Affetmek, bağışlamak, insanları hoş görmek ve intikam duyguları taşımamak; bunların hepsi insanlar arasındaki ilişkileri güzelleştirir. Kalpler arasındaki yakınlaşmayı sağlar. Bunları yapabilenler de iyilik sahibi muhsinlerdir. Takva ehli Yunusun ifadesiyle:
“Elif okuduk ötürü, pazareyledik götürü; Yaradılmışı hoş gördük yaradandan ötürü” düşüncesi ile hareket ederler ve insanları hoş görürler.
Allah affedenlerin en yücesidir. Müttakîler, Allah’ın affedici oluşunu örnek alırlar: “Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, gücü yetendir.” (Nûr: 24/22.)
“Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu hâlde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Bakara: 2/237.)
Cenâbı Hakk Kur’an-ı kerim’de peygamber efendimize şöyle emretmiştir:
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslâm’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Âl-i İmran: 3/134.)
İnsanlarla ilişkilerde öncelikle hoşgörü ve kolaylık tarafı gözetilmeli. Nefislere zor gelecek, zorluk verecek şeyleri istememek, şiddet ve zorluk taraftarı olmamak gerekir. Ayrıca affedici olmak, eksiklere, kusurlara bakmamak takvaya daha uygundur. (Hüseyin K. Ece, Takva Bilinci, Denge Yayınları: 187-188.)
İnsanları, affetmek Allah’ın kanununu çiğneme hususunda değil insanın kendi şahsına karşı yapılmış bir hatayı affetmektir. Yoksa Allah’ın dini hususunda müsamaha olmaz.
Rasulullah (s.a.s.)’ın hayatında bunu bariz bir şekilde görmekteyiz. Mesela had gerektiren bir hırsızlık hususunda “Kızım Fatıma dahi olsa elini keserim” deyince Rasulullah (s.a.s) kendi şahsıyla ilgili bir husus olan zehirleme teşebbüsünde bulunan bir kadını affetmiştir. Bunun örnekleri Peygamber (s.a.s)’in hayatında sıkça rastlanır. ‘
Onlar Günahlardan Derhal Mağfiret Dilerler
“Mü’min günahını üzerine (devriliverecekmiş gibi) duran bir dağ gibi görür (o dağın) üzerine devrilmesinden korkar. Fâcir günahkâr ise günahını burnunun üzerinde duran ve (elini kaldım/erince kaçan) bir sinek gibi görür.” (Buharî Daâvât)
“(O muttakiler) çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı anarak hemen günahları için mağfiret dileyenlerdir. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir?” Muttakilerin en önemli vasıflarından biri de Allah’tan istiğfar dilemektir. Bu vasıf kişinin Allah’ı unutmadığını, devamlı Allah’ın murakebesi altında bulunduğunu hissettiğini, bu dinin sahibi Allah (c.c.)’dan gerçekten ittika ettiğini gösterir. Eğer bir kişi günahlarının bağışlanmasını kendini yaratan Allah’dan istemiyor ve O’na niyazda bulunmuyorsa O müttakî değildir.
Cenabı Allah bir başka ayet-i kerimede muttakilerin vasfını şöyle belirtiyor: “Takvaya erenler, şeytan tarafından bir arızaya uğratılınca (Allah’ı) hatırlar, anarlar ve hemen gerçeği görürler” (el-Araf, 7/201).
“Ey Rabbımız, biz iman ettik, bizim günahlarımızı yarlığa ve bizi o (cehennem) ateşinin azabından koru “diyenler, sabredenler, sadıklar (Allah’a) boyun eğenler, infak edenler ve seherlerde Allah’tan mağfiret isteyenlerdir” (Âli İmran, 3/16-17).