Muharrem Günay

KIZILELMA 2 KİTABI HAKKINDA (2)

Muharrem Günay

HEDEFİMİZ: ADALETİN HÂKİM OLDUĞU
KAN VE GÖZYAŞININ AKMADIĞI BİR DÜNYA KURMAKTIR
Eski Türkler gibi, Osmanlı Hakanlarının da fetih gayelerinin ülkeler ve topraklar fethetmek olmayıp, cihâna nizam vermek, dünya barışını tesis etmek gibi yüce fikir ve düşüncelerden kaynaklandığına dikkat çeken İsmail Hâmi Danişmend Bey, bu duruma şöyle dikkat çeker:
“Eski Türk halkının Kızılelma dediği ve azamet devrinde o halkın maneviyatını idare eden ulemanın da sulh zamanlarında bile “Dar-ül Harb” ve “Dar-ül Cihad” isimleriyle andığı uzak-yakın şark ve garp ülkelerinin millî ideal sınırlarına girmesi gelişi güzel bir istila siyasetiyle değil, milletleri mahalli idarelerin üstünde umumi ve müşterek bir nizam altına almak fikriyle izah edilebilir” (Danişmend, 1966, s.127).
Danişmend’in “Müşretek bir nizam” dediği nizam; tarihimizde “Türk Cihan Hâkimiyeti”, “Nizâm-ı âlem” şeklinde tezahür etmiş olup, hedefi; kan ve gözyaşının akmadığı, adaletin hâkim kılındığı bir dünya kurmak ve dünya barışını tesis etmek düşüncesinden ibarettir.
Bizim “Cenâb-ı Hakk’ın Türk’e gösterdiği yer ve hedef” olarak nitelendirdiğimiz Kızılelma kavramı,Türk milleti tarafından ortak bir bilinçle oluşturulmuş; her dönemde Kızılelma’ya farklı anlamlar yüklenmiş ve her dönemin de kendine göre bir Kızılelma’sı olmuştur. Oğuz kağan Destanı’ndan ve Orhun Âbideleri’nden anladığımıza göre, İslâmiyet öncesinde Türk’ün Kızılelma’sı “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünyayı fethetmek ve dünyaya Türk töresi ile nizam vermek ve barış getirmek” iken, İslâmi dönemlerle birlikte “Dünyaya Allah’ın dini ile nizam vermek “Nizâm-ı âlem” ve Allah’ın adını yüceltmek “İ’lây-ı kelimetullah için çalışmak” ve barış dini olan İslâm ile “Dünyayı barış yurdu haline getirmek” olmuştur.
Yükseliş dönemlerinde, bütün insanlığa nizam vermek (Nizâm-ı âlem ve Cihan hâkimiyeti ülküsü), Allah’ın adını yüceltmek (İ’lâ’yı kelimetullah) gibi büyük idealar ifade eden Kızılelma ülküsü, gerileme dönemlerinde sönmeye ve unutulmaya başlamıştır.
Yirminci yüzyılın başından itibaren Türkçü aydınlar, bu kavramı yeniden canlandırmaya ve Türk yükselişinin heyecan kaynağı olarak kullanmaya başladırlar. İmparatorluğun her gün bir parçasının koparılması, her gün yeni bir felaketin yaşanması, halktan önce aydınların moralini çökertmiş, kendilerine olan güvenlerini sarsmıştı. Yeni bir hamle başlatabilmenin ilk şartı, kendine ve milletinin gücüne olan güvenlerini yeniden kazanmak ve heyecan veren bir geleceğin kurulması için çalışmaktı. İmparatorluk geleneği içinde yetişmiş, cihangir bir millete mensup Osmanlı aydınlarının, yıkılış halinde de olsalar, küçük düşünmeleri, küçük şeylerden heyecan duymaları mümkün değildi. Kızılelma olarak Turan’ı seçtiler. Ziya Gökalp, bu imgeyi Turan Ülküsü ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmıştır.
Türkçülüğün önderlerinden Ziya Gökalp’in şiir ve yazılarında Kızılelma, Büyük Türk Birliği’ni ve nihâi hedef olarak da cihan hâkimiyetini simgeleyen bir ülküdür. Şöyle yazar: “Türk köylüsü Kızılelma’yı tahayyül ederken, gözünün önüne Türk ilhanlıkları (imparatorlukları) gelir. Gerçekten Turan mefkûresi mâzide bir hayal değil, gerçekti.”
Ülkülerin milletlere hız ve ilham veren dinamikler olduğuna inanan Gökalp ve arkadaşları, Türk birliğini böyle bir Kızılelma olarak kabul etmişlerdir.
Kızılelma yok mu? Şüphesiz vardır;
Fakat onun semti başka diyardır…
Zemini mefkûre, seması hayal,
Bir gün gerçek; fakat şimdilik masal…
Gökalp bir diğer şiirinde ise, her türlü zorluğa göğüs gererek Kızılelma’ya giden Türk’ü anlatır:
Demez taş, kaya
Yürürüz yaya!
Türküz, gideriz
Kızılelma’ya!

Yazarın Diğer Yazıları