Malum, büyük tantanalarla tanıtılan Fetih-1453 isimli sinema filmi gündemde. Türk Sinemasının en büyük harcama yapılarak çekilen filmi olduğu belirtilen bu yapım tarihi bir olayı, İstanbul’un fethini ve Fatih Sultan Mehmet’i anlattığı için oldukça büyük ilgi görüyor. Biz de tüm bu etkenler doğrultusunda filmi merak ederek cumartesi günü izlemek istedik. Rezervasyonu akıl edemediğimiz için salonlarda yer bulmak imkansızdı. Kiler, Zeyland ve Cinemovie sinemalarının tümünde film gösterimde olmasına ve hatta günde 3-5 seans oynatılmasına rağmen tüm salonlar “Fetih sevdalıları” ile dolmuştu. Rezervasyonsuz gelen herkes geri dönmek zorunda kalıyordu. Filmin beklediği gişe hasılatını mutlaka bulacağını düşünerek umutsuzluğa kapılmışken iptal edilen bir re-zervasyon ile filmi izleme olanağı bulduk. Ama umduğumuzu pek bulamadık. Son derece güzel efektler, Amerikan tarzı savaş ve kavga sahneleri gerçekten etkileyici idi. Ama ne yazık ki tarihi şahsiyetlerin yansıtılışı, her zaman olduğu gibi yine yetersizdi. 21 yaşında olması gereken Fatih Sultan Mehmet’i neredeyse 40 yaş görünümündeki, aslıyla benzerliği olmayan bir oyuncu canlandırırken, manevi alemin sultanlarından Akşemseddin’i canlandıran oyuncu da “bir başka alem”di. Diyaloglar sanki dizi ağzıyla yazılmış, Sultan’ın insani yönü tartışmalara gebe bırakılmıştı.
Her neyse… Tarihi kişileri anlatmaya çalışan bu filmlerden sonra yapılan bu tür eleştirilere, tartışmalara alıştık artık. Tarihi şahsiyetlerimizi yıpratmakta üzerimize yok evvel Allah…
O nedenle biz bugün, bu filmi bahane ederek iki büyük tarihi şahsiyetimizi, Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet’i konu edelim istedik.
Atatürk’ün en sevdiği, en beğendiği Osmanlı padişahı’nın tartışmasız Fatih olduğunu biliyoruz.
“İstanbul’u alan büyük Fatih, bu azametli, kudretli padişah hakikaten bütün İslam dünyasının, bütün Türk dünyasının hakkıyla istifade edebileceği bir zattır. Bazı kusurları bir kenara bırakılırsa, bütün cihanın büyüklüğünü takdir edebileceği şahsiyettir.” sözü Atatürk’e aittir.
Zaman zaman Fatih’in bazı politikalarını eleştirse de Atatürk, İstanbul’un fethi hakkında şu çarpıcı sözleri söylemiştir:
“İstanbul’un fethi olayını değerlendirirken diyenler vardır ki: Bizanslılar Türklerden daha medeni idiler, fakat Türklerin harsı kuvvetli olduğu için galip ve başarılı oldular! Bu anlayış anlatım doğru değildir. Gerçekte Türkler Bizanslılardan daha hem daha medeni idiler, hem de ırki karakterleri onlardan yüksekti. Medeniyet dediğimiz harsın üç önemli özelliğini göz önünde tutarak olayı değerlendirirsek fikrimiz kolaylıkla anlaşılmış olur:
İstanbul’u alan Türkler, devlet hayatında elbette Bizans İmparatorluğu’ndan çok yüksekti. Türklerin İstanbul’un fethinde inşa ve icat ettikleri gemileri toplar ve her çeşit araçlar, gösterdikleri yüksek fen yeteneği, bilhassa koca bir donanmayı Dolmabahçe’den Haliç’e kadar karadan nakletmek dehası, daha önce Boğaziçi’nde inşa ettikleri kuleler, aldıkları tedbirler, Bizans’ı alan Türklerin fikir ve fen aleminde ne kadar ileri olduklarının yüksek şahitleridir. Bizans prenslerinin Türk ordugahlarında staj yaptıklarını, her konuda ders aldıklarını da hatırlatmak isterim. Daha Atilla zamanında Doğu Roma İmparatorluğu’nun Türklerin haraçgüzarı olacak kadar siyasette ve askerlikte bilgi ve beceriden yoksun düzeyde olduğu bilinmektedir. Bizans’ı alan Türklerin, ekonomik hayatta, Bizanslıların çok ilerisinde olduğunu anlatmaya dahi gerek yoktur.”
Atatürk’ün bu sözlerinden anlıyoruz ki; asırlardan süzülen sarsılmaz bir imanın destekçisi olan “akıl, fen ve teknik” İstanbul’un fethini sağlamıştır.
Atatürk’ün yanında bir gün İstanbul’un fethinden konuşulurken söz Fatih Sultan Mehmet’e gelir. Atatürk ortaya: “Tarih acaba benim mi, yoksa İkinci Mehmed’in mi yaptığımız işleri daha mühim bulacaktır?” diye bir soru atar. Herkes “Siz!..” der. Bunun üzerine Atatürk “Niçin?” diye bir soru daha sorar. “Atatürk’ün Fatih’ten çok büyük olduğunu kanıtlamak için” akla hayale gelmeyecek bir övgü yarışı başlarlar.
Sonunda söz orada bulunanlardan en genç olana gelir. Bu genç “Tarih bir sınav salonuna benzer, karşısına gelenlere birtakım özel sorunlar verir. Sonuçta verdiği sorunları çözüşüne ve bundaki yeteneğine göre bir numara verir. Aşağı yukarı tarihin sınavına çıkanların hepsi ayrı şartlar içinde ayrı sorunlar karşısında kalmışlardır. Bunları en iyi halledenler de tereddütsüz on numara almışlardır. Fatih karşısına çıkan sorunları en iyi şekilde çözerek on numara almıştır. Siz de önünüze çıkan sorunları halletmiş ve on numarayı kazanmış bir tarih büyüğüsünüz.” der.
Bu sözleri büyük bir dikkatle dinleyen Atatürk “Bravo!” diyerek genci kutladıktan sonra biraz önce Fatih’i küçümseyenlerden birine dönerek, “Sen haltetmişsin!..” der ve şunları söyler:
“Ben Fatih’ten büyük olabilir miyim! Çok kereler Fatih’in karşılaştığı meseleleri düşündüğüm zaman ben de aynı çözüm yollarını bulmuşumdur. Yalnız, Fatih, benim karşısında kaldığım sorunları nasıl hallederdi? Bunu çok merak ederim.. İkinci Mehmet büyük adamdır büyük…”
Atatürk, biraz uzaklara dalıp düşündükten sonra “Tarihimize nasıl bakmalı?” sorusuna cevap verircesine şunları söylemiştir:
“İmkan olsa da her Türk ailesinin tarihi tespit edilebilse. Asırlar içinde her ailenin bir, iki, üç büyük adam verdiği tespit edilebilir. Mesela Timur soyundan Hasan Baykara, Osmanoğulları’ndan Fatih, Yavuz, hatta Dördüncü Murat, Selçukoğulları’ndan Ertuğrul, Kılıç Arslan filan o dönemin tarih anlayışı içinde hatıraları bize kadar ulaşmış Türklerdir. Yalnız şunu da unutmamalıdır ki, hiçbir adamın memleketine hizmet etmiş olmasına karşılık, sülalesini bir memleketin başına sarmağa da hakkı yoktur. Onun içindir ki Türk’ün karakterine bey’zadelik geleneği yerleşmemiştir. Türk, Türk olduğu için asildir. Bu Anadolu’nun en ücra köşesindeki Mehmetçik, vaktiyle dünyanın yarısını titretmiş bir sınır beyinin nesli olabilir. Ama bundan dolayı hiçbir iddiası yoktur. Çoğumuz büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu Türk olmanın içinde buluruz. İşte onun içindir ki cumhuriyet Türk’ün en tabii yönetim şeklidir. Amma ben Fatih’in devrinde yaşasaydım reyimi (oyumu) tereddütsüz ona verir ve onu reisicumhur (cumhurbaşkanı) seçerdim”
“Muhteşem Yüzyıl” hayranı olduğumuz şu günlerde tarihe böyle bakmak… Bir yanda “Ya toptan hain, ya toptan kahraman ilan etmek”… Diğer yanda “İnsanların hatası da olur, dehası da” diyebilmek…. Bir başka yol da tarihi şahsiyetleri popstara çevirip, kabirinde ters dördürmek… Tercihimizi doğru yapmalıyız…