Ölüm haberleri, felaket haberleri, terör ve şehit haberleri… Bunun gibi acı haberler ard arda geliyor.
Hal böyle olunca “Bu kadar acıya yürek dayanır mı?” türü serzenişler duyuluyor.
Böyle zamanlarda “Beterin beteri var, Allah beterinden korusun” demek gerekiyor galiba.
Afyonkarahisarlılar’ın yakından tanıdığı bir ismin, Ulvi Erşan’ın böylesi bir zamanda bize anlattığı anısını hatırlıyoruz.
Bizim için zor geçen bir dönemdeki kısa sohbetimizde Ulvi Erşan “Beterin beteri olduğunu unutmamak gerek” diyerek söze başlamış, akıcı üslubuyla başından geçen bir olayı aktarmıştı. Bir yakınının cenazesi için başka bir şehre gitmesi gerektiğinde ortaya çıkan hesaplanamaz engeller nedeniyle cenazeye yetişememenin üzüntüsü içinde yolculuk ederken, yanındaki yolcunun kendisine unutulmaz bir ders verdiğini anlatmıştı.
Yakınının cenazesinde son görevi yapamamanın üzüntüsünü yaşarken, yanındaki yolcu ‘beterin beteri var’ demişti. “Yahu en yakınımı kaybetmişim, cenazesine yetişememişim, son görevimi yapamamışım, kabrine bir toprak atamamışım, daha beteri ne olacak ki” derken, küçüklüğünden itibaren bin bir emekle, zahmetle büyütülen, yetiştirilen, ailenin tek umudu, tek oğlunun, bilim uğruna hayatını harcayıp, ülkenin en değerli bilim adamlarından birisi olmuşken, ailesinin, mutluluğu, memleketinin gururu haline gelmişken, bir maden göçüğünde kaybolduğunu, cesedinden tek bir parça kalmadığını, umudunu, ömrünü, herşeyini bu evlada harcayan ailenin oğlumun mezarı deyip, evladımın makamı deyip teselli bulacakları bir izin bile kalmadığını öğrenince beterin beteri olabileceğini aklı kesmişti Ulvi Ağabey’in.
Bir başka zaman, böylesi bir durumda “Bu da geçer ya Hu” demek gerektiği hikayesini ise Ahmet Ağabey’den dinlemiştik.
Dönemin Belediye Başkanı Hayrettin Barut makam odasına “Edep ya Hu” ve “Bu da geçer ya Hu” yazılı levhalar astırdığında ‘bunlar ne ki’ dediğimizde, şöyle anlatmıştı hikayesi:
“Dervişin biri bir köyde kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek birilerini ararken Şakir diye zengin birinin çiftliğini tarif ederler. Derviş Şakir’in yanına gidinceye kadar Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar… Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir’i bulur, Şakir Derviş’i çok iyi ağırlar. Ayrılma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Zenginliğine hep şükret.” der. Şakir ise: “Hiç bir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer…” der.Zaman geçer, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar. Yolda rastladığı köylülere Şakir’i sorar. Şakir’in fakirleyip, Haddad’ın yanında işçi olduğunu öğrenir. Derviş Haddad’ın çiftliğinde Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmış, üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmaya başlamıştır. Şakir ve ailesi bu kez Derviş’i mütevazı evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: “Unutma, bu da geçer…” Gezgin Derviş’in yolu yedi yıl sonra yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad bir kaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…” Zaman yine akar, Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer.” Derviş, “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geldiğinde ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır… O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazar. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Yüzükte “Bu da geçer” yazmaktadır. Selçuklu zamanından beri tekke ve dergahların bazılarında “Bu da geçer ya Hu” levhası baş köşede bulunmaktadır.