Sezer Küçükkurt

'Ensesi kalına canın sağ olsun, garibana vatan sağ olsun'

Sezer Küçükkurt

19 Kasım 2011 Cumartesi 02:00:00
  Son günlerin “bedelli askerlik ve vicdani retçilik” tartışmalarıyla ilgili en kabul gören görüşünü anlatan cümleyi çektik bugün başlığa.
Bugünlerde pek çok kişinin dilinde pelesenk oldu bu ifade.
Son yayılan haberlere göre, yüzbinlerce kişinin merakla beklediği bedelli askerlikle ilgili yasal düzenleme Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Ayrıntılarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklayacağı düzenlemede yaş sınırının 30, ücretin ise 25 bin lira olması bekleniyor. Şehit aileleri ve terör mağdurlarının kullanacağı özel fona gidecek olan toplanan paranın 4 taksitte alınacağı ifade ediliyor. Düzenlemede geliri olmayan için, “kamu görevi ile ödeme” gibi sürp-riz bir maddenin de olabileceği belirtiliyor. Bedelliden yararlanacakların 21 gün askerlik yapacağı belirtiliyor. Bedelli askerlikten yararlanmak için eğitim şartı da aranmayacak.
Vicdani retçilik konusunda ise durumun ne olacağı şimdilik muğlak. Umarız hiç bir şey olmaz!
Biz bu tartışmalarla uğraşırken gazete manşetlerinden Suriyeliler’in “Türkiye bize müdahale etsin” çağrısını öğreniyoruz. Suriye’deki iç kargaşayı huzura erdirmek için Türk Ordusu göreve çağrılıyor. Yıllar önce Irak’ta din kardeşine silah çekmekten “tezkere” ile kurtulan ordumuz, bugün Suriye’deki kardeşlerine silah doğrultamaya yönlendiriliyor.
Biz ise bu toplumun en kutsal kabul ettiği görevlerden askerlik hizmetini sulandırmakla meşgulüz. Ne yazık…
Askerlik çeşitlerimizi sayalım: Kısa dönem askerlik, yedek subay askerlik, dövizli askerlik var. Şimdi bedelli askerliğimiz olacak. Vicdani ret denen vicdansız olay da sırada…
Yıllardır terörle mücadele eden, kendisine tam yetki verilip, imkan sağlandığında terörün kökünü kazımasını bilen Ordumuz böylesi bir kısırdöngünün içine yuvarlanıyor. Çevremizdeki tehditleri saymak imkansızken, dünyanın en büyük ordularından birisi olarak Türk Ordusu, hangi sisteme uyacağını bilmez durumda. Kendisini doğuştan Türk Ordusu’nun mensubu gören Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli vatandaşları tartışmaların nereye varacağını, kimlerin kışlaya, kimlerin yazlığa gideceğini merakla izliyor.
Anlaşılıyor ki; “Vicdani retçi” “gelmiyorum” diyecek. Parası olan “Ben parayı veririm, kim nöbet tutarsa tutsun” diyecek. Büyük bölümü mecburi, bir bölümü profesyonel, bir bölümü kısa vadeli, bir bölümü uzun vadeli, bir bölümü dövizli, bir bölümü bedelli ve bir bölümü de “vicdani” ordumuz olacak.
Eskiden “Alavere, dalavere Kürt Mehmet nöbete” derlermiş. Buradaki Kürt kelimesinin ırki ayrımcılık olarak kullanılmadığı ortada. En başta bahsettiğimiz “Ensesi kalına canın sağ olsun, garibana vatan sağ olsun” sözüne “alavere, dalavere Türk Mehmet nöbete” sözü de eklenmek üzere..Türkiye bu konuyu kalıcı biçimde bir sisteme kavuşturamadı. Ne zaman kavuşturacağı da belirsiz.
Bu konu üzerine oldukça fazla fikir üretmek mümkün. Biz konuyu yaşanmış küçük bir hikaye ile noktalayalım:
Çanakkale Savaşı’nın en ateşli günleridir. Türk ordusu ile istilacılar karşılıklı siperlerde, Mehmetçik verilecek emirle süngü hücumuna kalkmak için beklemektedirler. Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okunuyor, Kelime-i şehadetler ucuna ekleniyor. Bekleme süresi uzuyor. Hücum ile birlikte şehadete yürüyeceklerini bildiği askeri motive etmek isteyen isteyen komutan erlere sesleniyor:
“Arslanlarım, evlatlarım, biraz sonra Cenab-ı Rabbü’l Alemin’in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim. Haydi, tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp teyemmüm edelim”
Teyemmüm edilir, bekleme devam etmektedir. Komutan bir kez daha seslenir:
“Evlatlarım, belli ki biraz daha bekliyeceğiz. Öünümüzde zaman var, vakit varken kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım. Kıble karşımızda..”
Tam sırada arkalardan Oflu Ali Çavuş’un sesi yükselir… “ER KİŞİ NİYETİNE…”

Yazarın Diğer Yazıları