Muharrem Günay

ÜLKÜLER DEVLET TARAFINDAN AÇIKLANMAZ MİLLETÇE YAŞANIR

Muharrem Günay

Atatürk, Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına ve Turan idealine inanan Atatürk, Sovyetlerin bir gün mutlaka dağılacağını biliyor ve o güne hazırlıklı olmanın gereğine inanıyordu. Bu konu ile ilgili olarak kendisine sorulan soruya verdiği cevap tarihimiz ve devletimizin takip edeceği derin siyaset açısından çok önemlidir. Nitekim 1933 yılının 29 Ekim’inde Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir genç doktorun sorusu üstüne bu fikri – saklanması kaydı ile- açıklamıştır!
“Ülküler, devlet tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken, gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, Ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız. Ben, Devlet Başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.
Dr. Zeki’ye “Siz şöyle bu tarafa geçin “dedi ve salona sorup:
Başka konuşmak isteyen var mı?
Az önceki içkili, uzun boylu vatandaş, bir yerlerden ortaya çıkmayı becerdi. Olabildiğince derlenmiş, toparlanmıştı ama yine de dili hafifçe sürçmekteydi:
-Paşam, benim büyük Paşam!
Atatürk gülerek elini kaldırdı:
-Anladım deminki önerini yeniden oya koymamı isteyeceksin! Tamam. Şimdi sırasıdır. Önerini arkadaşların da kabul ettiler. Cumhuriyetimiz kutlu olsun hanımlar, beyler!
Atatürk, salonu dolduran alkışlar arasında kalktı; Dr. Zeki’yi de yanına alarak Genel Müdür Odası’na geçti. Oturdular. Atatürk’ün arkasında, duvarda bir Türkiye haritası vardı. Karşısında oturan Dr. Zeki’ye:
-Benim arkamdaki haritayı görüyor musun? Dedi
-Evet Paşam.
-O haritada, Türkiye’nin üstüne abanmış bir blok var; Onu da görüyor musun?
-Evet, görüyorum, Paşa hazretleri.
-Hah, işte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu için, ben konuşamam!
-Düşün bir kere… Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün, bunlar vardılar… Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa’yı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey, sür-git değildir. Bugün, “ölümsüz “gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar.
Bugün Dostumuz, Ama Yarın
Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir… Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün, elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler… Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir!
İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir!
Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız!
“Hazır olmak “yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır… Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprüleri sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; bizim onlara yaklaşmamız gerekli.
Bunları kim yapacak?
Elbette biz! Nasıl yapacağız?
İşte görüyorsunuz, “Dil Encümenleri “, “Tarih Encümenleri “kuruluyor.
Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, Tarihimiz ortak payda haline getirmeğe çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda; tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimimiz olması gerekli… Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi, Orta Asya’dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli…
İşte bunu sağlamak için de “Türkiyat Enstitüsü’nü kurduk kültürlerimizi, bütünleştirmeğe çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.
İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; Paşanın işi yok! dil ile tarih ile uğraşmaya başladı diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın! Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum.
Bu yaptıklarımız hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum. Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran; çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler, konuşulmaz, yaşanır! Olay; İhsan Sabri Çağlayangil’den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır (Bozdağ, 1975, s.11-12, Bozdağ, 1998, s.30-32, Koç, Y ve Koç, A, 2005, s.51-52).
Yine Atatürk, 1933’te Amerikalı bir generalle yaptığı mülakatta; “Allah nasip ve ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dâhil, Batı Trakya’yı Türk hudutlarına katacağım” demiştir. (Koç, A, Koç, Y. 2005, s.13) Batı Trakya’nın Misak-ı Milli’nin sınırları dışında kalmasına rıza göstermeyen Mustafa Kemal, 1936’da Yunan başbakanı Metaksas ile konuşurken; “biz Batı Trakya Türklüğü’nü Lozan’la kıymetli bir emanet olarak size bıraktık. Onların rahat ve huzuru Yunan hükümetinin garantisi altındadır. Bu itinanın gevşememesi için Türkiye’deki Rumların huzur ve rahatı gibi elimizde bir teminat vardır” diyerek, onlara gelecek en küçük bir zararı, Türkiye’deki Rumlardan çıkarabileceğini hatırlatıyordu (Gömeç, S.Y. 2011).
Atatürk, nasıl ki Türk istiklalini ve Türkiye cumhuriyetini ilelebet korumayı ve yaşatmayı Türk gençliğine kutsal bir emanet olarak bıraktı ise, yurtta ve dünyada barışın hâkim kılınmasını ve Türk Birliğinin kurulmasını da Türk gençliğine Kızılelma ülküsü olarak bırakmıştır. Türk gençliği bu yolda koşar adımlarla yürümeli, dünya barışına katkıda bulunacak olan Lider Türkiye’yi ve Türk Birliği’ni mutlaka kurmalıdır.
KAYNAKLAR:
Bozdağ, İ. (1975) Atatürk’ün Sofrası; İstanbul. Kervan yayınları
Bozdağ, İ. (1998 ) , Atatürk’ün Avrasya Devleti, Tekin Yayınevi
Koç, Yusuf ve Koç, Ali. (2005) Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Atatürk, ANKARA: Yaprak Ofset,
Sadettin Y. Gömeç, Türklük ve Turan Türk Yurdu: Temmuz 2011 – Yıl 100 – Sayı 287

Yazarın Diğer Yazıları