Bugün Türk Milleti’ni ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden ay-yıldızlı al bayrakla derdi olan içerdeki ve dışardaki mihrakları daha sık görüyoruz ne yazık ki.
Yanlış politikalar ülke dışında bu şanlı bayrağa hadsiz el uzatmalara neden oluyor. Ülke içinde ise bayrakla hesabı olanların kimler olduğunu herkes biliyor.
Rahmetli babam, vefat ettiği güne kadar göğsünde ay-yıldızlı bayrağın rozetini taşımıştı. Vefatından sonra adet olduğu üzere elbiselerini dağıtırken bu rozeti yakasından özenle çıkarttık ve kutsal bir emanet gibi devraldık.
Bayrağımıza olan bu saldırılar, sarkıntılıklar oldukça aklımıza hep Kanuni Sultan Süleyman geliyor. Yanlış anlaşılmasın, “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki, haremden çıkmayan artis değil. Muhteşem Süleyman…
TRT’de, Tefsir Uzmanı Ahmet Tekin Bey anlatmıştı, Kanuni’nin, Şeyhülislam’ın verdiği fetva ile kaftanına Ay-Yıldızı işlemesini. Şöyle demişti:
“-Türk bayrağının Hilâli Allah’ın, Yıldız’ı da Hz. Muhammed’in remzidir. Ay-Yıldız, Kelime-i Şahadettir. Lâ ilahe İllallah, Muhammedün Resûlullah’tır.”
İşte şanlı al bayrağımızla hesabı olanlar, bu değerlerle, bu kutsallarla hesabı olanlardır. Kelime-i tevhid’in timsali olan ay yıldızın tarih boyunca atlattığı badireler göz önünde bulundurulduğunda insan bu günleri de atlatacağından emin oluyor. Ama yine de yaşadığı yıpranışa şahitlik de insanı yaralıyor. Geçmişte yanına haç eklemek isteyenleri denize döken ay yıldızın iradesi, bunun gibi nicelerini gördü geçirdi. İsteyen istediğini desin. Türk milletinin Bayrağı Kelime-i Şahadetin.. Mehmetçiği, İslam’ın son ordusunun temsilidir. Hani tarihimizle yüzleştiğimiz günlerdeyiz ya. Şeyh Sait’in idam sehpasına giderken “Hata yaptık, Mehdi’nin hurucunda da Türk milleti 300 bin kişilik ordusuyla İslâm’a hizmet edecektir” dediğini geçen yıl bir köşe yazısında okumuştuk. Bugünler de bu kaynakları da gündeme getirenler çıkar mı diye bekliyoruz.
1. Dünya Savaşı’nda Medine’nin şanlı müdafii Fahreddin Paşa’yı bilenler kadar bilmeyenler de vardır. Birinci Cihan Harbi’nde Osmanlı yenilmiş 30 Ekim 1918’de Mondros’u imzalamıştı. İşte Fahreddin Paşa, İstanbul’un “Medine’yi boşalt” emrine, “Ben Hz. Peygamber’in şehrini nasıl teslim ederim” diyerek karşı gelmiş, İngiliz haçlısına tam 72 gün daha direnmişti.. O direnişin her saati bin ömre bedeldi. İşte o Fahreddin Paşa gözyaşları içersinde yazdığı şiirinde şöyle anlatır ay yıldızı ve milletini:
Ne kanlar akıttık hep senin için,
O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz…
Gücümüz erişsin ve erişmesin,
Uğrunda her zaman dövüşeceğiz.
…
Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz,
Can verir, cânânı vermez Türkler.
Ebedi ha’dim’ül harameyniz,
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler.
Bir başka örneğe baktığımızda, bayrağı bile Kelime-i Şahadet olan bu milletin Müslüman ruhunda ne gibi etkileri olduğunu Nihat Genç’in bir yazısında şöyle okumuştuk:
“Nasrallah’ın manevi babası, Lübnan Hizbullah’ının büyük lideri Fadallah öldü, Allah rahmet eylesin. Kalabalık bir aydın grubuyla yedi yıl önce kendisini ziyaret ettik, bize uzun uzadıya felsefî ve siyasi bir değerlendirme sunmuştu, ortalık sakinleşirken sanki eksik kalmış bir cümleyi tamamlamak için bize doğru fısıldar gibi:
‘Türk ordusunun gölgesi yeter bize..’ demişti.”
Şeyhülislam Fetvası ile Kanuni’nin kaftanına işlediği Bayrağındaki Hilâl Allah’ı, Yıldız Hz. Muhammed’i, yani bu Bayrak Kelime-i Şahadeti simgeler. Aklı erenlere göre de “Gölgesi yeter”