Muharrem Günay

Kafkaslar'da Derinleşen Çatlaklar: İsrail Nüfuzu Ve Türk Birliği'nin Geleceği

Muharrem Günay

​"İki devlet, tek millet" şiarıyla şekillenen Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, Türk dünyasının geleceği açısından her zaman en kritik taşıyıcı kolon olmuştur. Ancak son dönemde Kafkaslar'da değişen dengeler ve kurulan yeni ittifaklar, bu sarsılmaz bağın üzerine düşen jeopolitik gölgeleri yeniden tartışmaya açıyor. Özellikle Azerbaycan eğitim sisteminin İsrail modelini örnek aldığına dair yetkili ağızlardan yapılan açıklamalar, bölgedeki stratejik okumaları yeniden yapmayı zorunlu kılıyor.
​Bir Müslüman Türk devletinin, kendi milli ve manevi dinamiklerini inşa ederken eğitim gibi nesil yetiştiren bir alanda İsrail’i model alması, birtakım derin endişeleri de beraberinde getiriyor. Bu durum, yalnızca bir eğitim reformu olarak okunamayacak kadar karmaşık bir arka plana sahip. İsrail'in Azerbaycan'daki varlığının sadece diplomatik bir temasla sınırlı kalmadığı; enerji politikalarından petrol tesislerinin işletilmesine, ekonomiden yönetimsel etki alanlarına kadar geniş bir yelpazeye yayıldığı yönündeki eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Hatta Azerbaycan iç politikasında gündeme gelen başörtüsü kısıtlamaları gibi konularda, arka plandaki yönlendirici entelektüel ve politik gücün İsrail lobileri olduğu iddiaları, meselenin kültürel bir erozyona dönüştüğü kaygısını doğuruyor.
​Meseleye daha geniş bir jeopolitik mercekten bakıldığında, İsrail'in ve Batılı güçlerin bölgedeki asıl hedefinin yalnızca Azerbaycan olmadığı, asıl büyük denklemin Türkiye ve genel anlamda Türk dünyası üzerine kurulduğu görülüyor. Türk birliğinin ve tarihi Turan mefkûresinin hayata geçebilmesi için ilk ve en hayati aşama, Türkiye ile Azerbaycan'ın her alanda tam bir entegrasyon sağlamasıdır. Bu birleşme, Avrasya'nın kalbinde yeni ve sarsılmaz bir güç merkezinin doğması demektir.
​Bölgedeki statükoyu kendi lehlerine korumak isteyen güçlerin en temel stratejisi, bu entegrasyonu engellemektir. Türkiye ile Azerbaycan'ın arasına girecek her türlü ideolojik, ekonomik veya kültürel kama, doğrudan Türk dünyasının geleceğini dinamitlemek anlamına gelir. Eğitimden ekonomiye kadar sızan yabancı nüfuzlara karşı uyanık olmak, sadece bir bağımsızlık meselesi değil, aynı zamanda Turan'a giden yolda tarihi bir zorunluluktur.
​Gelinen bu hassas noktada, can Azerbaycan'ın atacağı adımlar ve çizeceği stratejik rota, hepimiz için büyük bir önem taşıyor. Kardeş Azerbaycan yönetiminin ve halkının, farklı kılıflar altında sistemin içine sızabilecek yabancı etkilere karşı her zamankinden daha uyanık ve tedbirli olması, Türk dünyasının ortak geleceği açısından en büyük temennimizdir. Bu süreçte Türkiye ve Azerbaycan'ın sarsılmaz kardeşliğine ve milli şuuruna yaslanmak, dışarıdan gelebilecek her türlü stratejik ve kültürel müdahaleyi bertaraf etmenin yegâne yoludur. Türk birliğinin ve Turan'ın aydınlık yarınları; iki kardeş ülkenin birbirine daha sıkı kenetlenmesi, ortak değerlerini koruması ve bu tarihi sorumluluğu omuz omuza taşımasıyla şekillenecektir. HaberNOT: Yazıma Azerbaycanlı yazar Sona İsmayilova'dan cevabı bir yazı geldi o yazıda yarına..

 

Yazarın Diğer Yazıları