayı, barış dini olan İslamı hayata hâkim kılmayı emretti !” (Saf, 61: 14).
“Yaşadığınız yerleri, dünyayı imar etmeyi, bayındır hâle getirmenizi …” (Hud, 11: 61.).
Zikredilen ayetlerin işaret ettiği üzere, bütün bu görevler ancak insan tarafından hakkıyla yerine getirilebilir. Nitekim Yüce Allah meleklerine, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” (Bakara, 2: 30) buyurduğu ayetiyle buna temas etmiştir (İsfehâni, 2018, s.69-70).
Dünden bugüne ilimizdeki kadınanalar birer iyilik meleği olarak, insanın yaratılış gayesine ve görevlerine uygun olarak hareket etmişler, Yüce Allah tarafından kendilerine verilen nimetlerin farkında olarak hayırlı işlerde önden gitmiş ve Türk toplumuna örnek olmuşlardır.
Yüce kitabımızdan öğrendiğimize göre, Cenâbı Hakk, bizleri kendisini bilmek, tanımak ve ibadet etmek ve hangimizin daha güzel amel yapacağını sınamak, imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. Kur’an-ı kerimde bu gerçek şu şekilde ifade edilmiştir:
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım (Zariyat 51:56) “Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur ” (Mülk 67: 2). Bu İmtihan ve ibadet yollarından biriside Allah’ın bize vermiş olduğu nimet ve servetleri Allah’ın emrettiği şekilde kullanmaktır..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi: “İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerde yıprattığından, malını nerden kazanıp nerde harcadığından, öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 1.).
Cenâb-ı Hakk, yüce kitabımızda çeşitli ayetlerde hayırlı işlere önderlik edenleri ve kendilerine emanet olarak verilen mallarını Allah yolunda harcayanları övmüş ve onları cennetle müjdelemiştir. Sevgili Peygamber Efendimiz de “İnsanların en hayırlısı insanlara hizmet edendir” hadis-i şerifiyle insanlara hizmet etmeyi tavsiye etmişlerdir.
Vakıa suresinde geçen “Vesêbıgûnessebigûne” (Vakıa:10) ayetiyle hayırlı işlerde önden gidenleri, yâni hayırlı işlerde insanlara örnek olanları övmüş (İman, ibadet ve hayır) yarışlarında öne geçenlere (önden gidenlere, topluma örnek olanlara gelince): Onlar (âhirette mükâfatta da, cennete girmede de) önde gidenlerdir (Ayrıca bak. Fatır 35 /32. Âyet). Bu ayetlere göre, dünyadaki hayırlı ve yararlı işlerde örnek olanlar “önden gidenler, önden gidenler, yaptıklarının karşılığı olarak cennete de önden-ilk önce girecek olanlardır. Vakıa suresi 11. Ve 12. Ayetlere göre bu önden gidenler aynı zamanda Allah’ın en yakın kulları olmak şerefine de nâil olanlar ve Naim cennetine girecek olanlardır.
Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre mülkün yani sahip olduğumuz malların, her şeyin gerçek sahibi Allah’tır. Mülk bizde emanettir. İmtihan vesilesidir. Sadece zenginler arasında dolaşan bir meta değildir ve biz, bize emanet olarak verilen bu malları, servetleri Kur’an-ı kerim’de ve hadislerde belirtilmiş usullere göre kullanmakla yükümlü tutulmuşuzdur. Mülkün gerçek sahibinin Allah olduğuna aşağıdaki âyetlerde dikkat çekilmiştir:
“Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır (Al-i İmran Suresi, 180). “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah her şeye kâdirdir (Ali İmran, 189). Göklerin ve yerin mülkü (bütün hazineleri) Allah’ındır ( Ali İmran ,169-Fetih 14). De ki: “ mülkün cümle kâinatın ve bütün varlıkların gerçek sahibi Allah’tır” (Ali İmran, 26) “Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O’nundur” (Taha Suresi, 6). Bir başka ayette ise şöyle denir: “Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? ” (Maide Suresi, 40).
İnsanlar arasında çıkan kavgaların, çektiği acıların ya da birbirlerine yaptıkları eziyetlerin başlıca nedenlerin başında mülk ve servet tutkusu gelir. Ahlaktan yoksun insanların neredeyse bütün hayatları, “mülk sahibi olma” hırsına dayanır. Bu kişiler sürekli daha fazla mala sahip olabilmek için uğraşır, bu tutkuyu hayatlarının en büyük amacı haline getirirler. Bu duruma Hadid suresi 20. Ayette dikkat çekilerek şöyle buyrulur:
“Bilin ki (âhiret kazancına önem verilmeden geçirilen) dünya hayatı, ancak (geçici) bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve evlatta çoğalma yarışıdır. (Bu) tıpkı şuna benzer: Bir yağmurun bitirdiği (o yeşil) bitki, ekincilerin hoşuna gider, (fakat) sonra o (bitki) kurur da sen onu sararmış halde görürsün. Sonra da çer çöp olur (işte dünyadaki her şey de böyledir). Âhirette ise (günahkârlara) şiddetli azap, (iyilere de) Allah’tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan (bir rüyaya sevinmeden) başka bir şey değildir”( Hadid, 20). [bk. 3/14; 10/24; 18/45-46; 39/21]
Dünya ve ahiret hayatının mukayesesinin yapıldığı bu âyette, özellikle, dünyanın aldatıcı tarafları izah edilmiş, onlardan kaçınılması tavsiye edilmiştir. Çünkü dünya ve dünyadakilerin boş yere yaratılmadıkları muhtelif âyetlerde açıklanmıştır. Aslında dünya hayatı kötü değildir. Dünya ahretin tarlasıdır ve ahret dünyada yapılan salih ve güzel amellerle kazanılır. Dünyayı kötüleştiren Allah’ın emir ve yasaklarını unutan, arzu ve isteklerinin esiri olmuş insanlardır.
Oysa dünya hayatının temelini oluşturan bu “çoğalma- zengin olma mal biriktirme tutkusu” (Hadid Suresi, 20), tam manasıyla bir aldanıştır. Çünkü yeryüzündeki ve gökyüzündeki her şeyin sahibi Allah’tır. İnsanlar, “mal sahibi” olduklarını sanmakla kendilerini aldatırlar. Sahip olduklarını sandıkları şeyleri kendileri yaratmamışlardır, o şeyleri yaşatmaya da güçleri yetmez. Ellerinde, keselerinde ve kasalarında mevcut olan o malların, servetlerin yok, olmalarını da engelleyemezler. Dahası, bir şeye “sahip” olacak bir durumları yoktur, çünkü Nas suresi 2. âyette de belirtildiği gibi kendileri bir başka varlığa yâni kendilerini yaratan Allah’a aittirler.
Yüce kitabımızın ikinci suresi olan Bakara suresinin 3. Ayetinde takva sahiplerinin özellikleri anlatılırken “O (takvâ sahibi) kimseler ki, gayba (Allah’a, meleklere, âhirete, vahye, Allah’ın takdirine) inanırlar, namazı ikâme ederler ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (gereken yerlere Allah için) verirler” buyrulur. Bu ayete göre takva sahibi bir Mü’minde Allah’a imandan ve namazı ikame etmekten sonra bulunması gereken en önemli özellik, “Allah’ın onlara rızık olarak verdiği şeyleri Allah rızasını kazanmak için vermeleri, harcamaları “ olarak gösterilmiştir. Ayrıca Yüce kitabımızda 32 ayette namaz ile birlikte zekât ikisi bir arada zikredilmiştir. Çünkü namazı ikame etmenin şartlarından birisi de fakirin mallarımız üzerindeki hakkı olan zekâtı vermektir. Üzerine farz olduğu halde fakirin anasının ak südü gibi hakkı olan zekâtı vermeyen Mü’min, hem kendisine emanet olarak verilen mala yani emanete ihanet etmiş ve hem de fakirin hakkı olan zekâtı vermemekle haram yemiş olur. Böyle bir Mü’minin namazı ikame etmesinden söz edilemez.
Allah, sahip oldukları malları insanlara dünya hayatında “emanet” ve imtihan vesilesi (Bakara:155) olarak vermiştir. Bu emanet, belli bir vakte kadardır ve elbette günü geldiğinde hesabı sorulacaktır.
İnsana sorulacak olan hesap, kendisine “emanet” olarak verilen mülkü nasıl ve hangi mantıkla kullandığıdır. Eğer o mülkü kendisinin saymış, sahiplenmiş ve o mülkü nasıl kullanması gerektiğini unutmuş, cimrilik edip, mal biriktirip o malı kendi keyfine göre kullandıysa büyük bir azaba müstahak olacaktır. Kuran-ı kerim’de, bu kişilerin ahirette karşılaşacakları durum şöyle haber verilmiştir:
“Allah’ın, kendilerine lütfünden verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır, o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır (Al-i İmran Suresi, 180).
Ayette belirtildiği gibi, Allah’ın bol ihsanından insanlara verilen mallar, o insanlar tarafından “cimrilik” yapmadan harcanması içindir. İnsan, malı sahiplenip onu muhafaza etmeye çalışmak yerine, malın gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmek ve malı Allah’ın emrettiği biçimde harcamakla yükümlüdür. Kendisine emanet olarak verilen mallardan, kendi ihtiyaçları için gerekli olan makul bir kısmını kullanacak, “ihtiyaçtan arta kalanı” (Bakara Suresi, 219) ise Allah yolunda harcayacaktır. Eğer Allah yolunda harcamak yerine, bu malları “biriktirmeye” kalkarsa, onları sahiplenmiş olur. Bunun ahiretteki cezası ise çok ağırdır. Bu kimseler hakkında Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
…Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!” denilecek (Tevbe Suresi, 34-35).
“… O, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; andolsun o, ‘hutame’ye atılacaktır. “Hutame”nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir (Hümeze Suresi, 2-6).
Gerçek Mü’minlerin kalbinde mal sevgisinden önce Allah sevgisi yer tutmuştur. Onlar mallarını kalplerine değil keselerine, cüzdanlarına koyarlar ve biriktirip yığmazlar ve kendilerine emanet olarak verilen bu malları yine o malı emanet verenin emrettiği şekilde harcarlar.
Müminler, yığılacak mallara değil yalnızca Allah’a güvenirler. Allah da bu tevekküllerine karşılık onların bereketini artırır. İnfak ettikleri (Allah yolunda harcadıkları) mallara karşılık, onlara çok daha fazlasını verir. Ancak onlar bunu da infak ederler, Allah nimetini daha da artırır. Bir ayette, mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu ve infakın bereketi şöyle anlatılır:
“Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261)
Mallarını hayırlı ve yararlı işlerde kullanmayanlar Hadid suresi 10. ayette şöyle uyarılıyor:
“Allah yolunda niçin infak etmeyesiniz ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır.”
Hadid Suresi yedinci ayette : Âminû bi(A)llâhi ve rasûlihi ve enfikû mimmâ ce’alekum mustaḣlefîne fîh(i)(s) felleżîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(un)
“Allah ve resulüne iman edin. Size istihlaf buyurduklarından infak edin” deniliyor. Bakara suresinde de “Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar” buyruluyor.
Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah’a ve resulüne imanla infak etmek birlikte emredilmektedir.
İnfakın nelerden yapılacağı bu ayette çok net biçimde tanımlanmaktadır. (Allah’ın bize istihlaf ettiği her şeyden) infak edeceğiz.
İnfakın anahtarı istihlaf kelimesidir. İstihlaf, Hulf, halife kelimelerinden meydana gelir.
Yeryüzünde bizi kendi halifesi olarak yaratan Allah, Bizden halifesi ve vekili olarak, yarattıklarından infak etmemizi emrediyor. Bu nedenledir ki; yeryüzünde tüm mahlûkata karşı, özellikle de insanlara karşı tam manasıyla ilahi sıfatların temsilcisi gibi hareket etme durumundayız. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak davranmak ve onun bize emaneten verdiği mal ve servetleri çevremizdeki tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gidermekle yükümlüyüz.
Allah’ın yarattığı ve bize emanet olarak verdiği nimetlerden gerektiği gibi infak etmezsek, halifelik görevini yerine getirmemiş oluruz. Hilafet görevini yerine getirmeyen ve Allah’ın verdiği mallardan infak etmeyenler Hadid suresi 10. ayette şöyle uyarılıyor:
“Allah yolunda niçin infak etmeyesiniz ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır.”
Cimrilik Münafıkların Özelliğidir
Nifak, infak ve münafık aynı kökten gelen kelimeler olup nefeka kökünden türemişlerdir. Münafık gönlü delik deşik, bölük, köstebek yuvası gibi paramparça gönlü perişan insan, infak etmeyen insan demektir. Münafık ikiyüzlü, gerçek yüzünü göstermeyen hatta yüzü olmayan, yüzsüz insandır. İnfak ise zengin bir Müslümanın fakir bir Müslümanın gönlüne yardım etmek, infak etmek yoluyla kimsenin görmeyeceği bir yol bulmasıdır. Nifak, İnfak ve Münafık kelimeleri arasında işte böyle bir bağlantı vardır ki münafıkların alametlerinin anlatıldığı ayetlerde Münafıkların infak etmeyen, cimri insanlar olduğu vurgulanır. Münafıkun suresinin ilk sekiz ayeti Münafıkların özelliklerinden bahsederken kalan üç ayette infaktan söz edilir. İnfak etmek, yani malını garibanlarla, ihtiyaç sahipleri ile bölüşebilmek Münafıklığın panzehiridir.
İnfak etmemek ve cimrilik Münafıklığın en önemli belirtileridir. Çünkü cimri kendisine emanet olarak verilen mallardan infak etmemekle hem fakirin hakkını gasp etmiş, hem de kendisine emanet olarak verilen mala, emanete hıyanet etmiş olur ki hadislerde emanete hıyanet en önemli münafıklık alameti olarak gösterilmiştir.
“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah’ın zikrinden, kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafıkun 63/ 9)
“Birinize ölüm (belirtileri) gelip de: “Ey Rabbim! (Ne olur) beni yakın bir vakte kadar (öldürmeyip) ertelesen de sadaka versem ve iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcayın.” (Münafıkun, 63: 10) [bk. 6: 27; 7: 53; 14: 44; 23: 99-100;32: 12; 42: 44]
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerde yıprattığından, malını nerden kazanıp nerde harcadığından öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 1.).
“İki haslet vardır ki bir mü’minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk.” (Tirmizî, Bir 41, (1963).
İşte bu ayet ve hadisi şeriflerin ruhuna uygun bir hayat yaşamayı, hayırlı işlerde insanlara örnek olmayı, Sureyi Vakıa’da belirtildiği gibi önden gitmeyi tercih eden dünden bu güne Kadınanalarımız, Afyonkarahisar’ımızda çok hayırlı işlere imza atmışlar ve atmaya da devam etmektedirler.
Bu Kadınanalarımız, kurmuş oldukları derneklerle ya da derneksiz olarak oluşturmuş oldukları guruplarla tıpkı Dede Korkut Hikâyeleri’nde anlatıldığı gibi; açları doyurmakta, çıplakları giydirmekte, evsizleri ev ve eşya sahibi etmekte, öğrencilere burs vermekte, eğitim kurumları, camiler, çeşmeler yaptırmakta, yakacak odun ve kömürleri olmayanlara odun ve kömür temin etmekte, elektrik ve su paralarını yatıramayanların paralarını yatırmakta, hasta olanları tedavi ettirmekte, şiddete uğrayan kadınlara sahip çıkmakta, yoksul kızlarımızın çeyizlerini düzmekte, sünnet olamayan çocukları sünnet ettirmekte, sokak hayvanlarını doyurmakta ve tedavi ettirmekte, Afrika’da su kuyuları açtırmakta, şehit ailelerine, özürlü ve engelli insanlarımıza sahip çıkmakta yarışmaktadırlar.
Kadınanalarımızın bir kısmı ise gazeteci, televizyoncu, şair ve yazar olarak yazdığı eserlerle ve uyguladıkları projelerle, bir kısmı kültür ve sanat dernekleri ile topluma örnek ve önder olmaktadırlar. Bazı kadınanalarımız ise, politikacı, milletvekili, belediye meclisi üyesi, mahalle muhtarı olarak görev yapmakta Afyonkarahisar’ımıza hizmet vermekte, hayırlı işlerde yarış etmekte ve önden gitmektedirler.
KAYNAKÇA:
. Akkoyun, 1997, Ömer Fevzi Atabek ve Afyon Vilayeti Tarihçesi. Afyon Kocatepe Üniversitesi Yayını.
. Aygen, M.S. (1986). Afyon’daki Kadınana, Afyon:Türkeli Matbaası.
. Çeçen, A. (1986). Türk Devletleri, Ankara: İnkılâp Kitapevi
. Dalkesen, N. 2017, s.301. “1318-1327 yılları arasında Anadolu’da İlhanlı genel valisi olarak görev yapan Timurtaş’ın İsyanı”, KEBİKEC / 43 • 2017
. Erdeğer, M.G.(2020) III. Alâeddin Keykubad’ın Türkiye Selçuklu Devleti’nin Tahtına Çıkışı. USAD, Güz 2020; (13): 79-112 E-ISSN: 2548-0154
. Gönçer, (1971). Afyon İli Tarihi, c.1. İzmir: Karınca Matbaacılık ve Ticaret Kollektif Şirketi
. Hızal, İ. (1986, Nisan, Mayıs, Haziran). Afyonkarahisar’ın Su Yolları. Beldemiz, S. 6, Afyon, ss.3-4, 30.
. Kartal, A. (2008). Anadolu Selçuklu Devleti Döneminde Dil ve Edebiyat, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 1, İstanbul 2008.
. Müneccimbaşı Ahmed Dede, tarihsiz, Müneccimbaşı Tarihi, c.1, Arapça aslından Türkçleştiren: İsmail Erünsal, Tercüman 1001 Temel Eser, No: 37
. Oruc, Z. (2015). Türkiye Selçuklu Devleti’nin Yıkılışından Sonra Anadolu’da Moğol Hâkimiyeti (1308-1335) Tarih Okulu Dergisi (TOD) Aralık 2015, Yıl 8, Sayı XXIV, ss. 297-323.
. Özpunar H. (2021). 25 Ekim 2021 Kocatepe Gazetesi
. Özpunar,H. (2013) “Afyonkarahisar’ın Yüzlerce Yıllık Su Kaynağı Kadınana” Beldemiz: Sayı:10.
. Tokuş, Ö.(2017). Moğol Hâkimiyetinde Anadolu Ve Anadolu’da Moğol Noyanlarının İsyanları. Türk Dünyası Araştırmaları TDA, Eylül-Ekim 2017, Cilt: 117 Sayı: 230 Sayfa: 177-208
. Uzunçarşılı, İ. Hakkı (1967), “Emîr Çoban Soldoz ve Timurtaş”, Belleten, XXXI/CXXIV, Ekim, s. 601-646
. Yuvalı, A. Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Gazan Han Maddesi, c, 13, s.429-430
.Gündoğan, M. (1988) Afyonkarahisar: Medrese Kitapevi.
.Karazeybek, M. (2018). Afyonkarahisar Kadına Suyu, VIII. Uluslar Arası Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildiri Kitabı 5-7 Nisan 2018,Yayınlanma Tarihi. Ekim 2019, Afyonkarahisar.
.Turan, O. (1993). Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul: Boğaziçi Yayınları 4. Baskı.