Sezer Küçükkurt

Çelikalay – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt

26 Ağustos 2011 Cuma 03:00:00
  Afyonkarahisar Belediyesi’nin takdir gören bir hizmeti de Afyonkarahisar kültür hayatının eski ve önemli eserlerinden Taşpınar Dergisi’ni yeniden yayınlamaya başlaması. Bu çalışmada emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.
Afyonkarahisar’la ilgili o kadar çarpıcı konulara yer verilmiş ki, Taşpınar’ın son sayısını elimize aldığımızda bir çırpıda okuyup, sonuna ulaştık.
Derginin sonuna vardığımızda aslen Bayat’ın Derbent köyünden olan, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda Arşiv Uzmanı olarak görev yapan Dr. Recep Çelik’in “Milli Mücadele’de Bir din adamı Hoca İsmail Şükrü (Çelikalay)” başlıklı yazısıyla bir kez daha derginin lezzetine vardık. Bugünün hem Kadir gecesi, hem Zafer Haftası’nın başlangıcı hem de Cuma olması nedeniyle sütundaki hakkımızı Dr. Recep Çelik’in Afyonlu Kahraman “Hoca Şükrü”yü anlattığı satırlardan bir kısmına bırakmaya karar verdik. Buyurunuz…
1920 yılında yapılan seçimlerde Afyonkarahisar’dan mebus seçilenlerden birisi de Hoca İsmail Şükrü Efendi idi. 23 Nisan 1920 günü açılan TBMM ‘nin ilk üyelerinden olan İsmail Şükrü Hoca Ankara’ya gittiği zaman ilk olarak Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştür. Paşa kendisine; ‘”Nerede kaldın hocam? Dört gözle sizi bekli-yorduk” der. Bunu üzerine Şükrü Hoca da Afyonkarahisar’da yaptığı teşkilatlanma ve çalışmalar hakkında geniş bilgiler verdikten sonra Mustafa Kemal Paşa da: “Varolunuz hocam Sizin gibi alimlerin bu hususta millete önayak olması memleketin ve dinin muhafazası için elzemdir. Afyonkarahisar’ da nasıl çalıştığınızı, evlerde, camilerde, köylerde halkı düşmana karşı mukavemete nasıl hazırladığınızı işittim. Memleket ve din uğrundaki bu mücadeleniz takdire şayandır. Çok memnun oldum hocam! ” sözleriyle Şükrü Hoca’nın Milli Mücadele için yaptığı çalışmaları takdir etmiştir. Yunan işgalinin genişleyip Alaşehir’in de elden çıkması üzerine durum, TBMM gizli celsesinde gündeme gelir. Hoca Şükrü Efendi görüşmeler sırasında görüşlerini meclis kürsüsünden uzun bir konuşmayla dile getirir ve konuşmasını söyle bağlar:
“Bu millet muharip bir millettir. Başında iyi bir idare gördüğü takdirde ölüme atılır, bu emsaliyle sabittir. Vatan bugün tehlikede. Ben eminim ki bu millet kurtulacaktır. Yok bu azim kabul edilmezse ben vatanımın tehlikeye maruz kaldığını görmekten ve düşman atlarının camilere ahır diye bağlandığını görmektense şehit olmaya karar verdim. Yarın sizden mezuniyet talep edeceğim…”
Meclisteki bu tartışmalar sırasında Erkan-ı Harbiye Reisi Fevzi Paşa’nın Şükrü Hoca’ya: “Hocam ! Vaziyet tehlikelidir.. .Askeri bir cephe kurabilmek için bize beş ay zaman lazım” demesi üzerine de Şükrü Hoca, kendisine kırk atlı ile kırk silah verilmesi halinde Ankara’da kuracağı gönüllüler çetesiyle yola çıkacağını, yollardan toplayacağı silahlı mücahitlerle çetesini büyülteceğini ve Yunanlıları beş ay değil dokuz ay durdurabileceğini ifade etmiştir. Tekliften memnun kalan Fevzi Paşa, Şükrü Hoca’ya yardım edeceğine dair taahhütte bulunur.
İsmail Şükrü Hoca çalışmalarıyla ilgili olarak hatıralarında şu bilgilere yer verir: “Ne kadar silah ve cephane varsa derhal bana teslim edilmesi için Ankara Silah Deposu’na emir vermişlerdi.
Depoya gittim. Ne göreyim! 14 adet martiniden muaddel, tek ateşli bekçi silahından başka silah yoktu, bunları aldım. Sayının kırka iblağını istedim. Ankara Kolordu Kumandanı ve Vali Vekili Nuri Bey buna imkan olmadığını söyledi. Resmi makamlardan ümid kesilince Allah’a dayanarak bir çare düşündüm. Hemen bir gün içinde bir asker elbisesi diktirdim. Başımdaki sarığı muhafaza ederek asker elbisesini giydim. Hacı Bayram Camii’nde Cuma namazından sonra kürsüye çıktım: “Ey cemaat-i müslimin ! Kapıları kapayınız. Hiçbiriniz camiden dışarı çıkmasın. Sizinle görüşülecek mühim meseleler var ! dedim, coştum söyledim. Evde duvarlarda asılı duran harp silahlarının boşuna asılı kalırsa ev sahibine lanet edeceğini anlattım. Memleket ve din tehlikede kalırsa yedisinden yetmişine kadar bütün Müslümanların cihatla mükellef olduğunu belirttim. Mustafa Kemal Paşa’nın teminatını söyledim. Cemaat ağladı, ben ağladım. Nihayet arkamdaki ilmiye cübbesini çıkararak asker elbise-siyle başımda sarık olduğu halde kürsüde ayağa kalktım; ” Ey cemaat-i müslimin ! işte ben asker kıyafetine girdim. Cepheye gidiyorum. Memleket ve din kurtuluncaya kadar cephelerde düşmanla çarpışacağım. Memleketini, dinini seven benimle gelsin ” dedim. Herkes sağa sola koştu. O gün akşama kadar 700 silah, 600 mücahit, 120 at toplanmıştı. Ankara’dan ayrıldım. Afyon’a gelince düşmanın Uşak’a girdiğini duydum, İzzettin Bey’in (Çalışlar) kumanda ettiği cepheye giderek bir müdafaa hattı tesis ettim. “
Dr. Recep Çelik’in “Çelikalay’ı anlattığı satırları böylece devam ediyor. Bizim tüylerimizi diken diken etmeye bu kadarı yetti.
Bu mübarek günde ve gecede Allah’tan umduklarınıza nail olmanızı isterken, yukarıdak satırlarda anılanlara, bugünleri borçlu olduğumuz onlar gibi binlercesine dualarınızı unutmamanızı diliyoruz….

Yazarın Diğer Yazıları