Muharrem Günay

TAKVA YAZILARI (12) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

20 Ekim 2011 Perşembe 03:00:00
  TAKVA SAHİPLERİ BENLİĞİNİ VE RUHUNU ALLAH’A TESLİM EDERLER
Habibim o ümmîlere ve kitap sahiplerine de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar biz hepimiz, vücudumuzu, benliğimizi, ruhumuzu Allah’a teslim ettik. Bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir. Öyleyse bundan 14 asır evvel bütün sahâbe, bu takvayı yaşamışlardır. Onlar muhsinler olarak değerlendirilmektedirler. Allahû Tealâ: “O takva sahipleri ki, onlar bollukta da, darlıkta da infâk ederler. Yani, nefslerinin afetleri onları sıkıştırır ama onlar muhakkak infâk ederler ve öfkelerini yutarlar. Yaptıkları hatalardan sonra insanları affederler. Allah muhsinleri sever.” diyor. Allahû Tealâ onların muhsin olduğunu söylüyor. Bütün sahâbe muhsin olmak şerefine ermişlerdir. Muhsinler takvası vücudun Allah’a teslimidir ve Al-i İmran-133 ve 134’de anlatılmaktadır:
“Rabbinizin bağısına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” (3/Ali İmran-133.)
“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (3/Ali İmran–134)
“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, isledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (3/Ali İmran-135)
“İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!” (3/Ali İmran–136)
Bundan sonra ne olacaktır? Bundan sonra kişi, zikrini arttıracaktır ve daimî zikre ulaşacaktır. Daimî zikre ulaşan kişi ulûl’elbab’tır. Allahû Tealâ Al-i İmran Suresinin 191. âyet-i kerimesinde, ulûl’elbab’ın vasıflarını veriyor:
“Ellezîne yezkurûnallâhe gıyâmen ve guûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halgıs semâvâti vel arD(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâTılâ(bâtılan), subhâneke fegınâ azâben nâr(nârı). (3/Âli İmrân-191)O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.” (3/Âli İmrân-191)
Ulûl’elbab için ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek, her dem Allah ile beraber olmak söz konusudur. Ulûl’elbab’ın temel fonksiyonu ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek suretiyle Allah’ın katında takva sahibi olmaktır. Bu takva, fizik vücudun tesliminden sonraki, nefsin teslimini ifade eden bir ifadedir. Takvanın ileri bir kademesidir. Bütün sahâbe ulûl’elbab olmuşlar mıdır? Zumer Suresinin 18. âyet-i kerimesi bütün sahâbenin ulûl’elbab olduğunu söylüyor:
“Ellezîne yestemiûnel gavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). (39/Zumer-18)“Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri). (39/Zumer-18)“
Yunusun “Beni bende araman ben bende değilem; bir ben vardır bende benden içeri” demesi de buna işarettir.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
“İnnallâhe meallezînettekav vellezîne hum muhsinûn(muhsinûne).” (16/Nahl–128)““Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, muhsinlerdir. (16/Nahl–128)“

Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.

Yazarın Diğer Yazıları