Büyük Şair Mehmet Akif Ersoy’u ve onun eserlerini övmek bizim haddimiz değil. Bize sadece o eserleri birkaç kişi daha fazla okusun diye nakletmek düşer.
İşte her işimizi Allah’a havale edişimizi, çalışıp-çabalamak varken, yan gelip yatmayı en veciz ifadelerle anlatan bir Mehmet Akif Ersoy şiiri. Bu günlerde işimize yarar diye sütunlarımıza alıyoruz:
“Bırak çalışmayı, emr et oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir…
Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk, çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!
Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!
Havâle et ne kadar masrafın olursa… Verir!
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek;
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
«Yetiş!» de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: Her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;
Çoluk çocuk O’na âid: Lalan, bacın, dadın O;
Vekil-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;
Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış… Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş… Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı… Hepsi hâsılı O.
…
Senin şu hâlini Sa´di ne hoş hikâye eder…
İşittiğin olacaktır ya… Neyse, dinleyiver: Kalenderin biri köyden sabahleyin fırlar.
Arar nasîbini; avdette kırda akşamlar. (… dönüşte kırda akşamlar)
Fakat güneş batarak, ortalık karardıkça
Görür ki: Yerde yatılmaz, hemen çıkar ağaca. Herif ağaçta iken bir iniltidir, işitir…
Bakar ki: Bir kötürüm tilkinin yanık sesidir. Zavallı, pösteki olmuş, bacak yok işliyecek; Boğazsa işlemek ister… Ne yapsın… İnliyecek! Biraz geçince, kavî dişlerinde bir ceylân,
İner yakındaki vâdiye karşıdan arslan.
Yukarda çıkmaz olur, şimdi, yolcunun nefesi; Tabîatiyle durur hastanın da inlemesi!
Yiyip şikârını arslan, dalınca ormanına;
Sürüklenir, yanaşır tilki sofranın yanına;
Doyar efendisinin artığıyle, sonra yatar.
Herif düşünmeye başlar eder de hâle nazâr: “Cenab-ı Hak ne kadar merhametli, görmeli ki: Açım! demekle amel-mânde bir topal tilki, (Açım deyince işe yaramaz bir topal tilki)
Ayağna gönderiyor rızkın en mükemmelini…
O halde çekmeli insan çalışmadan elini.
Değer mi koşmaya akşam sabah, yalan dünya? Dolaşmayan dolaşandan akıllı… Gördün ya: Horul horul uyuyor kahbe tilki, senden tok!
Tevekkül etmeli öyleyse şimdiden tezi yok.
Yazık bu âna kadar çektiğim sıkıntılara!… “Sabâh olunca, herif dağ başında bir mağara
Tasarlayıp, ebedî´tikâfa niyyet eder.
(Bulur, oraya kapanıp ibadet etmeye niyet eder)
Birinci gün bakınır. Yok ne bir gelir, ne gider!
İkinci gün basar açlık, erir erir süzülür;
Üçüncü gün uyuşuk bir sinek olur büzülür. Ölüm mü, uyku mu her neyse âkıbet uzanır; Fakat işittiği bir sesle silkinir, uyanır:
“Dolaş da yırtıcı arslan kesil behey miskin!
Niçin yatıp, kötürüm tilki olmak istersin?
Elin, kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak,
Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak. ”