Afyonkarahisar’ın yeni gelişen bölgesi: Uydukent… Uydukent bölgesi, Selçuklu, Osmangazi, Orhangazi, Ertuğrulgazi gibi mahallerimizden oluşuyor. Son dönemde en yoğun yapılaşmanın olduğu, şehrin en lüks konutlarının yapıldığı mahallesi Selçuklu Mahallesi.
Ne yazık ki şehir merkezinde eskiden beri süregelen alt yapı sorunları artık Uydukent Bölgesi’nde de yaşanıyor. Yüz yıllık geçmişi bulunan mahallelerimizde her yıl yolları kazıyoruz, alt yapı için paraları toprağa gömüyor, sonra üzerini kapatıyoruz. Ertesi sene, haydi sil baştan…
Hep konuşulur, tartışılır; altyapının bir daha bozulmayacak şekilde, hiç olmazsa 5-10 yıl müdahaleye gerek kalmayacak şekilde yapılması gerektiğiyle ilgili… Ama ne yazık ki çare bulunamaz. Şehrin eski mahallelerinde durum böyle iken, yeni yapılaşmanın olduğu yerlerde neden buna yönelik gerekli düzenlemeler yapılmamış, anlamak mümkün değil.
Tüm binaların bodrum katlarını, otoparklarını su basan, kanalizasyonun geri teptiği Uydukent bölgesinde yapılaşmanın şunun şurasında 20 yıllık geçmişi var. Özellikle son 5-10 yılda yapılaşma zirveye ulaştı. Ama ne yazık ki altyapıdaki sıkıntı 50 yıl öncesinin sıkıntılarıyla aynı. Binalar yapılırken bunun çaresi düşünülemez mi, planlama yapılırken bunlar öngörülemez mi?
Bu soruların cevaplarını hepimiz biliyoruz aslında. Buna rağmen şimdi Belediye’den alt yapı için çözüm bekliyoruz. Selçuklu mahallesi sakinleri bu sıkıntıların çözümü için yetkililerden yardım bekliyorlar. Belediye yöneticileri de çare için kara kara düşünüyorlardır herhalde…
Sorunun dibine insek, bu planlamaları kim yaptı, buraların altyapısı için neden tünel sistemleri düşünülmedi, gelecek için neden önlem alınmadı sorularını kime yöneltmek gerekir acaba?
***
Bakın savaş ortamı geldiği bu günlerde tarımın önemini hepimiz yeniden anlıyoruz. Köylüyü tarlasına küstürdük, ekim-biçimin astarı yüzünden pahalı hale geldi. Yüzyıllarca tarım yapılan Afyonkarahisar ovasını inşaatlara teslim ettik. En verimli topraklarımız beton yığınları ile dolu. Geldiğimiz noktada trilyonlar eden evlerin bodrumlarına kanalizasyon taşıyor. Hem tarımı katlediyor, hem de geleceğimizi karartıyoruz.
Bu tespitleri yapmak için allame-i cihan olmaya gerek yok. Büyük çoğunluk bunun farkında. Ama; “Ah şu paranın gözü kör olsun.”
SALONLAR MESELESİ
Gündemdeki bir başka konu “pıtrak gibi” çoğalan güzellik salonları. İşin bir başka boyutu ise masaj salonları. Özellikle kadınların kendi işlerinin sahibi olmasını teşvik eden uygulamalar sonrasında güzellik salonlarında acayip bir artış yaşandı son yıllarda. Bir çok kadın hemşehrimiz kursa gitti, belge aldı, işyeri kiraladı, son sistem cihazlar aldı ve birbiriyle rekabete başladı. Sonrasında işin böyle olmaması gerektiği anlaşılınca “sağlık” şartları öne alındı. Denetlemeler başladı ve şimdi bu salonları açanlar sıkıntı üzerine sıkıntı yaşıyorlar. İşini layıkıyla yapan, karşısındaki rakibi nedeniyle sıkıntıya düşerken, eksik-gedik işa atılan da denetlemeler karşısında çaresiz kalıyor. Hepsi dertli anlayacağınız.
Önce teşvik edildi, imkan sağlandı… Sonrasında “böyle olmaz” denildi. Tamam, sağlık şartlarının uygulanmasına kimse karşı değil de, bu işler onca teşvik, onca yatırım, onca emek sarfedilmeden önce ayarlansa, planlansa olmaz mıydı?
Masaj salonları dediğimiz gibi işin bir başka boyutu. Bu boyutta devreye “Emniyet” giriyor. Bakıyorsunuz başka kentlerden buraya gelip masaj salonu açmaya çalışanlar var. Sayıları o kadar çok ki. Allah’tan Valilik, Belediye, Emniyet buna müsaade etmiyor. Mevcutta olanların da gerçekten “masaj” yapıp yapmadıklarını denetliyor da, çok büyük sıkıntılar yaşanmıyor. Olası sorunlar da en kısa yoldan çözülüyor. Hasılı kelam bu işlerle ilgili tam anlamıyla bir planlama ve denetleme işin en başından gerekiyor. Kervan yolda düzülünce, üzülenler oluyor.
28 ŞUBAT HATIRALARI
28 Şubat 1997’nin yıldönümünü yaşadık. O tarihteki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan ve demokrasiye “balans ayarı” olduğu söylenen antidemokratik uygulamalara büyük tepkiler gösterildi. 28 Şubat’ın yıldönümünde dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in açıklamaları biraz gözden kaçtı gibi sanki. Gazetelere o günleri değerlendiren Tansu Çiller’in şu sözleri ilimiz demokrasi tarihi açısından önemlidir aslında. Şöyle diyor Çiller; “DYP’yi parçalamak üzere bizden ayrılanlarla derleme toplama partisi olarak isimlendirdiğimiz Demokrat Türkiye Partisi (DTP) kuruldu. Milletvekillerimiz Anavatan Partisi’ne transfer edildi. Otel odalarında milletvekili transferlerini yaşadık. O kadar ki “Aman yapmasınlar” demesi için yolladığım milletvekili bile onlara katıldı. Çünkü gidenin önüne de bir dosya konuluyor, tehdit ediliyordu ya da bir menfaat teklif ediliyordu. Netice itibariyle milletin çoğunluk olarak yolladığı irade azınlık yapıldı, demokrasi katledildi. Demokrasi milletin iradesidir, eğer milletin iradesi başka bir iradeye teslim edilebiliyorsa, çoğunluk azınlık yapılıyorsa, adı demokrasi değil darbedir”
Bu sözler şunun için önemlidir: O tarihte Afyonkarahisar Milletvekili olan isimler de tarihe parti değiştirmeleri ile geçmişlerdi. Parti değişikliklerinin menfaat ya da tehditle olduğu hep konuşuluyordu ama en yetkili ağızdan söylenmesi önem arz ediyor şimdi. Hele ki, “Aman yapmasınlar diye yolladığımız milletvekili bile onlara katıldı” sözleri…
Tansu Çiller’in Afyonkarahisar açısından son günlerdeki bir başka önemi de Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ile bağlantılı. Yaygın basındaki kulis yazılarına kulak verildiğinde, DP ve 6’lı ittifakın önünün kesilmesi için Tansu Çiller’den yeni bir parti kurması istendiği ya da Demokrat Parti’nin başına geçip Merkez Sağı toparlaması istendiği konuşuluyor. Malum, hafta sonu yapılan büyük kongrede Afyon Milletvekili Gültekin Uysal DP Genel Başkanlığı’na yeniden seçildi.
DP ve Merkez Sağ’da olası gelişmeleri bu bilgiler ışığında takip etmekte fayda var gibi…
İSİMLER DEĞİŞSE DE “SÖZ”LER BAKİ
Dünkü köşe yazımızda birkaç hata yapmışız. Konunun aslına zarar vermeyecek derecedeki bu hataları düzeltmek isteriz. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ayrılan Bekir Pakdemirli’nin ismini babasının ismi ile karıştırıp “Ekrem Pakdemirli” yazmışız. Malum Bekir Bey’in babası Ekrem Pakdemirli de ANAP döneminin eski Devlet Bakanlarından idi, zihnimize o kazınmış olmalı. Yeni Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’nin ise Bakan yardımcısı iken bakanlık görevini devraldığından bahsetmişiz. Bir başka bakanlıktaki görev değişimi ile Tarım Bakanlığı’ndakini karıştırmış olmalıyız. Bakanlık makamına Afyonlu bir isim atanmayınca yeni atamaları sindiremedik desek yeridir… Bu hatalar için özür dileriz. Lakin, yazıda isimlerin hiçbir önemi bulunmamaktadır. Yazının ana konusu “Tarım ve Orman Bakanı’nın Afyon’a verdiği sözler”dir. İsimler değişse de, Afyonkarahisarımız için önem taşıyan bu sözlerin akıbeti merak konumuz olmayı sürdürecektir.