Muharrem Günay

KIZILELMA ANADOLU VE MALAZGİRT ZAFERİ (1)

Muharrem Günay

Tuğrul Bey’in ölümü üzerine çocuğu olmadığı için yerine kardeşi Çağrı Bey’in oğlu Alparslan geçmiştir. Artık Türk’ün Kızılelması Anadolu’ yu vatan yapmak ve orada bir devlet kurmaktır. Alparslan kazandığı Malazgirt zaferi ile bu yolu açmış, Anadolu topraklarının Türk vatanı olmasını sağlamıştır.
Alparslan’ın Selçuklu tahtına oturduğu zaman Anadolu’da yaşayan halk perişan bir durumda olup, halkla birlikte Bizans askerleri de para ve yiyecek sıkıntısı çekmekte idi. Bizans’ın takip ettiği Ortadoks zihniyeti kavimleri, diğer mezhep ve dinleri yok etmek gayesi güdüyorlardı. Bizans İmparatoru Kotsan tin Dukas’ın ölümü (1067) üzerine yerine karısı Eudoxia geçmişti. Bizans iç karışıklıklar içinde idi.
Anadolu içlerine doğru Türk akınlarının her geçen gün arttığı bir dönemde bu karışıklıklara son vermek amacıyla Eudoxia Romen Diyojen ile evlendi. Romen Diyojen, 1068 yılında imparator ilan edildi.
Bizans tarihçisi Auguste Baılly, Romen Diyojenin Bizans hükümdarı oluşunu ve Malazgirt seferini şöyle anlatır:
Bu sırada Anadolu’da Türklerin istilası aralıksız devam ediyordu. Onlar da, bütün dünya hazinelerinin yığıldığı bu masal beldesinin rüyasını görmekte idiler. Romanos Dioyenios onları geri atmak istemiş ve kendisinin yönettiği bir sefer tertiplemişti. Bu sefer, Bizans ordusu için felaket olan ve imparatorun esir düşmesi ile nihayet bulan Malazgirt Meydan Savaşı (26 Ağustos 1071) ile sonuçlanmıştı. Bu, imparatorluğun hayatında bir dönüm noktası oluşturan tarihlerden biridir; en zengin ve en güçlü Anadolu eyaletleri bundan böyle Türklere ait bulunmakta idi. (Auguste Baılly, tarihsiz, c.II, s. 27)
Romen Diyojen, 1070-1071 kışında, büyük ordusunu hazırladı. O, Anadolu’yu Türklerden kurtarmaktan başka İslâm ülkelerini istila ve hatta Selçuk devletini de tahrip etmek maksadı ile Bizans tarihinin en büyük ordularından birini vücuda getirdi. Bu ordu Balkan vilayetlerinden, Bitinya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve Ermeni halkından başka Slav(Rus), Bulgar, Alman(Got), Frank, Ermeni, Gürcü, Hazar, Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden oluşuyordu. Bu ordunun miktarı 200.000 ile 600.000 arasında gösterilir. Bu ordunun, yine mübalağalı olmakla beraber, mancınıkçı, çarkçı, lağımcı, kazancı, arabacı vb. teknisyenlerinin de 100.000 kişi tuttuğu, kumandan ve subay sayısının 30.000, silah ve malzeme taşıyan arabaların 4.000 olduğu, altın, gümüş ve hazinelerinin ise sayısız bulunduğu yazılmaktadır. Hafif süvari kuvvetlerinden birisini teşkil eden Uz (Oğuz)’ların 15.000 kişi olduğu da rivayet edilmektedir. Ordunun büyüklüğünden mağrur olan olan imparator, zaferden emin olarak, yalnız Anadolu’yu kurtaracağına değil, İslâm ülkelerini de alacağına inanıyordu. Irak, Suriye, Horasan ve Rey valiliklerini bile kumandanlarına önceden vadediyordu Camiler yerine kiliseler yapmayı da hayal ettiği rivayet edilir.(Turan, 1993, s. 177)
İmparator 13 Mart 1071 günü Ayasofya’da yapılan dini törenden sonra ordusuyla birlikte yola çıkmıştır. Sultan Alparslan, Şam’a giderken, Bizans ordusunun Anadolu’da ilerleyip Erzurum’a ulaştığını öğrendi ve Diyarbakır üzerinden Ahlat’a yöneldi. Ahlat’da her ihtimale karşılık devletin birliğini korumak, diğer yerlerde çıkması muhtemel karışıklıkları önlemek ve gerektiğinde harp sahasına taze kuvvetler göndermek üzere veziri Nizamül Mülk’ü karısı ve çocuklarıyla birlikte Hamedan’a gönderdi.
Sultan, Ahlat’ta iken Bizans öncü kuvvetleri de Ahlat’a doğru ilerliyordu. Sanduk kumandasındaki Türk birliği bu öncü birlikleri tamamen yok etti. Önlerinde taşıdıkları büyük bir haç ele geçirildi ve bu haç halifeye gönderildi.
“İran Kisrası ve Bizans Kayseri (ikisi de) helak olacak ve onların hazineleri Müslümanların eline geçecek” diyerek, İran’ı ve Bizans’ı ümmetine hedef gösteren Sevgili Peygamberimizin Halifesi hemen harekete geçerek, Mekke, Medine, Kudüs ve Bağdat başta olmak üzere bütün İslâm ülkelerinde okunmak üzere bir dua hazırlamış ve bütün İslâm dünyasını Sultan Alparslan ve Türk ordusu için duaya çağırmıştır. Halife hazırladığı dua metninde şöyle diyordu:

Yazarın Diğer Yazıları