Kur’an-ı Kerim peygamberin kıyamet günü Allah’a şöyle şikâyette bulunacağını
söylüyor: “ve gâlerrasûlü yâ rabbi inne gavmittehazû hâzel gur’âne mehcûran” (Furkan 30) Peygamber diyecek ki: “Ey Rabbim benim halkım bu Kur’an’ı terketti.” (Furkan/ 30) Bu ayetin Kur’an’a kulak vermeyen, onunla alay eden Mekkeli kâfirlere hitaben indirildiği ifade ediliyor. Fakat Kur’an-ı Kerim’in esneklik ve genellik özellikleri dikkate alınınca bu ayette kastedilen mananın bütün zamanları ve insanları kapsadığı anlaşılır
Ayette geçen “Kur’an’ı Mehcur” tabiri “Terk Edilmiş, Bir Kenara Atılmış, Bırakılmış, Uzaklaşılmış Kur’an” demektir.
Biz Kur’an-I kerimi okumaya anlamaya ihtiyaç duymadan yatak odalarımızda karyolaların başına asarsak veya aksesuar niyetiyle misafir odalarımızdaki kitapların en üst rafına koyarsak bu yüce kitabı Kitâbı Mehcur/terk edilmiş kitrap haline getirmiş oluruz.
İşte “Kur’an-ı mehcur” demek, dönüp bakılmaya gerek duyulmayan, terkedilmiş, bir kenara atılmış, bir duvara asılmış Kur’an demektir.
Toplumumuzda “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” diye meşhur bir söz vardır. Bu sözler Kur’an’ın tarihteki serancamını adeta özetlemektedir. Nazil oldu, okundu, yazıldı… Fakat, nerede anlaşıldı? Nerede yaşandı? Diye soran ve düşünenimiz malesef yoktur.
Kur’an-ı yanık seslerimizle sadece mevlitlerde, düğün merasimlerinde sekeratta olanın başında, cenaze evlerinde, mezarlıklarda okur; Kur’an’ın sırtından geçinmeyi adet haline getirir, onu bir ticari meta haline getirirsek; Anlama ve Kur’an’a göre bir hayat yaşama gayreti içerisinde olmadan okur ve yazarsak Kur’an-ı mehcur hâle/ terk edilmiş hâle getirmiş oluruz.
Merhum Akif’in dediği gibi:
“İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlarda okunmak, ne fal bakmak için”
Ali Küçük yukarıdaki ayetin tefsirini şöyle yapıyor: Resul der ki: Ey Rabbim, muhakkak ki şu kavmim bu Kur’an’ı terk ettiler. Kavmim bu Kur’an’dan hicret ettiler. Kavmim bu Kuran’ı kendilerinden hicret ettirdiler. Kendileri değil, onu kendilerinden hicret ettirdiler. Bu Kur’an’ı sosyal hayatlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı mekteplerinden, hukuklarından, eğitimlerinden uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı aile hayatlarından, evlerinden, mutfaklarından, kazanma harcama anlayışlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak, metruk olarak, kendisine başvurulmaz olarak bıraktılar. Bu Kur’an’ı dikkate değer görmediler. Bu kitapla amel etmeyi terk ettiler. Hayatlarını bu kitaba göre yaşamaktan vaz geçtiler. Hayat problemlerini bu kitaba sormaz oldular. Bu kitabın önüne başkalarının kitaplarını, başkalarının yasalarını geçirdiler.(Ali Küçük, Besâir-ül Kur’an Tefsiri)
Her Müslüman bilecek ve inanacak ki; hayat kanunlarının kaynağı Kur’an’dır. Kanunlarınızın kaynağı Kur’an değilse karanlığınız çoğalıyor demektir. Kur’an kıyamete kadar insanlığın tüm sosyal, ahlaki, ekonomik, siyasi problemlerine tutarlı, kuşatıcı, ilahi çözümler sunan bir hayat kitabıdır. O bir hukuk kitabı, bir siyaset kitabı, iktisat, bilim, astronomi kitabı değildir. O bunların tümünü içerir ama farklıdır. Tüm hayata dönük olarak insanlığın daha mutlu, daha hür ve daha barışık bir hayat sürmelerinin yollarını gösteren bir hidayet rehberidir. O, karmakarışık olmuş değerler ve anlayışları yeni bir ölçüyle ele alan, bunların yanlış ve batıl olanlarını, doğru ve hak olandan ayıran bir kitaptır. Yani Furkan’dır (Al-i İmran Sûresi/4). O, Hakkın ölçüsüdür. Değer yargılarını, ölçüyü o koyar.
(Devamı Yarın)