Haçlı orduları ilerlemeye devam ederek, Antakya ve Kudüs’ü işgal ettiler. Haçlılar bu yerlerde on binlerce Müslümanı katlettiler. (1099)
Antakya çevresine yayılıp yağma eden, ya da zevk ve sefaya dalan Haçlılar, Türkler tarafından dağıtılıyor, ya da kesilip yok ediliyorlardı.
“Kıtlık ve açlık günden güne fecaat halini almaktaydı. Bu sefere katılmış olan Faucher de Chartres adındaki papazın ifadesine göre, Haçlılar çevrede yağma etmedik bir şey bırakmadıklarından, ot, ağaç kabuğu ve kökü, at, eşek, deve, köpek, hatta fareleri ve atların koşumlarını ve kayışlarını bile yiyorlardı. En had düzeye gelen açlık, zaten ahlakı zayıf olan bu güruhun bütün insanlık duygularını yok etti. Tek olanak olarak büyük bir hevesle, insan etiyle karınlarını doyurmaya başladılar.”(Erer, 1993. s.45, F.Funck Brentono’dan nakil)
Bu olay konusunda, sefere katılmış olan Richard de Pelerin (Hacı Rişar)’ın yazdığı Chanson d’Antioche (Antakya Destanı) adındaki eserde görülen şiirlerin bazıları dikkate değecek kadar önemli olduğu için aşağıda sunulmaktadır:
“Asaletlü Piyer I’Ermit otağının önünde oturuyordu.
Kral Tafur birçok adamları ile çıka geldi.
Bunlar bin kişiden fazla ve açlıktan şişmiştiler.
‘Asaletmeab! Rahmeti Rahman adına bana yol göster,
Zira açlıktan ve zayıflıktan ölüyoruz’ dedi.
Piyer cevap verdi: ‘Cebin (korkak, yüreksiz) olduğunuzdandır’ dedi.
Haydi, şurada ölmüş yatan Türkleri toplayınız,
Tuzlar ve pişirirseniz, pekâlâ yenir onlar.
Kral Tafur, ‘Doğru söylüyorsunuz,’ dedi.
Otağdan ayrıldı, avanesini çağırdı,
Toplandıklarında on bin kişiden çoktular.
Türkler yüzüldü, barsakları çıkarıldı.
Etlerinden haşlama ve kebap yapıldı.
Doyasıya yediler, amma ekmeksiz yediler
Bunu gören putperestler (Türkleri kastediyor) pek korktular,
Et kokusundan hep duvarlara dayandılar.
Yirmi bin putperest, bu avaneyi seyret.;
Ağlamadık Türk kalmadı.” (Antakya Destanı, Brentano, 57–58’den nakil Erer, R. 1993, s:45–46)
Avane bir birine şöyle diyordu: ”İşte karnavalın son günü olan Mardi Gra geldi. Şu Türk eti zeytinyağında pişmiş domuz sırtından ve Jambondan daha iyi olur.” Çayırlarda artık Türk ölüsü bulunmayınca: “Mezarlıkta vardılar, ölüleri çıkardılar,
Hepsini üst üste yığarak bir tepe haline getirdiler,
Çürümüş olan barsakları Nehr-ül-As’a attılar;
Etlerin derilerini yüzüp rüzgârda kuruttular.” (Antakya Destanı, Brentano, 58’den nakil Erer, R.1993, s.46)
Bir başka Batılı yazar ise bu vahşet hakkında şöyle diyor: “Bu rezilliğin sonucu olarak, artık Haçlı karargâhı bir ordu görünümünden çıkmıştı. Birçok Haçlı, bitap bir halde inlemekte, bir kısmı da civarda köpek leşi şeyler aramaktaydı. (R.Erer, s:46, Michaud’tan nakil)
Bu olaylardan sonra başta Keşiş Piyer olmak üzere pek çok Haçlı askeri seferden ümitlerini kestiklerinden Haçlı sürüsünü terk ederek kaçtılar
Bu olayı haber alan Haçlı ordusu komutanlarından Tancerede hemen izlemeye çıktı, Keşiş Piyer ile Dülger Charpentler’yi yakalayıp rezaletle geri getirdi. Ordu, “Ödlekler gibi kaçtığını” keşişin yüzüne vurarak, kendisinin telkin ve teşvik ettiği bir davadan asla geri dönmeyeceğine dair İncil üzerine yemin ettirdi.”(Erer, R. 1993, s.47, Michaud’tan nakil)
Bu sefer sırasında erkek erkeğe ilişki dâhil her türlü ahlaksızlığı yapan, bu Haçlı sürüsüne artık papazların telkinleri dahi etki etmiyordu. Açlık ve kıtlık çeken Haçlı askerleri çoğu Türk olmak üzere kendi asker ölüleri dâhil çok sayıda insanı pişirerek yemişlerdir. Biz Türkleri Ermenilere soykırım yapmakla itham eden Batılıların insan eti yiyecek kadar alçaldıklarını göstermek açısından bu bilgileri burada aktarmak ihtiyacı duyduk.
Müslümanlar bir süre sonra Urfa’daki Haçlı kontluğunu ortadan kaldırıp, çok sayıda Haçlı askerini öldürdüler. Bu durum üzerine Avrupa’da yeni bir Haçlı seferi açılmasına karar verildi. Bu sefere Fransa ve Almanya kralları da katıldılar. Anadolu Selçuklu Sultanı 1. Mesut Haçlıları Anadolu’da karşıladı. Alman kralı Eskişehir’de, Fransız kralı Denizli’de bozguna uğratıldı ve binlerce Haçlı askeri yok edildi. (Turan, 1993. s.294)Bu mağlubiyet üzerine Haçlılar, Suriye’ye deniz üzerinden gitmeye karar verdiler. (1147) “Kalanları ise Rumların taarruzları karşısında perişan oldu. Rumlar Haçlıları soydular; paralarını aldılar. Türkler Haçlıları bu perişan halde görünce merhamet ettiler; onlara para ve ekmek dağıttılar; hastalarını tedavi ettiler. Rumlardan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkünlere verdiler. Türklerin bu iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. Rumların hıyanetini ve Türklerin şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: “Ey hıyânetten daha zalim olan merhamet” feryadıyla Türklerin iyilik ve merhametle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını, bununla beraber din değiştirme hususunda hiçbir baskı yapmadıklarını da ilave eder. Böylece başlangıçta Bizanslıları dindaş diye kurtarmak maksadıyla gelen Haçlılar bu seferler sonunda Türklere takdirkâr ve Rumlara düşman olarak dönmüş bulunuyorlardı.”(Turan, 1993, s.295)