Sezer Küçükkurt

Çal çoban çal – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt

13 Eylül 2012 Perşembe 03:00:00
  Acı, kan ve göz yaşıyla olan imtihanımız bitmek bilmiyor. Hemen hemen her gün, patlamalarla, ölümlerle, şehit haberleriyle, acı olaylarla sarsılıyoruz.
Bir çok aile, ana-baba, ya da başlı başına bir kent acılara boğuluyor. Kimilerinin acısı aylarca, yıllarca sürerken, kimimiz de birkaç saat sonra normal yaşamımıza dönüyoruz. Bu sarsıntı toplumun değişik kesimlerinde derin acılar bıraktığı gibi, elbette ki üzerinde sorumluluk taşıyanlar üzerinde de önemli tesirlerde bulunuyordur. Bizler kahrolup, feryad-figan olurken, sorumluluk sahibi olanların hepsinin de zevk-ü sefa içerisinde, olana bitene kayıtsız kaldıklarını düşünebilir miyiz?
Ya da evladını kara toprağa veren babanın, annenin acısını unutup hemen normal yaşama dönebileceğini kim düşünebilir?
Sivas gibi kale, Ertuğrul gibi oğul
Herkesin dışarıdan bakıp da imrendiği insanların çileleri, çok kimse için taşınamayacak büyüklükte olabiliyor. Hani, Osmanlı’nın hükümdarı, Niğbolu fatihi, bir çok beyliğin hakimi Yıldırım Beyazıt Han, keyifli keyifli kaval çalan çobana demiş ya, “Ertuğrul gibi oğlun mu gitti, Sivas gibi kalen mi gitti. Çal çoban çal” diye. İşte o hesap…
Söz açılmışken tarihi hikayeyi nakledelim buradan:
Yıldırım Bayezid Han, devletinin geleceği için en fazla ümit beslediği bir veliahd olarak şehzadesi Ertuğrul’u, diğerlerinden daha önde tutuyordu. Bu sebeple onu, Sivas’a vali olarak göndermişti. O burada devlet idaresi ve diplomasiyi öğreniyor, ileride Osmanoğlu’nun hayrul-halefi olmaya hazırlanıyordu.
Ne var ki Timur da, Anadolu’da kasırga gibi esmeye başlamış ve Osmanoğlu ile olan üstünlük ve hakimiyet davası sahralara dökülmüştü. Osmanlı ile mücadelesini Sivas önlerine taşıyan Timur ve ordusu, ele geçirdiği Sivas’ta taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayacak bir katliam yapmıştı. Timur o anda Şehzade Ertuğrul’a da kıymış ve Yıldırım’ın sevgili oğlunu da, ham ekin misali biçmiştir. Yıldırım Han’a acı haberi götürenler, önce Sivas’ın mı, yoksa şehzade Ertuğrul’un mu yitirildiğini haber vermekte hayli tereddüt geçirirler.
Yıldırım Bayezid Han çifte matem yaşadığı bu günlerden birinde yakın birkaç dostuyla kederini dağıtmak ve belki göz yaşlarını kimseye göstermemek için, Bursa civarında bir gezintiye çıkar. Bir müddet sonra koyunlarını önündeki ovaya salmış, sırtını koyu gölgeli bir çınarın gövdesine dayamış yalnız bir çoban görürler. Koyunlar uslu uslu otlamakta, çoban da kaygısız kaygısız kavalına üflemektedir. Bu rahat manzara padişahın dikkatini çeker. Birkaç dakika imrenerek seyrettikten sonra dilinden mi, yoksa ruhundan mı koptuğu belli olmayan şu sözlerini mırıldanır:
Çal çoban çal! Keyif de senin, rahat da… Ne Sivas gibi kalen gitti; ne Ertuğrul gibi oğlun!..
Hangisi, hangimiz
Günümüzde kavalını gamsız gamsız üfleyenlere rastlamak ne kadar kolaysa, efkarını dağıtmak için ne yapacağını şaşıranlara rastlamak da o kadar kolay…

Yazarın Diğer Yazıları