Yeni darbe dalgasıyla ilgili tartışmalar gündeme hakim. Türkiye yeniden alçak bir saldırı ile karşı karşıya kalabilir mi, kalamaz mı? Ülke gündeminde bu tartışma hararetli bir şekilde sürüyor. Kimileri “milleti korkutup durmayın, darbe marbe olmaz, olsa da devlet gereğini yapar, işimize bakalım” havasında. Bir başka grup ise “Burası Türkiye her an her şey olabilir. Düşmanlar tetikte, biz de her halükarda teyakkuzda olmalıyız” görüşünde.
Biz ikinci guruptaki görüşe daha yakınız. Çünkü etrafı ateş çemberi olan, yüzyıllardır hemen hemen her cephede diz çökertilmeye çalışılan Türk Milleti ve onun en büyük kalesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yönelik saldırıların hiçbir zaman durmayacağına inanıyoruz. Bu nedenle gevşememiz halinde, gardımızı indirdiğimizde sıkıntılarımızın artacağına eminiz.
Bakın, 15 Temmuz hain darbe girişiminden 2 gün önce mahkemeye gönderilen FETÖ çatı davası iddianamesindeki “FETÖ, devletin silahlı unsurlarını kullanabilecek proje bir örgüttür” ifadeleri o gün için pek çok kimsenin dikkatini çekmemişti. Nasıl ki, 15 Temmuz gecesi ortalık birbirine girdi, ihanet çıplak gözle görülür oldu, o zaman millet bu ifadelere inandı.
FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişiminden 2 gün önce tamamlanan çatı iddianamesi; Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) tamamen deşifre edildiğini, tasfiyesi için son aşamaya gelindiğini ortaya koymuştu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde; FETÖ’nün emrindeki polis, asker ve bağlantılı terör örgütleri kast edilerek, “Demokratik hukuk devletinin özelliklerini ortadan kaldırmak amacıyla kurulmuş, en geniş ve büyük katılımlı silahlı terör örgütlemesidir” denildi.
FETÖ’nün yurtdışında kurgulandığına ve bir proje olduğuna dikkat çekilen iddianamede şu tespite yer verilmişti: “Ekonomik, sosyal, kültürel, dini, idari, istihbari ve uluslararası boyutlara sahiptir. Din kisvesi ile gizli çıkar örgütleri üzerinden Türkiye ve İslam toplumlarını, içinden dönüştürmek için yurtdışında kurgulanmış bir yapıdır. Suç ve çıkar örgütlerinden farklıdır. Türkiye ve İslam’ı yeniden biçimlendirmek için kurgulanmış toplumsal, politik mühendislik projesidir.”
O gün bu ifadelerin yankısı küçük oldu, sayınsanmadı, iki gün sonra hainler harekete geçti.
***
Peki bugün durum ne, teyakkuzda olunması gerektiğini söyleyenler ne diyor: “İngiltere başta olmak üzere, ABD, Almanya, Rusya ve hatta İran olmak üzere tüm güçlü devletlerin Türkiye coğrafyası ve etrafındaki hesapları bitmedi, bitmez. Her gün yeni bir oyun, yeni bir ittifak kuruluyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunlarla mücadele için teyakkuzda olmalı, millet, milli bilinç içerisinde olmalı”
Bu uyarının neresi kötü?
Başka iddialar varsa, suçlamalar söz konusuysa iddiaların, suçlamaların sahipleri onlara cevap versin. Ama “Devlet-millet uyanık olsun” demek bugünün şartlarında en doğru sözlerden birisidir bize göre.
Milli Mücadele yıllarını, İstiklal Harbi mücadelesini şöyle bir hatırlayın. Millet bölük bölük, parça parça idi. Kimi bir devletin paçasına sarılmış, kimi dindaşlardan himmet bekliyordu. Kimileri manda isterken, kimileri Rusya’dan destek umar idi. Baştakilerin kafası karışık, ülkenin içi hain kaynıyordu. Bir de doğru yaptığını sanıp, hainlere hizmet edenler vardı. Kendi akıllarınca dine-vatana-devlete hizmet ettiğini sanıyor ama düşmanın oyuncağı olmuşlardı. Herkes bir yöne çekmeye çalışıyor, kimse bir yöne ilerleyemiyordu.
Ta ki, Milli İrade, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ete-kemiğe bürünene kadar. Atatürk ortaya çıktı da, her şey güllük gülistanlık mı oldu? Hayır elbette. Asıl mücadele o zaman başladı.
Millet gafletten silkindi, uykudan uyandı. Bu uyanış istiklali getirdi, kanla, terle, gözyaşıyla…
Uyuduğumuz an, gaflete düştüğümüz an, yenildiğimiz andır. O nedenle uyanık olmalı, teyakkuzda durmalı, Milli bilinci diri tutmalıyız…