Muharrem Günay

TÜRK'ÜN KIZILELMASI, ANADOLU'YU VATAN TUTMAK VE ORADA DEVLET KURMAKTIR

Muharrem Günay

Dandanakan Savaşı’ndan (1040) sonra muzaffer olan Tuğrul Bey, kendisinin Oğuzhan neslinin devamı olduğunu belirterek İslam dünyasının hâkimiyetinin kendilerine ait olduğunu bütün dünyaya ilan ediyor ve Türk hâkimiyet alâmeti olarak bilinen ok ve yaydan müteşekkil tuğrasını, fermanların altına koyuyordu. Tuğrul Bey’in Kızılelması Batıdadır. O’nun hedefi Anadolu’ya ulaşmaktır. Bunun için Anadolu taraflarına akınlar ve göçler başlar. İslam memleketleri bundan çekinir ve bu endişelerini Tuğrul Bey’e ulaştırırlar. Tuğrul Bey herkese şu cevabı verir; “Benim milletim pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmiyor.” Çeşitli coğrafyalarda dağınık hâlde yaşayan Türk boylarını bir araya toplayan Tuğrul Bey muhteşem bir devlet kurdu ve Müslüman Türklere dünya hâkimiyetinin yolunu, yeni bir medeniyet kapısı, İslâm âlemine de kurtuluş ve nizam yolunun açılmasını sağladı. Fahreddin Curcâninin ifadesiyle; “Sultan Tuğrul Bey, şarktan güneş gibi doğup Turan’dan İran’a geldi.”
Sultan Alparslan’ın saltanat dönemi Türk tarihinin en parlak dönemlerinden biridir. Alp Arslan, önce Türkistan, Kafkas, Sırderya Boyları, Akdeniz sahilleri, bu çevrede yaşayan ve hüküm süren birçok emir, melik, yabgu ve hükümdarlar ile Karahanlı hükümdarlarını kendi tabiiyetine alarak önce Türk birliğini sağladı. Türk birliğini sağlayan Alp Arslan, Türk ve İslam dünyası için tehlike arz eden İstanbul ve Suriye’yi hedef aldı. Suriye’yi Fatımî hâkimiyetinden kurtardıktan hutbe Alp Arslan adına okutulur oldu. Daha sonra Bizans’a yönelen Büyük Komutan, Buharalı İmam Ebu Cafer Muhammed’in “Ey Sultan! Sen Allah’ın başka dinlere zafer vaad eylediği İslamiyet uğrunda cihad yapıyorsun. Bütün Müslümanlar minberlerde sana dua eylediği Cuma günü savaşa giriş. Ben, Tanrı’nın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.” Muştusu ve Halife Kaim Biemrillah’ın “Büyük Sultan, Dinin Işığı ve Müslümanların bereketi” sıfatlarıyla adına hutbe okutması, (Özdemir 2008: 318) bir zaferin habercisi olarak hem Türklere yeni bir vatanın kapısını, hem de yeni bir hedefi, Kızılelma’yı işâret etmektedir (Çetin, Türkiz,2014, s.63).
Burada Türk’ün Kızılelması, Anadolu’yu vatan tutmak ve orada devlet kurmaktır. Alparslan, kazandığı Malazgirt Zaferi ile bu ideali başlatmış, Anadolu topraklarının Türkiye olarak vatanlaşmasını sağlamıştır. Türk devletinin kuruluşunu hazırlamış ve onun doğuşuna sebep olmuştur. Bu sebeple gerek tarihî dönemlerde gerekse bugün ne Alp Arslan ne de Malazgirt unutulmuştur. Senaî’nin (1071-1140) bir kasidesinde geçen;
“Göklere yükselen Alp Arslan’ın başını gördüm
Merve gel ve onun toprak olmuş tenine bak” mısraları, Yahya Kemal’de;
“İklim-i Rûmu tutdu cihangir savleti Tarih o işde gördü sir savleti Titretti arş u ferşi Malazgird önündeki” mısralarıyla günümüze kadar yaşamaya devam etmiştir. Bu yaşayış sadece Alparslan değil, Alparslan’ın ideali, fikir dünyası ve Türkün Kızılelması’dır (Çetin, Türkiz,2014, s.64). İslâmiyet’in Oğuzlar ve Karluklar arasında yayılması, doğurduğu sonuçlar açısından tarihte çok önemli bir yer işgal eder. Selçuklu ve Osmanlı devleti Oğuzlar, Karahanlılar devleti ise Karluklar tarafından kurulmuştur.

Yazarın Diğer Yazıları