Bugün İstanbul’un fethinin 572’inci yıldönümü. Kutlu Padişah Fatih Sultan Mehmet Han ile İstanbul’u Türk Milleti’ne ve İslam Alemi’ne armağan eden tüm şehit ve gazilerini rahmetle, minnetle anıyoruz.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın Veziri, ilimizde unutulmaz izleri bulunan Gedik Ahmet Paşa’yı Afyonkarahisarlılar olarak yeterince tanıyor ve hatırlıyor muyuz?
Bugün “Afyonkarahisar’ın mücevheri” olarak tanımladığımız İmaret (Gedik Ahmet Paşa) Camii’ni şehrimize hediye eden Gedik Ahmet Paşa, Fatih Sultan Mehmet’in veziridir.
Gedik Ahmet Paşa’nın, doğum tarihi bilinmemektedir.
Sırbistan’da ve Arnavutluk’ta doğduğu, 2. Murat döneminde çocukken saraya alınıp Enderun’da yetiştirildiği anlaşılmaktadır.
Sarayda iyi bir eğitim görmüş, cesur, savaş taktiği bilen, asker olarak yetiştirilmiştir.
Önce Rum Beylerbeyliğine getirilmiş. 1462 yılında İshak Paşa'nın yerine Anadolu Beylerbeyliğine atanmıştır.
Fatih Sultan Mehmet'in takdirlerini kazanmış, daima devletin problemli bölgelerinde görev verilmiş, fethedilmesi gereken yerlerde üstün gayret göstermiştir.
1461’de Kayıtlıhisar’ı fethetmiş, Anadolu'daki küçük beyliklerin yarattığı huzursuzluğu önlemiş, Şehzade Mustafa'yı Karaman Valisi olarak Konya'ya yerleştirmiştir.
1470 yılında Eğriboz'u fethetmiş. Kendisi gayretleri neticesi vezirliğe yükseltilmiştir.
1471'de Alâiye, İçel, Silifke, Cülek ve Lüle'yi ele geçirir. Karamanoğlu Beyliği üzerine yapılan seferlerde üstün çaba göstermiş, bu seferlerde Afyonkarahisar’ı üs olarak kullanmıştır. Gedik Ahmet Paşa Külliyesi o günlerin bugüne hediyesidir.
Gedik Ahmet Paşa’nın Otlukbeli'nde, savaşın kazanılmasında ve Uzun Hasan'ın yenilmesinde önemli rolü olmuştur. 1474'de Fatih oğlu Mustafa'nın ölümünden sorumlu tuttuğu Veziriazam Mahmut Paşa'yı idam ederek, Gedik Ahmet Paşa'yı sadrazam yapar.
1475'de Kefe ve Azaplı ele geçirilir. İşkodra’ya seter için görevlendirilir. Fatih'e zamansız ve gereksiz olduğunu söyleyince azledilir. Rumelihisarı’nda hapsedilir.
Haklı olduğu ortaya çıkınca Hersekzade Ahmet'in aracılığıyla serbest bırakılır. Kaptan-ı Derya ve Avlonya Sancak Beyi olur.
1479'da Ege'de Kefelonya, Zanta, Ayomavrayı zapteder. 1480 yılında Fatih bir donanma ile İtalya güneydoğusunda Otranto'ya gönderir. Gedik Ahmet Paşa 1480 Ağustos’unda Otranto'yu fetheder. (Fatih'in bu seferden gayesi Batı Roma imparatorluğu'nun fethi ve ortadan kaldırılmasıdır)
1481 yılında II. Beyazıt, ve kardeşi Cem Sultan arasındaki savaşa son anda yetişerek Beyazıt'ın kazanmasını sağlar. Ne var ki II. Beyazıt Cem Sultan'ı takip edip yakalamadığı gerekçesiyle (veya Cem Sultanı tuttuğu düşüncesiyle) Paşa'yı hapse atar. Mert, cesur ve sevilen bir asker olan paşa, kapı kullarının ayaklanmasıyla serbest bırakılır.
Rodos Şövalyeleri ile (Cem Sultan nedeniyle gerilen durumu düzeltmek üzere) anlaşma imzalamaya gönderilir. Anlaşma sonu kutlama için Edirne'de devletin ileri gelen vezirlerine Padişah bir yemek düzenler.
Yemekle Sultan Beyazıt, askeri giderleri azaltacağını ve yeni atamalar yapacağını bildirir.
Gedik Ahmet Paşa, Padişah’a açıkça fikrini söyler:
- Eğer askerleri tahrik ederseniz, tahtınız tehlikeye girer. Bu hayatta kardeşi olan Sultan için zor bir durumdur, der.
Sultan Beyazıt buna kızarak Paşa’yı hapse attırır. Askerin ve kapı kullarının itirazı üzerine hapisten çıkarır.
- İşte Paşa sağ der, gösterir.
Daha sonra Paşa’yı boğdurarak, idam eder. (18-11-1482) (Gedik Ahmet Paşa'nın boğulma olayının sebebini Tarihçi Karolin Finkel üst seviyedeki yöneticilerin sultanlar için tehlikeli olduğuna bağlar. Profesör Doktor İlber Ortaylı ve diğer Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Prof. Dr. Said Öztürk gibi tarihçiler Cem Sultan’a olan sevgisinin rolü olduğunu ifade ederler.)
Gedik Ahmet Paşa Ladik'de bir mescit, Kütahya'da bir mektep ve bir arasta, Afyon'da 1472 yılında Cami, Medrese, Hamam ve İmaret’ten ibaret bir külliye yaptırmıştır. Afyonkarahisar’daki külliyenin mimarı Ayas Ağadır. Cami, 1795 yılında Müftüzade Ahmet tarafından restore edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet tarafından verilen bir vakıf ile Cumhuriyete kadar, paşanın evlatları tarafından yönetilmiş, 1924'de Vakıflar Kanunu ile Vakıflar İdaresine devredilmiştir.
Bir vakfiyesi vardır. Neler yapılacağı, (Kur'an Hatimi ve öğrenimi) kimlere Hoca, müezzin, bakıcı neler verileceği yazılıdır. 15. yüzyıldan günümüze kadar evlâtları vakıf kayıtlarında mevcuttur.
Bugün Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın girişimleri ile İmaret Külliyesi’nin bahçesinde, Vakıf geleneğine uygun şekilde halka yemek dağıtımı geleneği yeniden canlandırılmıştır. Allah emeği geçenlerden razı olsun.
DEVLET-İ EBED MÜDDET
Milletimiz nezdinde Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile doğu ve güneydoğu bölgesinde yıllardır yürüttüğümüz mücadelenin hiçbir farkı yoktur. Bunların hepsi de milletimizin yedi düvele karşı verdiği istiklal ve istikbal mücadeleleridir. Türkiye'nin kimsenin toprağında gözü yoktur, bizim tarihimizde sömürgecilik utancına asla rastlayamazsınız. Tam tersine bizim ecdadımız gittiği her yeri mamur etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti gökten zembille inmiş bir devlet değildir. Şayet 19 Mayıs 1919'u, 23 Nisan 1920'yi, 29 Ekim 1923'ü ya da 1071 Malazgirt Zaferi'nden, 1299 Osmanlı'nın kuruluşundan, 1453 İstanbul'un fethinden ayrı görürsek yanlışa düşeriz. Bunların hepsi de birbirinin devamıdır.
Mesela Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok hayran olduğu devlet yöneticilerinin başında Fatih Sultan Mehmet Han gelmektedir. Atatürk, “Fatih sadece büyük bir Türk büyüğü değil, cihan tarihinde en büyük adamdır” demiştir.
Fatih Sultan Mehmed tebdili kıyafet ile halk arasında yaptığı gezinin ardından "Bu milletle değil İstanbul'u, cihanı fethederim" demişti. Fatih Hazretleri gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, milletine sonsuz inanç ve güven besliyordu. İşgal donanmaları İstanbul'a demir attığında, herkes umutsuzluğa kapılırken o "Geldikleri gibi gidecekler" diyecek gücü, milletine olan inancından alıyordu.
Bu konuda Ünlü Türk düşünür ve yazar, H. Nihal Atsız’ın şu sözleri paylaşılmaya değerdir: “Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu, İlhanlı Devleti’nin uç beyliğinden doğmuştur; demek ki onun devamıdır, İlhanlı Devleti Anadolu’daki Selçuklu devletinin devamıdır. Anadolu’daki Selçuklu Devleti ile Batı Türkistan ve İran’daki Harzemşahlar Devleti Büyük Selçuklu Devleti’nin devamıdır. Büyük Selçuklu Devleti; Karahanlıların, Karahanlılar Uygurların, Uygurlar Gök Türklerin, Gök Türkler Aparların, Aparlar Siyenpilerin, Siyenpiler Kunların devamıdır. Bu devamlar kesintisiz, aralıksız bir tarihin kadrosudur. Yani biz, biri yıkılıp biri kurulan ayrı ayrı devletlerin değil, bir bütün halinde sürüp gelen bir devletin milletiyiz.”
“Devlet-i Ebed Müddet” inancımız gereğince Türk Milleti’nin binlerce yıllık Devlet geleneği bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kardeş Türk Devletleri tarafından sürdürülmektedir. Türk toplulukları tarih boyunca ister göçebe ister yerleşik olsun her zaman bir arada olma gayesi içinde olmuştur. Bu ideal onların her zaman devlet olma bilincine sahip olmalarını sağlamıştır. Devlet olma bilinci Türklerin diğer medeniyetler karşısında daha güçlü şekilde tek yumruk olmasını sağlamıştır. İşte tam da bu gücü ifade eden “Devlet ebed Müddet” sözü özetle bu şuuru anlatır. Tarih boyunca kurulan her Türk devleti kendinden öncekinin devamı olarak kabul edilmiştir. Allah Türk Milleti ve Türk Devleti’ni payidar eylesin…