Tarih, emperyalist hırsların ve kirli işgallerin bilançosunu yazarken insanı birer istatistikten ibaret görür. Oysa ifade edilen her bir sayı; yıkılan bir yuvayı, çiğnenen bir iffeti ve katledilen masum bir canı temsil etmektedir. Bugün dünyanın dört bir yanındaki çatışma haritasına bakıldığında, bu kanlı ve insanlık dışı olayların yaşandığı ana sahnenin özellikle Türk ve İslam coğrafyası olduğu açıkça görülmektedir. Bilhassa ABD, İsrail, İran, Esed rejimi, Çin, Sırplar ve Ermeniler tarafından işlenen insanlık suçlarının korkunç boyutları, bu mazlum topraklarda tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir.
ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından yaşanan vahşet, tarihin en karanlık sayfalarından biridir. İşgal sürecinde milyonlarca kadına tecavüz edilmiş, yüz binlerce nesebi gayrı sahih çocuk dünyaya gelmiştir. İffetleri çiğnenen Iraklı kadınların çaresizlik içinde İslâm âlimlerinden toplu intihar için fetva istediği hafızalara kazınmıştır. Bu süreçte Blackwater ve Stratfor gibi karanlık yapıların, bakire olmak şartıyla 16-20 yaş aralığındaki yaklaşık 35.000 genç kızı Irak’tan kaçırarak ABD’nin dünyadaki diğer üslerinde bulunan askerlerin kullanımına sunduğu gerçeği, işgal zihniyetinin ulaştığı aşağılık boyutu göstermektedir. Aynı ABD’nin Afganistan işgalinde ise yüz binlerce masum insan acımasızca katledilmiş, on binlerce çocuk kaçırılarak organ tüccarlarına satılmıştır. Tecavüze uğrayan kadınların bir kısmı yaşadığı ağır travmayla intihar etmiş, bir kısmı ise töre ve gelenek baskısıyla kurban edilmiştir.
Suriye sahasında İran ve Esed rejiminin ortaklaşa gerçekleştirdiği katliamlarda 2,6 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Yerin yedi kat altına inşa edilen işkence şehirlerinde ve zindanlarda binlerce kadın tecavüze uğrayıp doğum yapmak zorunda kalmış; savaş bittiğinde ilk kez gün ışığını gören 10 yaşındaki çocuklar bu cezaevlerinde dünyaya gözlerini açmıştır. Yemen’de ise Husi milisler tarafından ve yaşanan çatışmalar nedeniyle 400 bine yakın Müslümanı katletmiştir. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırımda yaklaşık 700.000 insan acımasızca katledilirken; Gazze ve Batı Şeria’da Yahudi işgalciler sadece kadınlara değil, tutsak edilen erkeklere de tecavüz ederek ağır insanlık suçları işlemeye devam etmektedir. Bu vahşet zincirine; Sırpların Bosna’da ve Srebrenitsa’da Müslümanlara uyguladığı toplu katliamlar, Ermenilerin Karabağ’da ve Halepçe’de katlettiği binlerce Türk ve Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı sistematik Doğu Türkistan zulmü eklendiğinde tablo tamamlanmaktadır.
Rakamların ve belgelerin gösterdiği bu acı hakikat ortadadır: Bugün dünyada kanı akıtılan, işkence gören, çocukları çalınan, toprakları yağmalanan ve namusları kirletilen kitlelerin kahir ekseriyeti Türk ve Müslüman’dır. Katliamın ve soykırımın ana hedefi Türk-İslam coğrafyasıdır.
Akan Kanı Durdurmak İçin Ne Yapmak Gerekir
Peki, bu Türk ve İslam coğrafyasında akan kanı durdurmak için ne yapmak lazımdır? Yıllardır gözlerimizin önünde cereyan eden bu vahşeti engellemek adına Batılı güçlerden, çifte standartlı uluslararası kurumlardan medet beklemek aklın alacağı bir iş değildir. Kendi refahını ve çıkarını Doğu’nun kanı üzerine kuran zihniyetten merhamet dilenmek, felaketi derinleştirmekten başka bir işe yaramamıştır.
Çözüm; Türk ve İslam coğrafyasındaki akan kanı durdurmanın yegâne yolu, Türk ve İslam devletlerinin kenetlenmesidir. Bunun için atılması gereken adımlar nettir:
- İhtilaflara Son Vermek: Siyasi, mezhebî ve bölgesel tüm ayrılıklar derhal bir kenara bırakılmalıdır.
- Birlik Ruhunu Yaymak: Mekke Anlaşması’ndaki kardeşlik anlayışı ile Türk Devletleri Teşkilatı’nın vizyonu tüm coğrafyada hâkim kılınmalıdır.
- Ortak Güç Oluşturmak: Savunma, ekonomi ve diplomasi alanlarında tek bir akılla ve ortaklaşa hareket edilmelidir.
- Masumları ve Barışı Korumak: Bölgesel ve küresel barışın tek güvencesi, Türk ve İslam Dünyasının birliğidir.
Unutmayalım ki Allah’ın rahmeti bir ve beraber olanların üzerine yağar.