Muharrem Günay

KUR'AN VE SÜNNET'EN AYRILMAYINIZ BÖLÜNMEYİNİZ

Muharrem Günay

Sevgili Peygamberimiz müslümanların fırkalar halinde bölünmemesinin gerektiğini belirtip; “Bölücülük yapan bizden değildir” buyurduktan sonra, kendi ümmetinin de 73 fırkaya ayrılacağını üzülerek haber vermişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) e göre bu fırkalardan sadece birisi “Fırki Naciye/Kurtulmuş Fırka” olacaktır. Peygamber Efendimiz, bu tehlikeden korunmak için müminlere, “Sünnetine” uymalarını ve “Cemaatten” ayrılmamalarını emir ve tavsiye etmişlerdir. Bunun içindir ki İslâm âlimleri Fırka-i Naciye’nin adını “Ehl-isünnet vel cemaat” olarak koymuşlardır.
Ehl-i sünnet hakkında Abdülaziz Debbağ hazretleri El-İbriz adlı eserinde şöyle der:
“Bir kul ehl-i sünnet ve’lcemaat akidesi üzere olmadıkça kendisine fetih yapılmaz. Bundan başkasının akidesi üzerine bulunan Allah’ın hiçbir veli kulu yoktur ve olamazda. Fetihten önce başka bir akide üzerinde bulunan varsa, fetihten sonra derhal tevbe etmesi ve Ehl-i sünnet akidesine dönmesi gerekir.” (Eşşeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri, El-İbriz, cilt 1, sayfa 57-58; Tercüme Celal Yıldırım, Demir Kitabevi yayınları, yayın no: 42, 1979, İstanbul)
Ehl-i Sünnet Mezhepleri, fıkhî ve itikâdî olarak ayrılmışlardır. Fıkhî Mezhepler: Hanefî, Şafî, Mâliki, Hanbelî, İtikat mezhebleri ise Matüridilik ve Eşarilik’tir.
Ehl-i sünnet’in îtikat (inanç ve iman) ile ilgili konularda yetkili büyük âlimleri ve imamları vardır. Bunlar Sevgili Peygamberimizin, Ashabın ve Tâbiîn’in yolunda yürümüşlerdir. İşte bu büyük âlim ve müctehidlerden biri İmâm Matüridî, diğeri de İmâm Eş’ari’dir.
İmâm Ebu Mansur Muhammed Matüridî, hicretin 280. Yılında doğmuş ve 333 yılında vefat etmiştir. Kendisi Hanefi mezhebinden olup bizim itikatta/inançta imamımızdır.
İmâm Ebu’l-Hasan Aliyyü’l-Eş’ari, hicretin 260 yılında Basra’da doğmuş, 324 yılında Bağdad’ da vefat etmiştir. Ebu’l-Hasan El-Eş’ari Şâfiî mezhebine bağlı idi.
İmâm Matüridi ve İmâm Eş’arî arasında esas bakımından ayrılık yoktur. Her ikiside Ashab ve Tabiîn yolunda gitmişlerdir. İkisi de hak üzeredir. Ancak ikinci derecede bulunan bazı konularda ayrı görüşleri vardır. Fakat bunların başlıcaları da, görünüşte ifade değişikliğinden başka bir şey değildir.
Bu gün Müslümanların büyük bir çoğunluğu itikat bakımından ya İmâm Matüridi’ye veya İmâm Eş’arî’ye bağlı bulunmaktadır. (Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 38)
Bunlardan imam-ı Eşari, imam-ı Şafi hazretlerinin talebe zincirinde; İmâm-ı Matüridi ise imam-ı A’zam hazretlerinin talebe zincirindedir.
-Müminlerin Tümü, Tek Bir İnsan, Tek Bir Vücut Gibidir-
Allah (c.c.) Kuran’ın birçok ayetinde müminlerin birbirlerinin velileri olduklarını bildirmektedir “Veli” kelimesinin anlamı, dost, arkadaş, yol gösterici, koruyucu, yardımcı ve destekçidir. Bu nedenle Kuran’da Tevbe suresi 71. Ayetin gereği olarak vicdan sahibi, güzel ahlaklı, dürüst ve samimi müminler birbirlerini desteklemeli, birbirlerine dost, yardımcı ve koruyucu olmalıdırlar. İlimdeki derinliği nedeniyle “Şeyh-i Ekber” (En Büyük Şeyh) olarak da anılmış olan büyük İslâm âlimi Muhyiddini Ârabi müminlerin birlik ve bütünlük içerisinde olmalarına ve cemaat şuuru içerisinde hareket etmelerine dikkat çekmiş ve bu durumu eserlerinde şöyle açıklamıştır:
“Allah’ın mümin kullarına selam vermek, yemek yedirmek işlerini görmek suretiyle muhabbet göstermelisin. Şunu da iyi bil ki, müminlerin tümü, tek bir insan, tek bir vücut gibidir. O vücuttan herhangi bir organ hastalanırsa diğerleri aynı acıyı ve ağrıyı çeker. Mümin de tıpkı böyledir, din kardeşine bir musibet geldiği zaman onu kendine gelmiş gibi kabul eder. Elemi ile elemlenir. Eğer bir mümin diğer müminlerin dertlerini paylaşmazsa, üzüntülerine ortak olmazsa, aralarında iman kardeşliği sağlanmamış olur. Çünkü Allah insan vücudundaki azalar gibi, müminler arasında bir yeknesaklık (hiç değişmeyen sürekli), kardeşlik tesis etmiştir. İşte bundan dolayıdır ki Allah Resûlü (s.a.v) o ünlü benzetmesini yapmış ve şöyle buyurmuştur: “Birbirlerini sevmelerinde, birbirlerine acımalarında, birbirlerini esirgemelerinde müminlerin hali, tıpkı bir vücut gibidir, o vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları o rahatsızlığı paylaşır ve uykusuz kalır.” Şunu da iyi bil ki, bir mümin, kardeşi ile çok olur. Mümin bilindiği gibi Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Bu özelliği müminler taşıdığında, aralarında bir kardeşlik bağı meydana gelir. Şu halde mümin, müminin kardeşidir. Onu ne düşmana teslim eder ne aldatır ne de başarısızlığına çalışır. Kim Allah’a tam inanmış ise,-Allah’ın mümin olması dolayısıyla– onu, her işi, sözü ve halinde doğrular. İşte bu bir ismettir. (Muhyiddin İbn-i A’râbi, Fütühat-ı Mekki’den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, sf. 78–79, Pamuk yayıncılık)
Muhyiddin-i Ârâbî’ nin de hatırlattığı gibi birlik, beraberlik, dayanışma, dostluk, fedakârlık, yardımlaşma, gözetip kollama ve benzeri özellikler İslâm ahlakının temelini oluşturan güzelliklerdendir. Namazın hedefinde de kötü huy ve alışkanlıklardan uzaklaşmış, cemaat şuuru ve İslâm kardeşliği etrafında kenetlenmiş bir İslâm toplumu vardır. Bu bakımdan cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli görülmüş ve Kur’an’da sık sık “EGIMISSALAT” namazı ikame edin emri ile namazın cemaat halinde kılınması gereken bir ibadet olduğuna dikkat çekilmiştir. Namaz kılındığı halde sosyal hayata hâkim olmuyor ve toplum başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerle ıslah olmuyorsa o toplumda namazın ikamesinden söz etmek doğru olmaz. Ahlaken yozlaşmış, birlik, beraberlik ve dayanışma ruhundan uzaklaşmış bir toplumda namaz sadece kılınmış; Fakat ikame edilmemiş olur.
Bir toplum düşünelim ki, Müminlerin hepsi beş vakit namazı mescitlerde, camilerde, namazgâhlarda eda etsinler, fakat o toplumda birlik ve dayanışma, yardımlaşma duyguları oluşmasın, ayılığa ve tefrikaya düşüp bölük bölük, fırka fırka olsunlar böyle bir toplumda namazın ikâme edilmiş olmasından söz edilemez. Toplu olarak eda edilen namazlar toplumu ahlaken islah etmemiş, hayata İslam ahlakı hâkim olmamışsa yine böyle bir toplumda namazın ikamesinden söz etmek mümkün değildir.

Yazarın Diğer Yazıları