Bir Mü’minde bulunması gereken özelliklerden birisi de tefekkür etmektir. Kur’an bizi tefekküre, davet eder. İslâm âlimleri Allah’ın ayetlerini ikiye ayırıyorlar. 1.Tenzîli âyetler, 2.Tekvînî âyetler. Tenzîli ayetler denince ilk aklımıza yüce kitabımızda yer alan ayetler gelir. Yine Allah tarafından indirilmiş, gönderilmiş kitaplardaki ve suhuflardaki âyetlerin tahrif edilmemiş yâni bozulmamış asılları da Tenzîli ayetler kapsamına girer. Bir de Tekvîni/Kevni yâni yaratılmış ayetler vardır ki Kur’an-ı kerim’in ifadesiyle bu ayetleri yazmak için denizler mürekkeb, ağaçlar kalem olsa bir o kadarı da olsa yine yetmezdi. (Bak: Kur’an, Kehf suresi, Âyet.109) Yine kitab denince Yüce kitabımız Kur’an-ı kerimden sonra ilk akla gelen kitap kâinat kitabıdır. İnsan da başlı başına okunması, anlaşılması ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir kitaptır. İnsanın başlı başına bir kitap olduğuna dikkat çeken Hz. Alli “Sanırsın ki sen küçük bir cisimsin, oysa sende koca bir âlem dürülmüştür” der.
Kur’an, insanları Allah’ın kâinat kitabındaki âyetleriyle Kelâm-ı Kadîm’indeki âyetleri ibretle ve basîretle düşünmeğe çağırıyor. Kur’an bu çağrısında tedebbür, tefekkür, taakkul ve tezekkür gibi çok değişik kelime ve kavramlar kullanıyor.
Tefekkür, tasavvufî açıdan nefsânî sıfatlar sebebiyle perdelenen kalbin matlûbunu aramasıdır. Dolayısı ile tefekkür bir talep/istek işidir. İnsanın belirgin vasıflarından biri olan tefekkür, düşünme yeteneğinin insandaki aklî ölçülere göre çalışması olarak ta ifâde edilebilir. Vesîlelere başvurmak sûretiyle gayeleri elde etmeye çalışmadır. Amaca ulaşmak için basîretin çaba sarfetmesidir. Tefekkür kavramıyla insanları düşünmeye çağıran Kur’an âyetleri, insanlardan iki önemli konuda düşünmelerini istemektedir. Gözle görülen kâinat kitabındaki ve Kur’an-ı Kerimi’ndeki âyetleri düşünmek.
İnsan kendisini kuşatan evreni, ondaki sonsuz âhengi, san’at ve bedîî güzellikleri düşünerek bunların arkasındaki gerçek kudret sâhibini algılamaya yönelir. Kur’an, îmanın kuru bilgi olmaktan çok duygu olarak yaşanmasını sağlamak için insanları yerleri ve gökleri seyretmeye ve onlar hakkında düşünmeye çağırmaktadır. İnsan, düşünmr gücüyle bunlar üzerinde durduğu takdirde zihnî yetenekleriyle ve aklî istinbatlarla eşyânın ardındaki hakîkati kavrama imkân ve iktidârına ulaşabilecektir. Nitekim şâir:
Bir kitâbullah-ı a’zamdır serâser kâinat
Hangi harfin yoklasan manâsı Allah çıkar.
Kur’an’ın insanları, üzerinde düşünmeye çağırdığı diğer bir husus ta kendi âyetlerini anlamaya çalışmaktır. Kur’an’ın bildirdiği metafizik gerçekler, geçmiş kavimlerin haberleri, helâk olan toplumların helâk oluş sebepleri, ölüm ve âhiret gibi konular düşünmeğe konu edilmesi gereken mes’eleler arasında yer almaktadır. Düşünen insan, ibret alan, sorgulayan, basîret ve ferâseti açılan insandır.
Hz. Peygamber’e İnen Tefekkür Ayeti
Hz. Muhammed (s.)’e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir. Kur’an-ı Kerim’deki tefekkür ayetleri incelendiğinde evrenin yaratılışı, kâinatta oluşturulan sistem ve sistemin işleyiş mükemmelliğine vurgu ile Cenab-ı Hakk’ın kudretine dikkat çekilerek eserden müessire gidiş formülü üzerinde durulmaktadır.
İki kişi Hz. Aişe (r.a.)’yi ziyaret etmişler. Onlardan biri, “Hz. Muhammed (s.)’de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?” deyince, Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: “Resulüllah (s.) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilal (r.a.): “Ya Resulellah (s.)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?” deyince, o: “Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır.” dedi ve ayeti okudu: “İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). (Ali İmran 190-191)
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelişinde aklı başında olan kimseler için gerçekten açık ibretler vardır.” (Âl-i İmran, 190.) Bir sonraki ayet; “Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (tefekkür ederler) ve Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz (derler).” (Âl-i İmrân, 191.)
Ondan sonra Resulüllah (s.): “Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun.” dedi. (İbn Hibbân, Sahîh, II, s. 386; Gazâlî, İhyâu Ulûmu’d-Dîn, çev.: Mustafa Müftüoğlu, İstanbul 1988, I-IV, C. IV, s. 878.)
Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meali de şöyledir: “Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar-zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!” (Âl-i İmrân, 191.) Bu ayete göre Allah’ı zikretmek için illaki diz çökmek gerekmez, otururken, yatağımızda yanımız üzere yatarken de Allah’ı zikredebiliriz.
Zikri alışkanlık haline getirenlerin mutlaka yastıklarının altında tesbihat yapmak için tesbihleri bulunur.
Onun için Yüce Allah Kur’an’da çeşitli hususları dile getirdikten sonra: “…Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır.” (Nahl, 11.) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur’an’da sık sık tekrar edilmektedir. (Ra’d, 3; Nahl, 69; Rûm, 21; Zümer, 42; Casiye, 13; 6/99; 7/57; 27/60]