Sezer Küçükkurt

18 Mart

Sezer Küçükkurt

Birleşik Donanma İngiliz, Fransız ve Ruslardan oluşuyordu. 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı önünde, o zamana kadar benzeri görülmemiş bir yığınak yaptılar. Hedefleri bir kaç saatte boğazı geçip, beş çayını İstanbul’da Çırağan Sarayı önlerinde yudumlamaktı. Büyük şairimiz Mehmet Akif o günü şöyle anlatıyordu:

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi, 

Tepeden bir yol bulup geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı

Nerde- gösterdiği vahşetle- “bu bir Avrupalı”

Saat 10.05: Dünyanın o güne kadar görülmüş en büyük ve en ölümcül donanması ateş kusan toplarıyla Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki Türk tabyalarını bombalamaya başladı.
10.30’da Birleşik Donanma’nın dört büyük gemisi, Soğanlıdere ve Kilidbahir tabyalarına kilitlendi.

11.00’de Inflexibil adlı gemi, Çimenlik mevkiindeki tabyayı tüm şiddetiyle dövmeye başladı. Adeta kıyamet kopuyor, güllelerin tesirinden tepeler çukurlaşıyordu. Yine Mehmet Akif’in ifadeleriyle:

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Aynı saatlerde Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson isimli ölüm makinası gemiler, Kilitbahir tabyalarını susturmak için ateşini artırdı. Özellikle Baykuştepe ve Dardanos bataryaları bu gemilerin kıyamet atışlarıyla büyük zarar gördü. Kahraman Türk Ordusu sınırlı mühimmat ve asker sayısına rağmen, iman ve azimle destanlaşıyordu.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

Fransızların Goulies zırhlısı devre dışı kaldı. Mağrur düşmanın sarsılmaz zannettiği Inflexibil zırhlısının pruva çanaklığı tahrip oldu. Diğer dört zırhlı, Osmanlı topçusunun isabetli atışlarından yara aldı. İngiliz, Fransız, Rus ortaklığı boğazı vahşice zorlamaya devam ediyorlardı.

Saat 13.45: Birleşik Donanma taktik değiştirdi. Zarar görmüş ve yorgun düşmüş gemiler, arkadaki yedekleriyle yer değiştirdi ve planlandığı gibi kısa sürede boğazı geçmek için son hamle için tüm güçleriyle yüklenmeye başladılar.

13.55’de adeta kıyamet koptu. Osmanlı kara topçusu üzerinde yoğunlaşmış Birleşik Donanma dretnotları manevra yaparken, 10 gün önce Yüzbaşı İsmail Hakkı’nın Nusret gemisinden döktüğü mayınlara çarptı. Bir süre kimse ne olduğunu anlayamadı. Denizi kaplayan duman ve ardından köpüren dalgalar Fransız zırhlısı Bouvet’i 600 kişilik mürettebatıyla iki dakikada boğazın derin sularına gömdü. Artık kimin hangi tarafa ateş ettiği belli değildi.

Saat 15.35’te Ölüm kusan canavarlardan Irresistible; saat 15.37’de Ocean büyük hasarlar alıp birkaç saat içinde battılar.

Birleşik Donanma’nın mağrur amirali de Robeck’in kahraman olma ve kısa sürede İslam Başkenti’ne ulaşma hayyaleri alt-üst olmuştu. Artık mümkün olduğunca hızlı bir şekilde boğazdan uzaklaşmalıydı. İstanbul hayalleri yerini kaçış planlarına bırakırken Birleşik Donanmanın toparlanması bir kaç saat sürdü. Birleşik Donanma’nın kalan kısmı 18.30 civarında boğazı terk etmeye başladı.

Batı’nın hiç unutmadığı eşsiz kahramanlık ve amansız savunmanın özeti böyle.

Mehmetçik’in eşsiz destanına, Türk Milleti’nin ölüm-kalım mücadelesine tarihimizdeki şanlı sayfalardan birisi olarak bakmamamız gerekir. Çanakkale’deki destan o günkü teknolojinin ulaştığı bütün imkanları birleştirip bir milleti tarihten silme hevesine karşı yazılmıştır.

Çanakkeli’de uğradığımız saldırı, Türk Milleti’ni, insanlığın ve vicdanın sesini dar bir boğaza gömme çabasıdır.

Türk milletini yok etme, ortadan kaldırma amaçlı bu saldırı İslam’ı ve İslam topluluklarını esir almak isteyen haçlı zihniyetinin aleni olarak kalkıştığı onca teşebbüsten en zorlusudur.

110 yıl önce kazandığımız bu zafer, Türk Milleti’nin sıfır noktasından yeniden dirilişinin müjdesidir.

Çanakkale; mağrur ve ezici bir gücün karşısında inancın zaferi… Namusunu, dinini, değerlerini korumak isteyen masumiyetin zaferidir…  Esad Paşa, Cevad Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın ve adı bilinmeyen yüzbinlerce asker, kadın-erkek, anne-baba ve çocukların zaferidir. 

Vahşi Batı’da, nesilden nesile intikal eden intikam duygusunun tarihe gömüldüğü bir zaferdir Çanakkale. Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee, sıradan bir İngiliz kadını olan annesinden naklettiği; “Türkiye, Anadolu, çok güzel bir ülke ama Türkler oraya layık değil” sözleriyle Vahşi Batı’nın zihniyetini anlatmıştır aslında.

İmanı ve masumiyeti temsil eden 18 Mart, bizim için büyük bir zafer, büyük bir umut… Vahşi Batı için de asırlardır sürdürdükleri hain emellerin bir kez daha tarihe gömüldüğü bir gündür.

Tıpkı 30 Ağustos (Büyük Zafer) gibi, 20 Ekim (Sakarya Zaferi) gibi, 20 Temmuz (Kıbrıs), 15 Temmuz (hain darbe girişimi) gibi…

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi…

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

Yazarın Diğer Yazıları