Batan bir firma nasıl kurtarılır? Güç sahiple-rine yaklaşan bu büyük firma, mali durumunun düzelmesine yardımcı olmaları için güç sahiplerinden destek ister. Güç sahipleri de çıkarıp ceplerinden ya da hakim oldukları ödeneklerden karşılıksız olarak bu firmaya para verme yetkisine sahip değillerdir elbet. “Sen bir proje hazırla, o işi yap, bitir, hak et, paranı al. Sana ancak öyle destek olabilir” denir. Hani bul tutan parmağını yalar ya… Firma daha önce eşi benzeri görülmemiş bir proje hazırlar. Teknik alt yapısını bitirir. Sonra yetki sahiplerinin onayına sunar. Tüm prosedürler tamamlandıktan sonra bu projenin hayata geçirilmesi için düğmeye basılır. İnşaat tamamlanır. Firma hak ettiği parasını alır. Hem memlekete bir eser kazandırılır, hem de dara düşen firma dardan kurtarılır. “Kazan-kazan” yani. Ama sonradan işin içinden “vıttırıvızzık” çıkar. Yapılan eserin teknik şartnamelere uygun olmadığı belirlenir. “Nasıl olur, mümkün değil” falan derken, yaşanan kazalar, yapılan ölçümler yanlışlıkları tescil eder. E, ne olacak? “Hata var” denilse, onay verip, paraları ödetenler yanacak. Her şey ortada, “hata yok” demek mümkün değil. Yeniden yapılsa firma, zaten darda. O zaman “yeniden yapılsın ama, parasını devlet versin” fikrine varılır. İşler böylesine hallolacakken, “münafıklar” işi karıştırır, planlar suya düşer. Trilyonluk yatırımda pişmiş aşa su katılır. Firmanın hatasını telafi etmesine, uygunsuz eserin yıkılıp yeniden yapılmasına, bunun masraflarını da hata sahibi olan firmanın yüklenmesine karar verilir.
Tabi bu anlattıklarımızın bizim ülkemizde, şehrimizde olması mümkün değildir. Biz de işler böyle yürümez.
Zaten biz de bunları ibret alınması için buradan aktardık. “Münafıklar”ın aklına başka şeyler gelmesin.
Bu ibret hikayesini anlattıktan sonra başka bir konuya, Balmahmut Köyü’nde yıkımına karar verilen köprü meselesine geçiyoruz. “Köyü satsan bu kadar para etmez” denilen yatırım yapılarak Balmahmut’un ineklerinin meraya ulaşması için köprü yapılmış. Ama ne yazık ki bu köprü standartlara uygun yapılmadığı için kazalara neden olmuş. Kazaları önlemek için köprüyü yükseltemeyeceklerine göre, yolu kazıp yüksekliği ayarlamaya çalışmışlar. Ama ortaya çıkan abes durumu yetkililer de beğenmeyince “hızı düşürün” falan gibi tabelalarla önlem alınmaya çalışılmış. Ama ne fayda?
Sonuç olarak trilyonlar harcanarak yapılan bir yatırım ne yazık ki kullanılamadan atıl hale gelmiş, yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilmiş. “Kullanılsa ne olacak, ineklerin geçmesi için trilyonluk köprü şart mı?” diyenler olabilir. Biz onların hizmet düşmanı (!) olduğuna farz ederek kulak asmayalım isterseniz.
Bizim işaret etmek istediğimiz nokta kamu yatırımlarında yaşanan akıl almaz yanlışlar ve bunların devlete çıkan faturasına rağmen, suçlusunun bulunamamasıdır.
Afyonkarahisar’da kamu kaynaklarının hoyratça harcandığı yatırımları şöyle bir gözünüzün önünden geçirin. İlk etapta aklımıza geliverenler, İzmir yolundaki bir kere bile su tutmayan yüzme havuzu, Uydukent’te Rehabilitasyon Merkezi olarak yapılıp standartlara uymadığı için kullanılamayan koca bina, Organize Sanayi Bölgesi’nde Hayvan Pazarı olarak başlanıp yarım bırakılan koca alan, Eski otogar alanında yaşanan rezalet. Örnekler çoğaltılabilir.
Bunların ve benzerlerinin faturası hep devlete-millete çıktı. Bu köprünün faturasını da altına ekleyeceğiz. İyi de bunların hiç birisine biz imza atmadık, izin vermedik. Siz imza attınız mı, izin verdiniz mi? Biliyoruz ki, vermediniz. Peki neden imza yetkilileri, dururken, görevi bu işleri denetlemek olanlar varken, faturayı her seferinde toplum olarak biz ödüyoruz?
Biliyoruz, anlamak da cevaplamak da zor…