Taşpınar Dergisi’nin eski sayılarından yaptığımız alıntıların beğeni topladığını, ilgi gördüğünü öğreniyoruz okurlarımızın sözlerinden. Bu nedenle fırsat buldukça bu alıntıları sürdürmek istiyoruz.
Taşpınar’ın 19 Şubat 1933 tarihli sayısında Afyon Lisesi’nin ünlü hocalarından Namdar Rahmi’nin imzası ile yayınlanan “Çekirge suyu. Haşereleri kıran kuş istilası” isimli yazısı oldukça ilgimizi çekti. Bugün binalarla, yollarla kaplı olan Afyonkarahisar’ın kırlarında dedelerimizin, akrabalarımızın çekirge avını anlatıyor Namdar Rahmi bu yazısında. Yazı şöyle (Yazım ve imlada aslına sadık kalınmıştır):
“Onsekiz yıl oluyor. Dünya savaşının kızıştığı sıralarda Anadolu’nun bazı yerlerinde olduğu gibi Afyon’a da bir afet akın etmişti. Zaman zaman gök yüzü kara bulutlarla örtülüyor, güneş görünmez oluyordu. Korku ve hayret arasında kalan halk arasında bu haber yayıldı: Çekirge akını.
Bu haşereler hemen tarlalara tohumlarını bırakmışlardı. İlk bahar gelince hemen mahalli bir seferberlik ilan edildi. Dükkanlar kapatıldı bütün şehir halkı kırlara çıktılar. Biz de talebemizle çekirge gazasına karıştık. Acı günlerin bile tatlı hatıraları oluyor. Ders odalarının sıkıcı havasından kurtuldukları için pek neşeli olan çocuklarımızla sabahtan akşama kadar kırların açık havasında, tarlalarda henüz harekete gelmiş olan çekirge yavrularını kırmakla uğraşıyorduk. Yorulduğumuz zaman bir mola vererek dinleniyor, marşlar söyleyerek, türküler çağırarak kırları şenlendiriyorduk. Her takım akşama kadar sayısız çekirge kırıyordu, fakat nüfusu bizim bildiğimiz rakamlarla ifade edilemiyen bu zararlı mahluklardan yine hemen bir şey eksilmemiş gibiydi. Nihayet o zamanın büyükleri en son tedbirlere baş vurmak zorunda kaldılar. Memleket şehlerinde, dervişlerinden bir heyet seçildi. Bunlar Mısırı Tekyesinden kalktılar bütün şehir halkı, resmi makamlar, mektepler… hepsi de dini merasimle bunları uğurladılar. Bu dervişler galiba Kırşehiri’ne gidecek oradan (Sığırcık suyu) getireceklerdi. Bu su gelince memlekete sığırcık kuşları akın edecek ve bu çekirgeleri kıracaktı.
Kuşlar bu suyun kokusunu almış olacaklar ki daha bizim dervişler gelmeden akın etmeğe başlamışlardı. Fakat bu, yine ortazaman an’anasının tesirine atfedildi. Gönderilen heyet, yine aynı merasimle, tekbirler, dualarla karşılandı.
Ben o zaman talebeme müspet fikirleri telkin etmek isterdim. Bir gün sınıfta bu an’ananın mucizesinin hikmetini soran çocuklara “sevki tabii” hakkında izahat verdim. Halbuki benim bu izahatım o gün mutat veçhile öğle namazını kıldırdıktan sonra talebeye bu vesile ile vaz ve nasihat yapan mektep müdürünün teolojik izahatına pek aykırı düşmüş idi.
Aradan 18 yıl geçti. O gün birlikte çekirge gazası yaptığımız çocuklar bugün aziz cumhuriyetin en nurlu ve en imanlı gençleri oldular. Memleketin irfan ve idaresini ellerinde tutu-yorlar.”
Merhum Namdar Rahmi Bey bu yazısını Fransızca’dan Türkçe’ye çevirdiği bir hikaye ile sürdürüyor.
Evet, yıllar önce Afyonkarahisar’ın kırlarını kaplayan çekirgeler, onları kovalayan Afyon halkı, dedelerimiz, ninelerimiz… O günün gençleri olarak çekirge “kıran” ceddimiz… Namdar Rahmi’nin anlattığı türküler, şarkılar eşliğinde kırlardaykenki sahneyi gözünüzde canlandırabiliyor musunuz?
Ya Mısri Camii’nden Kırşehir’e uğurlanan dervişleri, onların dönüşlerini… Okulda topluca öğle namazı kılan öğrencileri ve onlara vaz eden okul müdürünü… Onun aksine yaşananlara bi-limsel açıklamalar getirmeye çalışan öğretmen… Ve ardından çekirge peşinde koşan gençlerin büyüyüp, memleketlerine sahip çıkışları. Bugünkü Türkiye’nin emektarları…
Anlatan da, anlatılanlar da dünyadaki sıralarını savıp göçtüler. Kalanlar varsa sağlık, afiyet diliyoruz. Bugün kırlarda çekirge avına çıkılmasa da binlerce gencimiz okul sıralarında, yarının söz sahipleri olarak yetişiyorlar. 100 yıl öncesinin Türkiye’sinin gençlerinden çok ama çok daha şanslı olarak… Merhum Namdar Rahmi’nin satırları bunun ispatı değil mi?