Sezer Küçükkurt

Fedakarlıklara Devlet de, Millet de minnettardır. Lakin…

Sezer Küçükkurt

Devlet ve millet için gösterilen fedakarlıklar her zaman takdire değerdir. Halk da, Devlet de bu fedakarlıkları göz ardı etmez, edemez. Etmemiştir de… Etmemelidir de…

Devlet de, millet de imkanlar dahilinde bu fedakarlıklara olan şükranını maddi ve manevi ifade etmeye çalışır. Çalışmıştır da… Çalışmalıdır da…

Yeter ki bu şükran duyguları istismar edilmesin, fedakarlıklar devletin de milletin de başına kakılmaya çalışılmasın!.. Dünyada da ahirette de işin eciri-sevabı kaçırılmasın!..

Sitemler, tepkiler bir yere kadar hepimizin ortak duygularının ifadesi olabilir. Ama belli bir çizgiye ulaştıktan sonra işin boyutu değişmekte, olay farklı yerlere doğru evrilmektedir.

Akl-ı selim düşünmek gerekir.

Hepimizin ailesinde, toplumun her kesiminde devletine, milletine bedel ödeyenler vardır. Az ya da çok… Benim bir dedem Çanakkale şehidi, bir dedem 7 sene Yemen’de kaldıktan sonra dönebilen gazidir. 18 ay askerlik yapıp, şehitlik, gazilik payesinden mahrum kalan milyonlarca Türk gencinden birisiyim. Keşke o şerefe nail olabilseydik.

Yüce makamlara ulaşmak için üniforma giymek şart da değildir. Üniforma giymeyip de Devlet’e, Millet’e kurban olan çok kahraman sayabiliriz.

O şerefe kimlerin nail olabileceği Allah’ın takdirindedir.

Allah’ın takdirine iman ile birlikte aslolan; Devlet’e ve Millet’e saygıyı sürdürmek, milli birlik ve beraberliğe hizmete devam etmek, yaşanan acıları birilerinin istismar etmesine müsaade etmemektir.

Ayrışmaya, isyana, fitneye hizmet etmemek, tam aksine; birliğe, beraberliğe, huzur ve kardeşliğe hizmet etmek gerekir.

 

Tarihten bir yaprak: Çerkez Ethem

Fedakarlıklara Devlet de, Millet de minnettardır. Lakin…

Bugün “İslam Ansiklopedisi”nden Çerkez Ethem ile ilgili aldığımız bilgileri sizlere aktarmak istiyorum, bugünlere ilham kaynağı olması dileğiyle:

Çerkez Ethem, Kafkasya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Çerkez boylarından Şapşıh oymağına mensuptur. Babası Bandırma ile Mihaliç arasındaki Emreköy’de ziraat ve değirmencilikle uğraşan Ali Bey’dir. Doğum tarihi kaynaklarda 1884 ve 1886 olarak gösterilmekte olup Ali Bey’in beş oğlundan en küçüğüdür. Ağabeyleri Reşid ve Tevfik beyler gibi o da subay olmaya heves etti. Babasının karşı çıkması üzerine rüşdiyeyi bitirdikten sonra 1905’te İstanbul’a kaçtı ve Bakırköy Süvari Küçük Zâbit Mektebi’ne girdi. Burayı birincilikle bitirerek zâbit vekili oldu. Daha sonra Bulgar cephesinde Çürüksulu Mahmud Paşa’nın kolordu muhafız bölüğünde süvari kıtası kumandanı olarak çarpıştı ve yaralandı.

I. Dünya Savaşı sırasında Ethem Bey ağabeyi Reşid Bey’le birlikte Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görev aldı. Ayrıca Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın Rauf Bey’in (Orbay) kumandasında düzenlediği, İran-Afganistan üzerinden Orta Asya’ya ulaşmayı amaçlayan harekâta katıldığı gibi 1918 yılı başlarında Irak seferinde de bulundu. Yaralanıp hastalanınca Bandırma’daki baba evine döndü.

Millî Mücadele’ye katılmadan önce, Bandırma ve Manyas çevresinde faaliyet gösteren Manyaslı eşkıya Şevket ve Çolak İbrâhim ile birlikte hareket eden Ethem, 13 Şubat 1919’da İttihatçılar’ın İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu fidye almak için kaçırarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra, Ege bölgesinde düşmana karşı mukavemet edebilecek güçler oluşturulurken daha önce maiyetinde çalıştığı Rauf Bey kendisini Salihli ve çevresinde bir milis gücü teşkil etmekle görevlendirdi. Böylece resmen Millî Mücadele’ye katılıp yaklaşık altı ay içinde, aynı bölgede bulunan Poyraz Ağa ve Alaşehirli Mustafa Bey çeteleriyle birleşerek Ege bölgesindeki teşkilâtlanmasını tamamladı. Yunanlılar’a karşı “millet hattı” denilen bir cephe oluşturdu. Bu cephenin oluşması sayesinde daha sonra Ali Fuad Paşa Hey’et-i Temsîliyye’yi Ankara’ya çağırma imkânı bulabilecekti. Ayrıca teşkil ettiği “Kuvâ-yi Seyyâre” adı verilen milis kuvvetleriyle Millî Mücadele’yi tehdit eden iç isyanları bastırmada başarı gösterdi. Önce Balıkesir’in kuzeyinde tehlikeli bir hal alan Anzavur İsyanı’nı, daha sonra Ankara’yı tehdit eden Düzce ve Adapazarı civarındaki isyanları bastırdı (Nisan-Mayıs 1920); bu başarıları ona büyük şöhret kazandırdı. Ardından, Ege cephesinde Yunanlılar’la çatışmaların başladığı bir sırada Yozgat’ta Çapanoğulları’nın Ankara hükümetine karşı ayaklanmaları ve isyancılar üzerine gönderilen nizâmiye birliklerinin başarı elde edememesi üzerine Ankara’ya çağrıldı. Yunanlılar’a karşı hazırlıklar içinde olan Ethem Yozgat’a gitmek istemiyordu; ancak ısrarla davet edilince kuvvetleriyle Ankara’ya gitti ve istasyonda bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından karşılandı. 20 Haziran’da Yozgat’a doğru harekete geçti, bir hafta gibi kısa bir zamanda isyanı bastırdı. Bu olay Kuvâ-yi Seyyâre’nin, dolayısıyla Çerkez Ethem’in prestijini zirveye çıkardı. Gerek bu başarısı gerekse daha önce kendisine gösterilen büyük ilgiden cesaret alarak Ankara hükümeti üzerinde nüfuz kurmaya çalıştı. Yozgat olaylarının Ankara Valisi Yahyâ Galib Bey’in ihmalinden kaynaklandığını ileri sürerek valinin cezalandırılmasını istedi. Mustafa Kemal Paşa buna karşı çıktı, Ethem ise Yahyâ Galib’in cezalandırılmasında ısrar ediyordu. Bu çekişme, Ethem’in Ankara’ya gidip meclis reisini meclisin önünde asacağı tehdidinde bulunması ile daha da sertleşti.

Rusya’nın dostluğunu sağlama ümidiyle Bolşevizm taraftarı tarafından kurulan Yeşil Ordu Cemiyeti’ne katıldı. Ethem daha güçlü olduğu Eskişehir’de Büyük Millet Meclisi’ne karşı kendi liderliğini ve Bolşevikliği savunan Seyyâre-i Yeni Dünya adlı bir “İslâm Bolşevik gazetesi” çıkarmaya başladı. 

Bu arada Ankara’da bütün milis kuvvetlerinin dağıtılıp düzenli ordunun kurulması üzerinde çalışmalar başlatılmıştı. Dahiliye Nezâreti bu amaçla yayımladığı bir tamimle Ethem’in gelişigüzel asker toplamasını yasakladığı gibi kendisine bağlı birliklerin Batı Cephesi Kumandanlığı emrine girmeleri istendi. Buna özellikle Ethem’in ağabeyleri Reşid ve Tevfik beyler itiraz ettiler. Her zaman ağabeylerinin tesirinde kalan Ethem de kendisini Umum Kuvâ-yi Seyyâre ve Kütahya yöresi kumandanı ilân ederek daha önce oluşturulan Batı Cephesi Kumandanlığı emrine girmeyeceğini ilân etti. Sonunda düzenli ordunun emrine girmek istemeyen Ethem’e karşı kuvvete başvuruldu. Bunun üzerine Kütahya’dan Gediz’e çekilen Ethem, I. İnönü Savaşı sırasında Yunanlılar’la iş birliği yaptı. Ardından da birliklerini dağıtarak kardeşleriyle birlikte Yunanlılar’a sığındı veya kendi ifadesiyle “bir protokol yaparak” Yunan işgali altında bulunan Türk topraklarına geçti. Ankara İstiklâl Mahkemesi ise Ethem ve kardeşlerini vatana ihanet suçuyla yargılayarak 9 Mayıs 1921’de gıyaben idama mahkûm etti.

Bir süre Salihli’de Eşref Bey çiftliğinde kalan Çerkez Ethem İzmir’in kurtarılmasından biraz önce Yunanlılar tarafından Atina’ya götürüldü. Oradan Suriye’ye geçti, çeşitli bölgelerde ikamet ettikten sonra Amman’a yerleşti. 1938’de yurda dönmesi için af çıkarılmasına rağmen dönmedi ve 7 Ekim 1949’da Amman’da öldü.

 

Yazarın Diğer Yazıları