Muharrem Günay

MÜ’MİN NASIL OLMALI? (1)

Muharrem Günay

İslâm, “teslim olma, kurtuluşa erme ve müsâleme” anlamlarına gelir ve bu üç mânası ile ifade ettiği dinin üç temel özelliğini anlatır. Bunlar içinde doğrudan ahlâkı ilgilendireni ise “müsâleme” anlamıdır. İslâm ile aynı kökten olan müsâleme, “çatışma ve zıtlaşmayı ortadan kaldırarak uyuşmak, barışmak, anlaşmak, birbirinden emin olmak, dostça münasebetler kurmak” demektir.
Yüce Allâh’ın güzel isimlerinden biri, barış anlamına gelen “selâm”dır. Kur’ân-ı Kerîm’de barış anlamına gelen “silm” ve “selâm” kelimelerine birçok ayet-i kerîmede yer verilmiş, barış İslam’ın temel esaslarından biri; İslâm dini de barış dini olarak sayılmıştır. Kur’an-ı kerime göre Yüce Allah barış ve güven verendir. “O, öyle bir Allâh’tır ki, ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten çok uzaktır, barış ve güven verendir” (Haşr, 56/23).
Yüce Dinimizin adı olan İslam ve bizim adımız olan Müslüman kelimeleri Allah’ın en güzel isimlerinden birisi olan es-Selam isminden türemişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre; bize Müslüman adını veren Yüce Rabbimizdir. Hac suresi 78. Ayete göre: “…huve semmâkumu-l muslimîne : önceki kitaplarda da, Kur’an’da da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi” (Hac suresi 78).
Hal böyle olunca, İslam barış dini, Müslüman da barışa giren, çevresi ile dostça ilişkiler kuran, herkesle hoş geçinen insan demektir. Sevgili Peygamberimiz Müslümanı : “Men selimel müslimûne min lisanihi ve yedihi/Müslüman Müslümanın elinden ve dilinden salim/selamette barışta/güvende olduğu insandır” şeklinde tarif etmiştir.
Allah’ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Müheymin; gözetip koruyan, korkulardan emin kılan, muhafaza eden; “El Mü’min”, dostlarını azaptan, kullarını zulümden emin kılan, güven veren demektir. Müslümanın bir adı da Mü’min olduğuna göre, Mü’min, çevresine, güven veren, her hususta kendisine güvenilen, insanları, diğer canlıları ve doğayı koruyup, gözeten insan demektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz” buyurdular. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, kim mümin olamaz?” diye soruldu: “Zulüm ve şerrinden komşusu güven içerisinde olmayan kimse” diye cevap verdiler.”
Bir başka hadisi şerifte ise:
“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz” (Kenzul-Ummal, h. No: 8436)buyurmuştur. Öyleyse kelime olarak Müslüman/Mü’min çevresine barış, huzur ve güven veren insan demektir.
İslâm ile aynı kökten olan müsâleme, “çatışma ve zıtlaşmayı ortadan kaldırarak uyuşmak, anlaşmak, barışa girmek, birbirinden emin olmak, dostça münasebetler kurmak” demektir ve bu anlamıyla hilim kavramıyla aynı mânayı ifade eder. Nitekim İslâm ile aynı kökten olan selâm kelimesi, Furkan sûresinin 63. âyetinde, İslâm’ın bir müsâleme (barış ve dostluk) dini olduğunu ifade edecek tarzda kullanılmıştır. (Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler (Furkan/63).
Buna göre İslâm’ı kabul eden ve Müslim veya Mü’min adını taşıyan kimse, cemiyetin diğer fertleri ile anlaşıp uyuşan, çevresine huzur ve güven veren, onlarla barış içinde yaşayan, kendisine her konuda güvenilen kişi demektir.
Mü’min ile Müslüman Arasındaki Fark
İmamı Mâturîdi’ye göre, iman ve İslam sözlükte farklı anlamlara gelse de terim olarak aynı anlamdadır. Çünkü iman, Allah’ın varlığına, birliğine eşi ve benzerinin olmadığına, her şeyin O’nun dilemesi ve yaratmasıyla var olduğuna inanmak; İslam ise, Allah’a hiç kimseyi ortak koşmaksızın tamamen O’na teslim olmaktır. (Mâturîdi, Te’vîlât, 1/245-256, IV/ 549; Kitabu’t-Tevhid, 632-642) Bu sebeple, bunlardan birisinin bulunması, diğerinin de bulunmasını gerektirir. Bir kimse, Mümin ise aynı zamanda Müslimdir; eğer Müslim ise, yine aynı zamanda Mümindir. O, iman ve İslam’ı tıpkı “insan”, “âdemoğlu”, “kişi” ya da “filan” kelimelerinde olduğu gibi eşanlamlı kelimeler olarak görür (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 634).
Bunun yanında Mümin kavramına Müslüman kavramına nazaran daha derin mana vermek gerekir, Mümin imanını dil ile itirafın yanında kalb ile tasdik ve bu tasdikini amelle süsleyen, yani davranışlarına yansıtan müttakî kişi manasına gelir. Bu görüşümüze kaynak olarak başta Hucurat suresi 14. Ayeti ve bu ayetin inmesine sebep olan olayı aşağıdaki ayetleri delil olarak gösterebiliriz.
Medine döneminde İslam’a girip Müslüman oldukları gerekçesi ile Peygamber Efendimizden maddi yardım talep eden bir kabile mensuplarının bu talepleri üzerine Hucurat suresi 14. Ayet nâzil olmuştur bu ayette Cenâbı Hakk şöyle buyurmaktadır:
“Çöldeki (bedevî) Araplar (gelip): “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz (gönülden) iman etmediniz. (Fakat:) ‘Müslüman olduk/teslim olduk’ deyin. Henüz iman kalplerinize (tam) girmedi. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne (tam) itaat ederseniz (imanınız sahih ve kâmil olur); O’da amelleriniz(in sevabın)dan hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir” (Hucurat 49/14.)
“(Gerçek anlamda) Müminler, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir). Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.(Enfal 8/2) “İşte bunlar gerçek Mü’minlerdir. Rableri katında onlara hem dereceler, hem bağışlanma, hem de tükenmez/bol rızık vardır.(Enfal 8/4)

Yazarın Diğer Yazıları